Sevgi gücü sayesinde hem bireysel hem de küresel düzeyde tüm yıkıcı patlamalar ve çatışmalar durdurulabilir.

Tek bir insanda koşulsuz sevgiyi uyandırarak milyonlarca insanı harekete geçirebiliriz.

Birey aydınlanma patlaması yaşadığında her türlü yıkıcı güçten çok daha yüksek ve üstün bir yapıcı güce sahip olur.

Üstadım; barış adına savaşanlar, sevgi adına nefret saçanlar, eşitlik adına suç işleyenler vs. insanlığın çarpık bir bakış açısına sahip olduğunu gösteriyor. Pozitif ile negatif ayrımını insanoğlu neden doğru yapamıyor?

Pozitife ulaşmak için negatif üretmek insanoğlunun en büyük çıkmazı. Bu durum, gittikçe büyüyen yaşamsal problemlere neden oluyor ama çoğu insan bunun farkında bile değil.

Pozitif ve negatifi insan ne oluyor da birbirine karıştırıyor, bu önemli bir soru. Bu kafa karışıklığı aslında insan daha çocukken başlıyor. Şöyle ki herkes dünyaya ilk geldiğinde onu var eden anne- babasını kendi kaynağı olarak görür. Çocuk için onu besleyen, seven, koruyan anne-baba sevgi adına her şeydir. Ancak diğer yandan, anne-baba sürekli kontrol eder, cezalandırır, dayatır ve çocuk bunların altında ezilir. Bu durum çocuğun içinde bir kaos yaratır. Onu yaratan, yaşatan, ayakta tutan -ki bu sevgiyle eşleşen bir durumdur- ile hayatını kontrol eden, özgürlüğünü elinden alan, bireyselliğini yıkan- ki bu en büyük nefret eylemidir- aynı şeydir. O zaman çocuk içinde bir kaos yaşar; sevgi ve yaratan kavramıyla nefret ve yıkım veren kavramlarını eşleştirir. Böylece insanın hayatında ilk pozitif- negatif karmaşası ortaya çıkar.

Yani insan ilk olarak sevgi ve nefreti mi birbirine karıştırıyor?

Asırlardır insanlık gerçek sevgiden uzaklaşıyor, gerçek sevgiyi unutuyor ve yerine sahte sevgi veren şeyler koyuyor. Bu sahte sevgi veren şeyler nedir; bağımlılıklar, sahiplenme ve hükmetme dürtüsü gibi hoş olmayan sadece egoyu tatmin eden şeyler. İnsan bunlara sevgi diyor. Bu kafa karışıklığı ego yüzünden ortaya çıkıyor. Çünkü ego hoş olmayan bağımlılık, sahiplenme, hükmetme vb. eylemleri hoş görünen sevgi adı altında yürütür. Yani burada kocaman bir yanılgı var, negatif olan sahiplenme duygusu pozitif olan sevgi duygusu gibi algılanıyor.   

Topluma bakın, bazıları sevdiğine kavuşamayınca ya kendini öldürüyor ya da sevdiğinin ailesini. Aşkı için öldürüyor. Oysa aşk yaşatır ama çarpık zihinlerde öldürüyor.

“Seven kıskanır.” deniyor, kıskanmak gibi negatif bir duygunun nedeni sevmek gibi pozitif bir duygu olarak gösteriliyor. Yani pozitiften negatif doğuyor, bu anlayışa göre. Bütün bunlar insanların kafasını karıştırıyor, pozitif ile negatif ayrımını yapamıyor bireyler.

Üstadım, bireysel zihinlerde ortaya çıkan bu çarpıtma toplumsal düzeyde kendini nasıl gösteriyor?

En bariz örneği, barış için savaşmak. Bu kadar saçma bir şey mantıklı ve doğru geliyor. Yaşatmak ve öldürmek, barışmak ve savaşmak sanki aynı şeye hizmet ediyor gibi algılanıyor. Oysa barış demek tüm insanlarla barışmak, doğa ile ve en önemlisi de insanın kendisi ile barışması demek.

Neredeyse tüm toplum liderleri barış mesajları veriyor ama dünyaya bakın savaş olmayan bölge yok gibi. Bu nasıl oluyor? Sanki bir yerde barış var, ona ulaşmak için uğruna savaşmak lazım…

Ama insanlar daha küçücük bir çocukken sevgi ve nefret duygularında yaşadığı kaosa da neden olan yanılgıya düşünce, barış ve savaşı da aynı şeye bağlıyor. Bugün dünyanın bu hâli maalesef her bireyin çocukluğundaki bu travmaya kadar uzanıyor.

Üstadım, o zaman barış için ne yapmak lazım?

Barış için hiç bir şey yapmamak lazım, yani barış için durmak gerekiyor, fark etmek gerekiyor. Barış hiçbir şey yapmadan insanın kavuşacağı bir şey. İnsan doğal olarak barış içinde bir varlık, bir bebeğe bakın barış içinde.

Barış için savaşmamak yeterli. Bu kadar basit. Savaşmayınca barış oluyor.

Bunun için insan önce kendi içindeki savaşı bırakmalı, içgüdüleri, duyguları, düşünceleri ile savaşmayı bırakmalı. İnsan kendini kabul ettiğinde tüm insanlığı da kabul eder, o zaman yıkacak bir şey kalmaz.

Üstadım insan neden savaşıyor?

Çünkü insan yıkmak istiyor, olandan memnun değil. Hayatından, geçmişinden, geleceğinden memnun değil, her şeyi yok etmek istiyor. Öfke ve nefret dolu, peki kime karşı? Aslında kendine karşı, ailesine, çevresine karşı. İnsan kendi içindeki savaşı dışarı yansıtıyor, çevresi ile savaşamayınca tanımadığı insanlarla savaşıyor. İçinde savaş var, bu savaşı bir yere yönlendirecek.

Üstadım,  bu durumda her birey dünyanın bugünkü kaosunda bir paya sahiptir diyebilir miyiz?

Kesinlikle. Hatta şu an dünyanın içinde bulunduğu durumdan bu gezegeni paylaşan tüm insanlar sorumludur diyebiliriz. Çünkü bu dünya insanlığın evidir. Dünyada olan tüm olaylar her insanın bireysel düzeyde yaptığı eylemlerle ortaya çıkarttığı enerjilerin sonucu oluşur. Bu dünyayı koca bir beden her insanı da bu bedenin bir hücresi gibi düşünürsek; tıpkı bedenin sağlığının hücrelerin durumuyla bire bir ilişkili olması gibi dünyanın içinde yer alan her bir insanın durumu da dünyayı direkt etkilemektedir. Yaşama değil, ölüme hizmet eden yıkıcı ve mutasyona uğramış hücrelerin, bedeni hızla çökertmesi gibi, doğal hâllerinden özlerinden uzaklaşmış negatif mutasyona uğramış, öfke, nefret, bencillik, kıskançlık, hırs vs. ile yüklü insanlar da yaşadıkları dünyaya sadece yıkım getirmekteler.

Üstadım, bir tek kişi değişirse ve pozitif/negatif konusunda aydınlanırsa bunun toplum üzerindeki etkisi nasıl olur?

Çok büyük bir etkisi olur. Çünkü gerçek güç her zaman sevgiden gelir, negatifin kendi varlığı ve gücü yoktur. Gücün temelinde sevgi vardır. Bundan daha üstün bir güç olamaz. Eğer tek bir insan bile bu üstün gücü harekete geçirirse bombaların patlaması önlenebilir. Yıkıcı güçler gezegeni yok oluşa sürükler fakat insanların özündeki sevgi, merhamet ve coşku bunu önleyebilir. Yeter ki bu güçler harekete geçirilsin. Bu pozitif güçler negatif güçlerden çok daha kuvvetlidir ve çok daha güçlü deneyimlere neden olur.

