Bir nevi hayal, soyut sevinçleri somutlaştıran, kişi nesne ve mekanla sınırlandırılmayan çoğu kez de gerçeğe basamak olan mutluluk serumudur.

Hayal, kimine göre oldukça zengin bir kavram iken kimine göre ise yoksul ve lafı güzaftır.

İlk hayal kurmaya başladığımda henüz beş altı yaşlarımda idim. Her gece başımı yastığa koyduğumda Bugs Bunny gibi “naber cınım”  diyen sevimli bir oyuncak tavşanımın olmasını hayal ederdim. Sonra büyümeye başladıkça hayallerimde benimle birlikte yaş aldı sanki…

Zamanla düşlerimin rengi de mekânı da değişmeye başladı. Fakat aynı kalan tek bir şey vardı. Hayal kurarken hissettiğim o heyecan hiç değişmedi, beni hep mutlu etmekle beraber inancımı da tazeledi.

Anlık, günlük, aylık hatta yıllık hayaller sıralayabilirim şuan. Çünkü kişiden kişiye değiştiği gibi içerisinde bulunduğumuz yaşama göre de şekillenir hayallerimiz.

Yazmak, yazdıklarımı insanlarla paylaşmak bir hayaldi benim için ve minik adımlarla hayalimdeki perde aralandı. Niyetim ise, bundan sonraki süreçte pencereyi ardına kadar açmak dünyayı okuyarak yazarak yeniden keşfetmek ve görmek. Elbette bununla sınırlı değil renkli dünyam…

Bir çocuk düşünün, harflerle yeni tanışan, öğreneceği cümlelerle size adım adım koşan. Yıllar sonra öğretmenim diyerek değerli izler taşıyan… İşte ben de çocukların sevinçle koştuğu o kişiyi benimsedim ve gaye edindim.

Tabi bu süreçte araştırmayı, keşfetmeyi, öğrenmeyi seven birisi olarak gezgin ruhuma da bir müsaade vermek istiyorum.

Nasıl mı?

Uzunca bir yolculuk çekiyor canım…

Sınırsız güzelliklere sahip olan ülkemin her karesini ziyaret etmek, kuytu köşede kalmış hikâyelerini dinlemek, yaşanmışlıklara duygularımla şahit olmayı arzu ediyorum. Hayat, tek bir pencereye sığdırılamayacak kadar geniş ve manidar. Her pencereden birer izleyici olmak, bakış açımızı zenginleştirmekle birlikte ruhumuzu da dinlendirir. “Anlam” kavramını kucaklamak ve hissetmek misali…

Aslında tam olarak hayalim “anlam”  kavramı ile ilişkili… Basit bir sandalye için, tahta ve çeşitli araç gereçten yapılmış bir eşya da diyebiliriz, oyma desenleri ile sanata bürünmüş ve emek terinin izlerini taşıyan, bizi dinlendiren bir eşya da diyebiliriz. Yani hayata ve barındırdığı her şeye anlamlı bakmak, bakarken gönül gözüyle görmek bizim elimizde. Yüzeysel kalıplara takılmadan, kendi iç dünyamın bakış açısına müsaade ederek, yaşamın anlamlı yönünün hazzını tatmak istiyorum. Çoğu kez bu durum için Polyannacılık dense de, ben öyle düşünmüyorum. Çünkü bazen, sade yalın mutlulukları yaşamak da, hayatı zoraki yaşamak da aslında bizim elimizde. Bizler, yürüyerek erişebileceğimiz küçük mutlulukları görmezden gelerek, kan ter içinde büyük mutluluklar için koşmaktayız. Neticeye ulaştığımızda ise yorgunluk telâşesinden başka kazancımız olmuyor.

İyi bir gelecek diye adlandırdığımız hayat, zenginlik, iyi okullar, makam ve mevkiler gibi kalıplardan ötesine geçemiyor. Mutluluk ve anlam dediğimiz kavramlarda işte burada bize küsüyor. Sonra hayatı olumsuz olarak sorgulamaya başlıyoruz. Oysa iyi bir gelecek için, tüm değer kavramlarını kazanmış, hayata kanaatle bakmayı öğrenmiş birey olmak gelecek adına en temel yatırımdır. Çünkü mutlu olmanın tohumu bu şekilde ekilmiş olur. O tohumu da sulamak büyütmek ve yeşertmek kişinin kendi elinde. Ben de geçerken ömür, ardımda bırakacağım bir şeyler olmalı diyerek; kalıplaşmış istek, ön yargıya bezenmiş yaşamlara inat, hayatı kendi bakış açıma göre ve faydalı, anlam kavramını takip ederek, ardımda dua ve tebessüm gibi ebedi derin izler bırakmayı hayâl ediyor ve böyle mutlu olacağıma inanıyorum.

Zira özgürlük; sağlıkla, huzurla alınan tek bir nefes,

Gerisi heyecan, gerisi heves…

 

            NURŞEN YAYLA

Reklamlar

Bir Cevap Yazın