Efendim yaklaşık 36 yıl önce memuriyete başladığım yıllarda Kargı ilçemizde köyde görev yaparken, bir kaç çocukla beraber köy çeşmesine giden yoldaki otları göze nahoş gelecek görüntü olmasın diye döküntüleri temizliyoruz. Malum köylerde temizlik görevlisi de yok. O halde; bu işe el atmak daha doğrusu rehber olmak devletin görevlisine düşer. Lojmanın bitişiğinde eşi rahmetli olmuş bir teyzenin evi var. Teyze de çok iyi birisi. Evinin bahçe duvarının önünde yolda kocaman bir taş duruyor. Traktörler geçerken zorlanıyor. Ben de çocuklarla beraber uğraşa uğraşa bu taşı dereye yuvarladım. Kendimce engeli kaldırdım, yolu güzelleştirdim ve işe yaradım. Buraya kadar her şey güzel ama niyete bak akıbete bak. Çünkü akşam felaket…

 

        Sokakta bir gürültü… bir bağrışma… Aman Allah’ım bu da ne? Teyze yollara sığmıyor… Yıllardır duran taş kime dokundu?  TAŞI KİM ÇALDI? Diye… Mahcubiyet içerisinde ve birazda korkarak ben deyince teyze bir anlam veremedi. Elin gariban memuruna ne zararı dokunacak ki dercesine sukuta girdi. Bu durumda ortamı yumuşatmak yine bana düştü.                (Anladım ki; köye giderken sadece diploma yetmiyor. Köyün özelliklerini, insanların hassasiyetlerini tecrübe etmiş birinden dinlemek gerekiyor. Çünkü en iyi okul tecrübedir ancak okul masrafı çoktur)

 

        ‘’Teyzem sen sakin ol bakalım. Ben gençleri toplar dereden taşı geri getirir aynı yerine koyarız’’ deyince, baktım teyze biraz sakinledi. Ben de, kökü bir taş için bu öfke niye? Diye düşünürken, Teyze: ’’Oğlum bu taşı 30 sene önce rahmetli amcan, traktörler geçerken bahçe duvarına dokunmasın diye koymuştu. Bu taşta onun hatırası var. Taşa her baktığımda rahmetli amcanı görüyorum ‘’ dedi.

 

             Aman Allah’ım! Bu nasıl sadakat? Bu nasıl derin sevgi? Bir taşı bile yerinden oynattırmayacak kadar. Bu aile de hiç mi kavga olmadı? Hiç mi maddi manevi sıkıntı yaşanmadı? Hiç mi istekleri ötelenmedi? Soruyorum sizlere,  bu evliliklere bomba atsanız yıkabilir misisiniz?  

 

             Ya şimdi, tabiri caizse evlilikte ayağa düştü. Ne kadar sevgi? Ne kadar sabır? Ne kadar sadakat?  Stüdyoda izdivaç, senesi dolmadan altınları al evden kaç. Sonra…

 

             Eşimin hatırası var diye 30 – 40 yıl taşı saklayan teyzelerden 30 – 40 günde eften püften sebeplerle evlilik cüzdanını çöpe atan nesillere doğru nasıl geldik? Bir düşünelim isterseniz, annelerimiz, babalarımız nelere sabrettiler, biz nelerden şikâyet ediyoruz?

 

             ‘Bir neslin kaderini, bir önceki nesil tayin eder’  sözünden hareketle aileyi koruyabilmek için bu ve buna benzer binlerce örneği bulunan, eli nasırlı Anadolu kadınını, sabır taşı erkeğini gençlerle buluşturma zamanı geldi de geçiyor bile. Bırakın cümleler imlasız olsun, arada samimiyetten uzak yapmacık sözler bulunmasın ama öğütleri bina temelinin köşe taşları gibi sağlam olsun. Anlatırken bile gözlerinden akan saf gözyaşlarını gençler görsün. Görsün ki, elektrikler erken kesilmesin. Aileler parçalanmasın. Çocuklar karşı tarafın kini nefreti üzerine ortada kalmasın. Öz’den uzak eşe dosta göstermelik için mutluluk resimleri (!) sosyal medya da dolaşmasın ama gönüllerde 7/24 dolaşsın.

 

             Özetin Özeti: Taşı saklamasa da, evlilik cüzdanını iyi günde kötü günde hayatının sonuna kadar saklayacak ve çocukları ağlamayacak bir nesil için… Hepimize görev düşüyor.

 

 

TV ‘de İZDİVAC

 

Dul olsun,

Bekâr olsun,

Hiç fark etmez

Bekârsa, yaşı kaç?

Memursa, maaşı kaç?

Yiyip içip gezmeyi,

Almadan vermeyi,

Denizde yüzmeyi,

Çok seviyor mu?

Kalp kırdığında,

Özür diliyor mu?

EVET….EVET

………………,

Geleni gideni olacak mı?

Kaynana bizde kalacak mı?

Ailesine  hiç uğramasak

Darılacak mı?

Annesi- babası, ablası,

Özgürlüğümüze dokunacak mı?

HAYIR….HAYIR…HAYIR

…………………………….,

(perde arkasına geçebiliriz)

 

Kalacağımız ev merkezde olacak,

Yemek yapmadan hiç anlamam,

Dışardan fast food türü gelecek

Ehliyeti ben, arabayı sen alacaksın

Bana ikinci baharımı yaşatacaksın

Her gün kuaföre gitsem kızmayacaksın,

Sağlam bir banka da adıma hesap açtıracaksın,

Kredi kartından sınırsız harcama yaptıracaksın,

Borcumu hiç aksatmadan anında yatıracaksın

………………………………….,

Aklıma gelenler şimdilik bu kadar,

Koşulsuz kabul edersen, gitme kal

Notere gidip sözleşme yapalım

Seyircileri de şahit tutalım,

En ufak bir aksama da,

Tazminatı alıp, cüzdanı atarım

Şartlarımı iyi dinle, iyi anla

Sonra vah tüh deyip darılma,

Sen olmazsan kaç kişi var sırada

Bu da bizim işimiz safları sömürüp,

Rızkımızı (!) çıkarıyoruz burada…!

                              (Mahir Odabaşı)

*Çok şükür programlar yasaklandı.

By MAHİR ODABAŞI

1966 yılında Çorum ili Osmancık ilçesi Seki Köyünde doğdu. İlkokula köyünde başlayıp daha sonra Ankara Çankaya Mithatpaşa İlkokulundan 1977 yılında mezun oldu. 1985 yılında Kargı ilçesinde memuriyete başlayıp sırayla Osmancık ve Mecitözü ilçelerinde 2001 yılına kadar görev yaptı. 1990 yılında İşletme Fakültesini bitirdi. 1991 1992 yılında Ankara Mamak Muhabere Okulunda kısa dönem olarak vatani görevini yaptı. 1990 - 2000 yılları arası çeşitli ilköğretim ve liselerde dışardan İngilizce ve İlk Yardım derslerine girdi. 2001 yılında açılan Sivil Savunma Uzmanlığı sınavını kazanarak Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğünde göreve başladı. 2019 yılında, ikinci üniversite olarak Atatürk Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Okulunu bitirdi ve C sınıfı İş Güvenliği Uzmanlığı belgesini aldı. Halen İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görev yapmakta olup, evli ve 2 İlköğretim Matematik Öğretmeni babasıdır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: