Soğuk havanın hakim olduğu, güneşin tekrar tekrar doğmaktan yorulduğu bir günde bir genç ve bir çocuk yan yana otururken genç olan belli belirsiz bir tını ile

-Burnumun direği sızladı, dedi. Çocuk,

-Senin burnunun direği mi var ki

-Evet

-Benim niye yok

-Büyüyünce olur

-Nasıl olacak peki

-Kalbini acımasın diye sımsıkı tuttuğun gün

-Kalp nasıl tutulur

Adam sustu. Susmalıydı. Hayır konuşmalıydı. Nasıl bir konuşma olacaktı şeker alıp öyle mi başlamalıydı konuşmaya yoksa kocaman bir araba mı almalıydı. İstemsizce eli cebine gitti sonra cebinde gezindi, daha derinlere gidebilecekmiş gibi gezindi, seyahate çıkmış gibi gezindi hazine arar gibi…

İlk ve son hediye diye düşündü, adam. Ona hiç hediye almamıştı şimdi de almayabilirdi. El ele tutuşan insanlar gördü, gülümseyen, bir birini seviyor gibi görünen insanlar…

  Ben gidiyorum diye söze başladı geri geleceğim burada bekle diye de söze devam etti. Sarılmadı, arkasına bile bakmadan gitti. Zaman ve mekan kavramı yoktu, artık yoktu. Yalnızlığına fazlalık olan herkesi tehdit olarak görüyordu. Bunu artık dönmemek üzere gidenlerden öğrenmişti. Hızlı adımlarla yürüyordu. Şimdi dizilerde, filmlerde olsa adam bir ağacın arkasına saklanır çocuğun ne yapacağına bakardı, büyük bir saçmalıktı. Gitmeliydi, dönmemek üzere. Bir ara soluklanmak için durdu ve bir banka oturdu. Elleri, dizleri titriyordu. Sanki her saniyede saçlarına bir ak düşmüş on yaş daha da yaşlanmıştı. Ölüm tercih ettiği için değil de zorunlu olduğu için nefesinde onunla birlikte soluk alıyormuş gibiydi. Bir delikanlı onun oturduğu banka yaklaştı ve teklifsiz bir şekilde yanına oturdu. Ürkek bir şekilde bakan yaşlı adama karşı “Yalnız kalmayı sevmezsin” diyerek adamın lekeli ve damarlı ellerini tuttu. Bir maziden çok bir lahitti. Yaşamıştı, her gün her dakika her saat yaşıyordu. Bir çocuk karanlık bir gecede bir taş üstüne oturmuş ağlıyordu.’ Geleceğim bekle’ denilmişti. O sözüne sadık kalmıştı ama bekle diyen gelmemek üzere gitmişti. Şimdi yanına teklifsizce oturan delikanlıya baktı. Bir çocuk masumluğu içerisinde “Baba beni yine bırakma, beni hiç bırakma” diyerek delikanlıya sarıldı. Öyle sarılmalıydı ki bir daha terk edilmesin…

By Fadime Polat

2000 Kahramanmaraş/Elbistan doğumlu. Kayseri Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 3. sınıf öğrencisi. Şair/yazar. polatfadime801@gmail.com

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: