Site icon KÜNYE ONLİNE

Tekrarlanan Başlangıçlar

Reklamlar

”Ayakucuma düşüp kırılan neşemi, gözlerimle topladım…”

 Semaver -Sait Faik Abasıyanık

Türk hikâyeciliğinin önde gelen yazarlarımızdan biri olan Sait Faik Abasıyanık, Semaver isimli öykü kitabında anlamının derinliğinde üşüdüğümüz ”ayakucuma düşüp kırılan neşemi, gözlerimle topladım” cümlesiyle insan kederinin bir araya gelip boyuna toplandığı gözlere hitap ediyor. Oğuz Atay da Abasıyanık’ın adımlarının arkasından gidiyor. Ve yazar Tehlikeli Oyunlar isimli romanında Olric’in şöyle seslenmesine sebebiyet veriyor: ”Gözleriniz çok ses çıkarıyor, albayım.” Cennetin ve cehennemin hakikatini yaşayan ve kasvetli bir hikayenin başrolünü üstlenenler, çilesini gözleri aracılığıyla kolayca ele vermiyorlar mıydı? Peki, çilenin rengini kolayca ele veren hangi göz idi? 1981’de Zaman gazetesinde tefrika edilen Harabelerin Çiçeği isimli ilk romanında açıklıyor Reşat Nuri Güntekin: ”Kalbin gözleri, vücudun gözlerinden çok daha iyi görüyor.” Kâbusların etrafımızı sardığı vakitleri kalplerimiz yokluyor. Bu üç yazarımızın asfaltlı yolda hızlandırdığı adımları takip etmeye devam ediyordum. İpuçlarını buldukça histerikli bir kahkaha fırlatıyordum bulut renginde titreşen gökyüzüne. Dinlenememekten dolayı kramplar giren parmaklarımın hali piyano kursundan çıkmamın bir göstergesiydi. Umarsız bir hırçınlıkla çöp konteynerine atılan mor lavantalara takılan gözlerim ve bu çağın bulantısına ayak uyduran midem; 18.30 otobüsüne yetişmek için acele eden adımlarımı nefessiz duraklarda bırakmaya ant içmişti. Ve şehrime sabırla gelen bahar, izin almak için çırpındığı gökyüzünden yorgun argın bir şekilde geldi. Umarsız hırçınlıkla başıboş bir şekilde atılan lavantaları, insanlardan gizleyerek nefessiz duraklarda duran adımlarımın işaret ettiği uzun boylu genç bir delikanlının kiraz rengine özenen dudağının kenarına usulca bıraktı. Bu genç delikanlı oldukça hırçın birine benziyordu. Çamur renginde bir tene sahipti. İri kemikli elleri simsiyah dağınık saçlarına dolanmış gibi görünüyordu. Sanırsınız birbirine karışmış iki ipi çözmek için büyük bir çaba sarf ediyor. Bana kalırsa bugünün devamı ummadığım bir dünü yaşamamdı. Öyle gözüküyordu ki, umulmadık bir dünün devamı sadece benim yüz ifademe yansımıyordu. Zihnimin kapısını çalmadan içeri giriyorlar, dedi hırçınlaşan genç delikanlı. Evime varmak için beklediğim otobüsü 7. durakta bekliyordum. Anlaşılan o da otobüsün gideceği ikametgahlardan birisine uğrayacaktı. Yorgunluğumdan dudaklarımı bile kıpırdatamazken genç delikanlı oturacak yer olmasına rağmen ayakta duruyordu. Üstelik etraftaki insanlardan deli damgası yemeye başlamıştı. Kimimiz içimizden konuşmaya alışığız. Kimimiz ise içinden konuşamayacak alışkanlığı edinememiştir. Uzun boylu bu genç delikanlı da içinden konuşamayacak kadar belli ki meşakkatliydi söyleyecekleri. Bir sohbetimiz bile olmamasına rağmen onu anlıyordum ve mırıldandıklarını dikkatle dinliyordum. Genç delikanlı, hırçınlığını dindirmiş bir halde benim olduğum yöne dönerek:

Sen de benim gibisin işte kabul et.

Korkudan mı veyahut heyecandan mı bilemiyorum, ama göz bebeklerim büyüdü ve yorgunluktan kıpırdayamayan dudaklarım istekli bir şekilde konuşmak için aralandı.

– Evet, ben de senin gibiyim. Kabul etmeye gerek duymuyorum.

Piyano kursundan çıkarken kendi kendine konuşuyordun. Dış görünüşüne ve mırıldandığı sözcüklere kanıp deli, diye nitelendiren birtakım insan topluluğuna dönerek devam etti  Demek ki , yalnız değilmişim. Tek deli ben olamam. Birisi karşınızda birisi de tam şu anda yanınızda oturuyor.

Kendisinden ve benden bahsederken esip gürlediği birtakım  insan topluluğunu korkutmayı başarmıştı. Genç delikanlının bu halini normal karşılıyor, sakinliğimle bir deli damgası da ben görüyordum.

Şimdi seni de deli olarak görmeye başladılar. Sence kalbin gözleri mi yoksa vücudun gözleri mi daha iyi görür şimdi söyle bakalım küçük hanım.

Öncelikle, beni iyi gözlemlediğini söylemeliyim. Ayrıca Reşat Nuri Güntekin’den alıntı yapmanızı takdirle karşılıyorum. Çünkü yerinde ve zamanında söylenmiş bir alıntının her zaman müptelası olmuşumdur. Kendi fırtınalarını bile tanımayan, tanımlayamayacak düzeyde olan insanların bizleri kalp gözüyle gördüğünü düşünmüyorum. Zaten sen de kalbin gözleri mi yoksa vücudun gözleri mi daha  iyi görür derken bizim gibileri basit bir tanımla kalıplaştıran insanları kastettiğini anladım.

Bütün gerçekleri keşfettikten sonra anlamak kolaydır; önemli olan keşfetmektir küçük hanım.

Galileo Galilei’nin sözü bu. Nerede duysam tanırım. Sözcükler de geçmişinde tanıklık ettiğimiz insan yüzleri gibi hatırlanır ya da hiç akıldan çıkmaz.

Çamur renge sahip olan teni birdenbire gün ışığında parlayacak derecede açılmıştı. Eski halinden eser kalmadı.

Sohbetimiz güzel ilerliyordu. Bir insanda üç şey arayın. Zeka, kalp ve dürüstlük demişti Warren Buffett. Zekayı, kalbi ve dürüstlüğü  kendini bulmaya çalışan bu genç delikanlıda bulmuştum; fakat anlamlandıramadığım bir şey yaşandı gözlerimin önünde. Boşuna dememişti  Abasıyanık, ayakucuma düşüp kırılan neşemi , gözlerimle topladım, diye. 7.durağa ait otobüs önümüzde duruyordu, ama ben binmek için herhangi bir reaksiyon gösteremiyordum. Otobüsün önünü kesen bembeyaz büyük bir arabanın içerisinden iki kişi çıkmış gözlerimin içine minnetle bakan genç delikanlının kollarından tutup götürmeye çalışıyorlardı. Ne tuhaf ki , genç delikanlı bağırmıyor, yardım istemiyor ve heybetli kollarını tutan adamlara söylenmiyordu. Tepkisizdi. Sessizdi. Yoksa heybetli kollarını tutan iki adamın kim olduklarını ve kendisini nereye götüreceklerini biliyor muydu?

Otobüsün yolcularını almak için bekliyor. Haydi, gideceğin yere geç kalma küçük hanım. Bizim gibilerin benimsemediği, ama toplumun uygun gördüğü  kurallar var. Farkındalık onlar için delilik.

Bir an önce alın götürün. Deli o deli! Herkesi rahatsız ediyor, lütfen çabuk götürün. Hafif kilolu, gözleri kin duygusundan asıl işlevini unutmuş bir adam, genç delikanlıyla aramızda devam edecek diyaloğun kesilmesine neden oldu. Genç delikanlıyı bembeyaz büyük arabaya bindirdiler. Hızlı bir şekilde ayağa kalktım ve gücüm yettiğince bağırmaya başladım: Siz şikayet ettiniz değil mi? Kalbiniz katranlaşmış, kalbiniz…

Birdenbire genç delikanlının son sözünü hatırladım; genç delikanlıyı götürmeye gelen iki adam ve arabayı kullanan şoför acelesi varmış gibi uzaklaşırken. ”Farkındalık onlar için delilik.”  Oysa, gözleri çok şey anlatıyordu genç adamın. Otobüs ise çoktan gitmişti. Zihnimin kapısını çalmadan içeri giren Sait Faik Abasıyanık, Reşat Nuri Güntekin ve Oğuz Atay ile 19.30’da gelecek bir diğer otobüsü aynı 7. durakta çaresizce beklemeye başladık. Yürümeye başladığımız asfaltlı yoldan geri döndüğümüzde anladım başlangıçların tekrarlandığını.

Ceren Gülüm Şahin

Araç çubuğuna atla