Tek bir insanda koşulsuz sevgiyi uyandırarak milyonlarca insanı harekete geçirebiliriz. Koşulsuz sevgi bir salgın gibi tüm dünyaya yayılabilir. Bu mutluluk verici bir salgın olur. Tüm insanlık huzur ve sessizliğe ulaşır. Eğer bir insanı cehalet uykusundan uyandırıp onun farkındalığını yükseltebilirsek, peşinden binlerce insan uyanır. Bu noktada ilk adım şudur, tüm olan biten karşısında çaresiz hissetmemek ve dehşete kapılmamak için uyanık ve farkında olmak. En önemli anahtar farkındalıktır.

Yoga Academy’de, küresel ölçekten bakıldığında çok az sayıdaki tekâmülcünün bu dünyanın tekâmülüne katkısı ne oluyor? Bu tekâmülcüler dünyayı pozitifleştirebilirler mi Üstadım?  

Yoga Academy’de bu yolda emek veren her tekâmülcü aydınlanmış birer insandır. Bu noktada aslında nicelik değil, nitelik belirleyici faktördür. Örneğin, atom enerjisi maddi dünyaya ait bir enerjidir. Atom maddenin küçük bir parçasıdır ve patlaması sonucu atom enerjisi ortaya çıkar. Küçük bir atomun patlaması maddi düzeyde büyük bir etkiye neden olur. Atom denilen parçacık gözle görülemeyen bir şey ama etkisini görüyorsunuz.

Varoluşta mutlak bir denge mevcuttur. Her yıkıcı güce denk gelen bir yapıcı güç vardır ve bu yapıcı güçler çok daha üstündür. Küçük bir atomun patlaması büyük bir yıkıma neden olur.  Oysa ruhi atomun patlaması kat kat daha üstün yapıcı güce sahiptir. Birey aydınlanma patlaması yaşadığında birdenbire her türlü yıkıcı güçten çok daha yüksek ve üstün bir yapıcı güce sahip olur. Düşük frekanslı negatif güçlerle savaşmaya gerek yok çünkü yüksek frekanslı pozitif gücün varlığı negatif olanı etkisiz hâle getirir.

Üstadım, bahsettiğiniz denge nasıl kuruluyor? Sanki bugün dünyaya baktığımızda dengeler negatif yönde değişiyor gibi, bunu nasıl anlamak lazım?

Dengeyi oluşturan şey evrensel eylem yani etki-tepki yasasıdır. Sade ifade ile ne ekersen onu biçersin, ne verirsen o geri döner. Gerek bireysel gerek toplumsal, küresel ve evrensel düzeyde her şey bu akla sığmaz yasanın kontrolü altında muazzam bir matematik içinde gerçekleşir. İnsan her düşüncesi, her sözü ve her eylemi ile bir etki yaratır. Bu yarattığı etki ise denge gereği aynı şekilde geri döner. İşte bu yüzden insan için anahtar; farkındalıktır. İnsan, varlığından çıkan her şeyin nereden gelip nereye gittiğine ve neye sebebiyet verdiğine dikkat etmelidir.

Şu an dünyada iki güç karşı karşıyadır: Sevgi gücü ve nefret gücü. Amacımız tekâmül sayesinde koşulsuz sevgi gücünü ortaya çıkarmak ve tüm insanlıkla paylaşmaktır. Eğer koşulsuz sevgi gücü tüm dünyaya yayılırsa Üçüncü Dünya Savaşı imkânsız hâle gelir. Fakat eğer savaşı önleyecek yeterince sevgi gücü insanlığa aktarılmazsa o zaman Üçüncü Dünya Savaşı kaçınılmazdır. Her insan bu noktada bir seçim yapar ve bu seçime göre tüm hayatı şekillenir. Biz sizlere koşulsuz sevgi gücünü sunuyoruz. Sevgi gücü sayesinde hem bireysel hem de küresel düzeyde tüm yıkıcı patlamalar ve çatışmalar durdurulabilir. Seçim sizindir!

 

Reklamlar
One thought on “BÜYÜK ÜSTAD AKİF MANAF İLE SÖYLEŞİ<br>“SEVGİ GÜCÜ””

Bir Cevap Yazın