İlçe merkezine bağlı bir mahallede görev yapan öğretmen arada bir öğrencilerine yaş pasta ikramında bulunur. Çünkü o öğretmenliği ve öğrencilerini öğrencileri de onu çok sever. Eğitimcinin birinci önceliği sevgi olmalıdır. Bu olursa gerisi kendiliğinden gelir. Sınıfta herkese pasta dağıtımı yapılır ve öğrenciler yemeye başlar. Ama bir öğrenci yemez tabağa bakar durur. Öğretmen ‘’ evladım sen niye yemiyorsun?’’ deyince ‘’Öğretmenim ama annem babam kardeşim yemiyor ki’’  der. Bu inceliğin merhametin üzerine öğretmen o öğrencisini daha çok sevmeye başlar. İkna eder ve yedirir. 5’nci sınıfta böyle olan bir çocuğun ömür boyu böyle olmasını temenni eder.

ÇİKOLATAYI İKİYE BÖLDÜ

Öğretmen bir vesile ile sınıf öğretmeni olduğu 5’nci sınıf öğrencilerine birer tane çikolata dağıtır. Çocuklar hemen yemeye başlar ama içlerinden biri çikolatayı göstermeden cebine koyar yemiş gibi yapar. Bu durum öğretmenin dikkatini çeker. Teneffüste öğrenciyi takip eder. Bakar ki zil çalınca doğru kardeşin olduğu sınıfa gidiyor ve orada öğretmeninin verdiği çikolatayı ikiye bölüp yarısını ona veriyor. Bu sevgi ve merhamet karşısında öğretmen duygulanır. Gözlerinden bir damla yaş akar. Bunu yetiştiren aileyi gıyabi tebrik eder. Bu merhametin sevginin ömür boyu sürmesi için dua eder.

KURUM PERSONELİNE VEFA

Arkadaşım Rize il milli eğitim müdürlüğü sivil savunma biriminden emekli olur. Etkinlik dolaysıyla aylar sonra bir okula gider. O etkinliğe şimdi Adana İl Milli, Eğitim Müdürü olan hemşerimiz Yaşar Koçak Bey’de katılmıştır. Yaşar Bey daha sonradan Rize’ye atandığından tanışmazlar. Toplantı salonunda okul müdürleri ile oturmuş sohbet ediyor. Arkadaşımız kapıdan girip selam verince, okul müdürü: ‘’ Sayın müdürüm Kadir Bey il milli eğitim müdürlüğünden emekli arkadaşımız’’ diye tanıtılınca ayağa kalkar, ‘’hoş geldiniz hocam’’ der (boş sandalye yoktur) yerini vermeye çalışır. Bu nezaket karşısında arkadaş teşekkür eder oturmaz. Sandalye getirilir uç köşeye oturur. Lakin il milli eğitim müdürünün o nezaketi, emekli kurum personeline değer vermesi çok hoşuna gider.  Gönlünde ayrı bir yer edinir. Gıyabi sevgi saygı besler. Bize de ziyadeleşmesi ümidiyle yazmak düşer.

 

ZORUNA GİTTİ

 

1965’li yıllarda askerlik için Osmancığın dağ köyünden Çorum’a gelir. Gençtir bıyıklarını büyütmüş ve burmuştur. Arabadan iner gördüğü vatandaşa Askerlik Şubesini sorar. O da ‘’Benim arşında yön levhası var okusana’’ deyince, okumam yazmam yok diye cevap verir. Bunun üzerine ‘’Kocaman bıyık büyütünceye kadar okumayı yazmayı öğrenseydin ya’’ der. Bu cümle çok zoruna gider. O günkü zor şartlara rağmen gecesini gündüze katarak iki çocuğunu okutur. Biri emekli doktor diğeri ise öğretmendir. Bazen bir cümle insanı kamçılar ve ufkunu değiştirir.

 

BEN DE

 

Ben de geçmişte bir yetkili ile otururken, haksız yere şahsıma kullandığı bir cümle çok zoruma gitti. Hemen gittim İş Sağlığı ve Güvenliğine bölümüne kayıt yaptırdım. Okulu başarı ile zamanında bitirdim. ÖSYM tarafından yapılan sınava da çok iyi hazırlandım Türkiye 117’ncisi olarak C grubu İş sağlığı ve Güvenliği sertifikasını almaya hak kazandım. Gönle dokunan bir cümle yıllar sonra bana ikinci bir üniversite bitirtirdi. Vesselam bazen şer görünse de ahir yol hayra doğru çıkabilir.

 

ARABADAN İNEN DİREK SUÇLU

 

İtalya Roma da trafikte kavga da araçtan inmek yasaktır. Araçtan inen direk suçlu konuma düşüyor. Bunun için trafikte bir sıkıntı yaşandığı zaman aracın camı indirilir ve oradan karşılıklı ne gerekiyorsa konuşulur. Adamlar kolay yoldan çözümü bulmuşlar. Ya bizde en ufak bir hata da el kol işaretiyle veya kornaya farklı basarak küfürler olmadı aşağı inip kavga gürültüler ve hatta bir hiç uğruna cinayetler işleniyor. Ne diyelim, Roma’da ki uygulamanın darısı bizlerin başına.

 

*

SİTEM

Kaç bayram oldu be oğul

Bir kez arayıp soramadın

Hep öksüz kaldı kapımız

Ben geldim deyip vuramadın

 

Çok ırak olsa da yollar

Telefon denen bir şey var

Hadi bizim aklımız ermiyor

İnsan, arada bir olsun arar

 

Düşün bir, ne emekler verdik size

Dile gelse de bağ bahçe söylese

Daha el ayak tutarken böyle

Sonu ne olur evlat sen söyle

 

Neleri kazandık neleri kaybettik

Çağdaşlık uğruna adetleri mahvettik

Unuttuk artık bir bir emmiyi dayıyı 

Ölüm döşeğinde bile ziyaret edemedik halayı

 

Bu günler daha iyi günler

Yarın kim bilir neler eklenir neler

Örf ve adetleri yaşatmak isteyenler

Gönüllü nefer olmalı nefer

Reklamlar

By MAHİR ODABAŞI

1966 yılında Çorum ili Osmancık ilçesi Seki Köyünde doğdu. İlkokula köyünde başlayıp daha sonra Ankara Çankaya Mithatpaşa İlkokulundan 1977 yılında mezun oldu. 1985 yılında Kargı ilçesinde memuriyete başlayıp sırayla Osmancık ve Mecitözü ilçelerinde 2001 yılına kadar görev yaptı. 1990 yılında İşletme Fakültesini bitirdi. 1991 1992 yılında Ankara Mamak Muhabere Okulunda kısa dönem olarak vatani görevini yaptı. 1990 - 2000 yılları arası çeşitli ilköğretim ve liselerde dışardan İngilizce ve İlk Yardım derslerine girdi. 2001 yılında açılan Sivil Savunma Uzmanlığı sınavını kazanarak Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğünde göreve başladı. 2019 yılında, ikinci üniversite olarak Atatürk Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Okulunu bitirdi ve C sınıfı İş Güvenliği Uzmanlığı belgesini aldı. Halen İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görev yapmakta olup, evli ve 2 İlköğretim Matematik Öğretmeni babasıdır.

Bir Cevap Yazın