ALMANCILAR GELMİŞ
Çarlık iktidarı döneminde mal mübadelesi yaparak ticaret yapan Kerem Şıktaş bir radyo getirir. Dinleyen halk içinde insan yada benzeri bir canlı olduğunu ve sesleri onların çıkardığını iddia ederler. Bir bölümde akıl dışı kabul ederek dinlemeyi reddeder. Derken Karakoyunlu Rıza Yalçın Kars Milletvekili seçilir (1954) ve yemin töreni kendi sesleriyle yayınlanmaya başlanır. Radyoya anlam veremeyen köy halkından bazıları yemin töreni öncesi der ki “Rıza beyi sesinden tanıyoruz, şayet onun sesi ise biz bunun bir cihaz olduğunu içinde kimsenin olmadığını kabul edeceğiz” Yemin sırası Rıza Yalçın’a gelir ve köylü sesinden tanımıştır. Bu nedenle gururla ve duyguyla göz yaşlarına hakim olamazlar. Sonra radyonun mucize ses nakline inanırlar. Zaten sonrası malum radyo halen vazgeçilmez eğlence kaynağımız.
1960 lı Yılların son çeyreği, radyo ile sonrasında Plak çaları olmayan ev yok gibi. Bahçeli evlerin yöremizde hüküm sürdüğü yıllar. Hangi bahçeli evin önünden geçersen müzik sesi gelmekte idi. Eğer ki Abdullah Papur, Zeynep Hanlarova, Muhlis Akarsu, Mahsuni Şerif, Gönül Akkor, Emel Sayın, Zeki Müren, Yıldıray Çınar’ın sesi duyulursa anlaşılıyordu ki bu evde pikap denilen plakçalar var. Bazen de türkü yada şarkının orta yerinde cızıltı sesi başlayınca plağın yarısı bozulmuş denilirdi.
Çok geçmedi, gramofonlu Pikaplar, plaklar hepsi birer birer nostalji olmaya, süs eşyaları arasında yerini almaya başladı. Artık Teyp çıkmış, kaset furyası başlamış, plağın pabucu dama atılmıştı.
Türkiye o yıllarda elektronik eşya üretiminde yeterli seviyede değildi, bu nedenle teyp üreten az sayıdaki firmalar pahalıya satmakta idiler. Özellikle bizim gibi kırsal kesimlerde yaşayanların alım gücü olmadığından nadir evlerde teyp bulunmakta idi. Ta ki Almanya’ya çalışmaya gitmiş ve dönüşünde en kıymetli bilinen, yakın ve hatırı tutulur kişilere teyp getiren, yanında ise uzun yakaları günün modasına uygun gömlek ve bir paket marlboro sigara hediye gelene kadar. Teyp furyası böylece 1970’li yıllarda başlamıştı.
Köylerimizde bahçeli evlerimize daha elektrik girmeden pille de çalışabilen radyolu teypler girmeye başarmıştı bile. Bahçede taht üzerine kurulmuş ve Almanya’dan gelmiş misafirini ağırlayan ev sahibi sevdiği bir sanatçının kasetini çalmaya başlamış ve sesi mahalleye yayılmaktaydı.
Karslı halk aşıkları Çobanoğlu, Taşlıova, Erzurum’lu Reyhani, İlhami, Sulari, Mahsuni, Ferdi, Orhan vd. kaset döneminde zirve yapan ve en çok dinlenen sanatçılardı. Arabesk müzik okuyan sanatçılar ülkemizde tek radyo televizyon kanalı TRT olduğundan ve arabesk müzik çalınması bu kanalda yasak olduğundan kasetlerle seslerini dinleyicilere ulaştırabilmekteydiler. Yasaklar, bunların binlerce kaset satmalarına neden olmaktaydı.
Aile ortamında ve yaş ortalaması kırkları bulan toplumda genelde dinlenen Aşık Murat Çobanoğlu olurdu. Meşhur bestesi revaçta idi;
“Yirminci asır’ın sonuna kaldık,
Kızı ana, oğlu baba bilmiyor,
Meyhaneler doldu, cami boşaldı,
Hafız namaz, hoca dua bilmiyor.”
Gençler köy yolunda yürürken omuzlarına astıkları teyp’e bir arabesk kaset atıp, yüksek sesle arabesk müzik dinlemeleri farklı bir havaya girmelerini sağlardı. Otomobilin 70’li yıllarda çok az sayıda olduğu yöremizde sonradan araçlarda yüksek ve dışarı verilen müzik sesiyle “ bizde varız, varlığımızı ispata çalışıyoruz” der gibi müzik dinlemeler geçmişin örnek getirisi olabilir belkide?
Arabesk müziğin duayenleri sayılan Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Hakkı Bulut, Neşe Karaböcek, sanat müziğinin duayenleri Emel Sayın, Zeki Müren, sonraları türkü ve arabeskte İbrahim Tatlıses genç dinleyicilerin olmazsa olmazları idi.
Şehir merkezleri ya da köy kahveleri Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında yurt dışında çalışan ve izinlerini memlekette akrabalarının arasında özlem gidererek geçirmek isteyen Almancılarla dolup taşardı. Eğer başında bir fötr şapka, uzun yakalı gömleği veya gömlek cebinde bir marlboro sigarası varsa o Almancı idi. Öyle tanımaktaydık. Sabah uykudan uyandığımızda, mahallede komşuda bir kalabalık gördüğümüzde, hayırdır diye sorduğumuzda “Almancıları gelmiş” derlerdi.
Gurbetten yıllarca ülkesine gelememiş olan, geldiğinde de “Almancı” diye anılan insanlarımızda “Almanya’da Türkleriz, Türkiye’de Almancılarız” diye yakınırlardı.
1970’li yılların ikinci yarısından sonra yöremizde yatırımı olmayan, uzun yolu gelmeyi göze almayan yetişen ikinci kuşak nesillerde, yaşlıların hayattan göçmeleri ile “neye gideyim” düşüncesi ağır basmaya başladı. İznini geçirmeye gelenler tatil yörelerinde kalmakta. Getirdiği dövizini o yerlerde harcayarak tekrar ikinci vatanları olan yurt dışına dönmeye başladılar.
Döviz yasaklarının kalkması, yabancı menşeli sigaraların ülkemizde satışının yapılması, tekstil cenneti olan ülkemizde en moda gömleklerin üretilmesi, teyp’in yerini cd ye bırakması, Almancıların kırsalda gösterişli tavırlarını sonlandırırken, gurbette çalışanlarımızın da geçmişlerine, ata, baba yurtlarına olan gelip görme, yatırım yapma, emekli olduktan sonra kesin dönüş yaparak yerleşme arzuları genelde ikinci ve üçüncü nesiller de bitmiş oldu. hatta çoğu çifte vatandaş ya da Alman(ya) vatandaşı oldular… Emir Şıktaş

Reklamlar

By EMİR ŞIKTAŞ

Bir ömrün sonbaharı..

Bir Cevap Yazın