Hep bir özlem geçip gittiğim sokaklar.
Sanki buraların büyük yabancısıyım.
Sinemden sızan ince sızı.
Benden bir nokta geride.
Eşsiz bir mevsim…
Yokluk, yalnızlık.
Umutsuzluk.
Bir mahşerdir gönlümün.
Karasından, gözlerindeki beyazdan,beyazından…

Net bir husus var ki:
Bugün kediler senin adınla oynadı.
Koştular mutlulukları saçıldı her tarafa.
Bense boğazımda suskun düğüm.
Genç, yaşlı ışık ışık insanların düğün.
Yad edilmeyince unutulmuş üzeri örtülmüş.
Ömür…
Şimdi bugün.
Yarın.
Uzun zaman.
Zaman kaymış yerinden.
Görmediğim göremediğim bunca yanlış yerden.
Ahvalimi ahvalini soruyorum:
Değişti mi gözlerindeki ayaz?
Sahi sen o ayazda hiç üşümedin mi?
Ben dondum o soğukta.
Sokaklar sensiz bu kış sensiz.
Bu son sensiz.
Bu ömür sensiz.
Geçip gidiyor ağır aksak.
Düşe kalka büyüyor büyüyorum.
Dünya büyüyor.
Çocuklar keskin siperlerde ağlıyor.
Ellerine yakışan kalem nerede?
Farklı desenler çiziyor aklım.
Bir de ağlayamayan çocuklar, çocuklarımız var.
İnsanız insanlığımız…
Nerede?
Bizimle niye gelmiyor?
O yaşları kim silecek?
Kan yüklü yağmurları kim dindirecek?
Eski eski eski…
Yenisi nerde bu insanlığın?
Çocuk, gözlerinde gördüm insanlığı.
Beceremediğimiz o insanlığı.
Beceremeyeceğimiz merhameti…

Ben artık öğrendim.
Yurtsuz vatansız nasıl olur insan?
Nasıl her saniye gurbeti giyinir yüzüne?
Hasreti ilmek ilmek nasıl örer?
İnce bir keder nasıl dolar kalbine?
Artık biliyorum gurbet denilen kimsesizi.
İnsanız ya!
Nerde insan denilen canavar?
Ben de buralarda kaldım.
Ve ben şehrin sokaklarında “memleketim memleketim” diye inlerken;
Gurbeti giyinmiş yüzüm.
Umudu sökülmüş tel tel.
İncinmiş besbelli kendinden, yüreğinden.
Keşfedilmemiş her sokağından…

Fatmanur Nartekin✓

Reklamlar

By gecenin peşinde yolcu

Buzun susayan dağı... Çölün üşüyen sıcağı...

Bir Cevap Yazın