Osmancık’ta çeltik fabrikasında paketleme işini aldı. Bunun için çalışacak işçi aradı fakat ilçe de yeterli miktarda bulamadı. Sonra bir tanıdığı yakın ilçenin birinde Afganlı işçilerin olduğunu söyledi. Ora ile irtibat kurdu. Üç tane işçi de oradan geldi. İlçede ki işçilerin yevmiyesi 150 TL iken onlar 60 TL ‘ye çalışmayı kabul ettiler. Üstelik işlerini de hilesiz hurdasız en iyi şekilde yapıyorlardı. Bu durumu gören patron ‘’sizin yevmiyeniz de 150 TL’’ dedi. Diğer taraftan bir öğün yemeği beraber yerken kalan iki öğün yemek için de bir lokanta gösterdi. Gidip oradan istediklerini yemelerini tembih etti. İki işçi ayrıldı bir Afganlı işçi bir süre daha yatılı olarak çalışmaya devam etti.

Zamanla işler bitince yevmiyelerini verip Afganlı işçiye müsaade etti. Sonra ilgili lokantaya giderek hesabı ödemek istedi. Gelen hesaba baktı tahmininin çok altında çıktığını görünce, galiba bir yanlışlık var. Biraz para eksik gibi geldi bana dedi. Dediler, yanlışlık yok Afganlı işçilerin yedikleri burada ama adamlar bir tabak yemekten başka bir şey yemediler. Hatta patron sınırlama koymadı, istediğinizi yiyin deyince, yok deyip bir kez olsun ne tatlı ne de içecek hiçbir şey istemediler.  Niye böyle yaptıklarını merak edip sorduğumda, ‘’madem patron bize güvenip sınır koymamış bizim de onu suiistimal etmememiz gerekir’’ dediler. Doğrusu yıllardır lokantacıyım ve çok patron işçi gönderir, ilk defa böyle düşünen üstelik yabancı insanlara rastladım.

Bu söylem karşısında patronun gözünün önünden eskiden çalıştırdığı elamanlara lokanta gösterdiğinde nasıl suiistimal ettikleri, tatlısından içeceğine kadar hiçbir şeyden geri kalmayan ve yüksek fatura ödeten eş dost tanıdık çalışanlar birer birer geçti. Ve bir de işine ve patronun parasına emanet gözüyle bakan üç Afganlı gariban işçiler… Kendi kendine,

‘’Her milletin iyisi iyidir’’ diye peygamberimiz boşuna dememiş. İyi ki, fırsatçılık yapıp yevmiyelerini bizim işçilerden az vermemişim diye içinden mırıldandı.

VEFASIZ KAMYONCU

            Evi D-100 Karayolu kenarında ve çok kaza olan bölgeye de yakın konumdadır. O dönemlerde her tarafta bariyer olmadığından yaz kış çok kazaya şahit olmuş ve ambulanstan önce o koşmuştur. Yine bir akşam evinin önünde otururken bir kamyonun çeltik tarlasına uçtuğunu görür. Bunun üzerine hemen koşar. Arabanın kasasında variller içinde de sanayi yağı vardır ve her biri çeltik tarlasına dağılmıştır. Onlar sızmaya başlar. Bu arada şoför zarar görmeden çıkar ama ellerini dizlerine vurarak ‘’Ben öldüm!, bittim!, iflas ettim!, mahvoldum!’’ diye haykırarak çığlıklar atar. Neyse sakinleştirirler. Komşuları toplar, bir de traktör bulurlar başlarlar zor şer varilleri çeltik tarlasından çıkarmaya. Tabi bu durum kolay olmaz. Epey zaman ve emek ister. Netice de şoför 10-15 gün oradan ayrılamaz. Bizim Osmancıklı evinde misafir eder, sofrasını açar. Hatta bağdaki üzümlerin yerini kendisinden daha iyi bilir. Neyse işleri biter adam gider. 

            Aradan birkaç ay geçer, orada peş peşe iki tane kamyon durur. İnip sağa sola bakarken bizim Osmancıklıyı çeltik tarlasında görür. O da tanımış ve kamyoncuların yanına doğru yönelmiştir. Kendilerine doğru geldiğini görünce kamyona atlar basar gaza gider. Tabi bu arada varillerden sızan sanayi yağları dört dönüm çeltik tarlasını kurutmuştur. Diğer kamyoncunun yanına çıkar. Selam sabahtan sonra kazayı ve sonrasındaki çırpınarak ağlamasını anlatır. O da,  ‘’ Ben onun şoförüyüm. Ağlamayı iyi becerir. Fakir falan değil, dağda domuzu eksik. İkamet ettiği şehrin yarısı onun desem yalan olmaz. O, senin çeltikleri kurumuş görünce zararı benden ister diye basıp gitti’’ der.

            Bizim Osmancıklı da ‘’ Kuruyan çeltiğe üzülmüyorum. Bu sene kurur gelecek sene olur. Lakin gecenin karanlığında komşularla o kadar uğraşıp, sonra da 10-15 gün evimin kapısını açıp peşinde dolanıp da, bu kadar vefasızlığına ve bundan sonrakilere kötü örnek olmasına üzülüyorum’’ der.

ÖZETİN ÖZETİ : 

Birilerinin vefalı olması sonrakilerin ilgisine alakasına vesile olabilmişse bu durum  harikadır. Yok eğer birilerinin vefasızlığı sonrakilerin ilgisizliğine, vurdum duymazlığına sebep oluyorsa bu durum maalesef çok kötüdür. Vesselam vefa… vefa… vefa…

By MAHİR ODABAŞI

1966 yılında Çorum ili Osmancık ilçesi Seki Köyünde doğdu. İlkokula köyünde başlayıp daha sonra Ankara Çankaya Mithatpaşa İlkokulundan 1977 yılında mezun oldu. 1985 yılında Kargı ilçesinde memuriyete başlayıp sırayla Osmancık ve Mecitözü ilçelerinde 2001 yılına kadar görev yaptı. 1990 yılında İşletme Fakültesini bitirdi. 1991 1992 yılında Ankara Mamak Muhabere Okulunda kısa dönem olarak vatani görevini yaptı. 1990 - 2000 yılları arası çeşitli ilköğretim ve liselerde dışardan İngilizce ve İlk Yardım derslerine girdi. 2001 yılında açılan Sivil Savunma Uzmanlığı sınavını kazanarak Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğünde göreve başladı. 2019 yılında, ikinci üniversite olarak Atatürk Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Okulunu bitirdi ve C sınıfı İş Güvenliği Uzmanlığı belgesini aldı. Halen İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görev yapmakta olup, evli ve 2 İlköğretim Matematik Öğretmeni babasıdır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: