Bu denemenin amacı, kimin ne yaptığını ya da ne yapmadığını sorgulamak değildir. Kişiler ya da uygulamaları, konumuzun odağı olarak düşünülmemelidir. Farklı bir açı ve yaklaşım altında şiir ve yazın konusunda aksayan yönleri panoramik bir bakış altında biraz olsun sorgulamaktır. Bunun yanında, inceleme ve araştırmalarım ışığında; şiire yaklaşım, şiir ödül sistemi ve şiir eleştirisi konularında; öngörebildiğim çözüm önerilerini sizlerle paylaşmaktır.    

Yaşlı düşüncenin balkonlarına yerleştirilmiş sanat ve şiir anlayışı, oldukça sıkıntılı bir şiir geleceğinin habercisidir, diye düşünenlerdenim. Günümüz şiir severi; kendini kanıtlamış yaşayan ya da yaşamayan şairlerimizin söylediklerine çok önem veriyorlar ve bunları ölçüt kabul ediyorlar. “Folklor şiire düşman”, “Şiirde anlam aranmaz” gibi… Bunlar; alınmalı, yorumlanmalı değerlendirilmelidir. Bu; tarihsel bilgi, bilgiler arası eşgüdüm ve metinler arası ilişki gereği böyle olmalıdır zaten. Ancak bugün olduğu gibi bunları anıtlaştırıp sorgulanamaz duruma getirmek, şiirdeki ayrıntıyı ve kapsamın genişliğini görmeyi zorlaştırıyor. İşin kötüsü ateşli şiir sever gençler de bu sıkıntılı sözde ölçütleri fazlasıyla önemsiyor. Öykünmeci bir yaklaşım içine giriyorlar. Klasikleşmiş bu ölçütleri kırıp şiire yeni açılardan bakmalarını ve daha uzağı görmelerini sağlamak için biraz çaba ve yenilik gerekiyor. Tabii bu iş, kolay değil. Bu durum, şiir dünyasının en sert ve kırılamaz kalıbıdır, diyebilirim. Türk yazınında öykünmeden şiir yazılabileceğini kavrayamamış ve kabul edemeyen büyük bir çoğunluk vardır. Yani şiir, şiirden ve şairden öğrenilir gibi önyargı, gerçeğin kendi gibi algılanır olmuştur. Öne çıkmış şiir yazılarını incelediğimizde böyle düşünüldüğü, bundan başka bir yolun olmadığı kanısının yaygın olduğu anlaşılıyor… 

Temiz ve sağlam bilgi, kendini delilsiz kanıtlama yeteneğine sahiptir. Değişim sürecini biraz daha hızlandırır; bu kesin. Ne var ki asıl sorun bu noktada öne çıkıyor. Edebiyat tarihçiliğiyle edebiyatı, miras alınmış söylemlerle sanatı, kulaktan dolma bilgiyle estetik bilimini anladığını varsayan yaşlı düşünce, sanat alanında temiz bilgiyi ayırt edecek yeteneğe sahip değildir, diye düşünüyorum. Türk şiiri, sanat bilimi açısından ele alınmıyor ne yazık ki. Usta çırak usulü ve derme çatma bilgilerle şiir, şiir olmanın ötesinde bir mantıkla şiir severlere aktarılıyor. Yanlış veya noksan bilgi, kabul edilmiş doğru olarak kulaktan kulağa aktarılıyor. “Şiirde anlam aranmaz. Şiir bilgi içermez” gibi…

Neden böyle düşünüyorum? Açıklaması oldukça basit. Bugüne kadar okuduğum şiir yazılarında ve sanat felsefesine yönelik yazılarda; ucundan tutulur, dikkate alınır ve referans vermeye değer çok ender metin ve yazarla karşılaştım. Örneğin, Özdemir İnce, Afşar Timuçin, İsmail Tunalı gibi yazarlar…  Belki çok daha değerli içeriğe sahip yazılar ve konusunda yetkin yazarlar vardır; görememiş ve ayırdına varamamış olabilirim. Sanat eğitimi içinde yetişmiş, konusunda uzman şair ve öğretim üyelerinin affına sığınıyorum. Şiir yazılarının büyük çoğunluğu, şiiri öyküleştirmek dışında sağlıklı bir içeriğe sahip değil, kanısındayım. Ortaya yeni bir şey koymuyorsanız referanslara yaslanarak şiir sanatı hakkında öykü anlatmak; bir kazanım değildir. Hele akademik düzeyde, değeri olan bir çalışma değildir bana göre. Artık şiir sanatı, sanat bilimi açısından ele alınmalı ve ilgili disiplinlerin eleğinden geçirilerek gençlere sunulmalıdır.  

Şiir sanatı, kavram kargaşası altında ele alınıyor ve bir şeyler yapılmaya çalışılıyor. Özellikle estetik bilimi ve felsefeyle ilgili kavramlar… Sanat kavramları arasındaki hiyerarşi ve anlamsal alanlar, tutarlılık ve bağlaşıklığı sağlamıyor çoğu yerde… Sanat felsefesine egemen değilseniz şiir sanatı gibi geniş bir alanda, kavram kargaşasından kurtulamazsınız. Bunlar arasında kargaşadan kurtulmak, polimat bir yaklaşım ve farkındalık gerektiren bir durumdur. Bana göre bunun temel bir nedeni vardır: Polimat olmayan beyinler; şiir gibi kapsamlı bir alanda değerlendirme ve çözümleme için bilimler arası eşgüdümü kullanamazlar. Belirli alanların dışına çıkamazlar. Şiir sanatına, yedi başlı dev muamelesi yaparlar. Bu yüzden yüzeysel çıkarımlarda bulunur geçerler. Yeni bir şey keşfetmiş gibi nesnel ve kavramsal karşılığı olmayan tümce kurup böbürlenirler. Örneğin, “Şiir de kendisinin ne olduğunu bilmez”, “Şiir yazmak sözcükleri savurma sanatıdır” gibi… Ayrıca şiiri, salt dil açısından ele alırlar. “Kurallar şiirden çıkar; kaç çeşit gerçek şair varsa o kadar da gerçek kural vardır” gibi genelleme söylemlere fazlaca yaslanırlar.  Şiir, ruhbiliminden geometriye kadar tüm bilimleri ilgilendiren geniş bir yelpazenin taranmasını gerektirir. İlgili disiplinlere egemen olmayı gerektirir. Neden?

Şiir bir düşünce sanatıdır. Düşünce sanatı olması demek doğrudan insanın bilinç dünyasıyla ilgili olması demektir. Onun, imgelem gücüyle doğru orantılıdır, demektir. Duygu, zekâ, bilinçaltı gibi bilincin üzerindeki etkenlerin ayrıntısına burada girmiyorum. Bilinci yapılandıran ve onun sağlıklı çalışmasını sağlayan şey; bilgi, bilgiler arası eşgüdüm ve yorum yeteneğidir. Bu demektir ki bilincin alanı, aklımızın sınırlarını zorlayan bir uzaydır. Bu uzay, şairin imgelem uzamıdır. İşte bu uzam ne kadar bilgiyle doluysa; bilgiler arası eşgüdüm yeteneği ne kadar güçlüyse; görme, sezme, duyma, duyumsama, ayırt etme ve yaratıcılık yeteneği o kadar yüksek demektir.

Yaşlı düşüncenin şiirle ilgili öyküleştirdiği ve ritüel haline dönüştürdüğü pek çok şeye karşı çıkmamın nedeni, bu uzamın anlaşılmamış olmasıdır. Şiir, her gün bir yeniye doğru evrilmelidir. Şiir, bir sanat alanı değil; yeteneğe bağlı söz söyleme etkinliği gibi düşünülmektedir. Genelleme tümcelerle övgüler sıralanmaktadır. Alaylı geleneğin yaptığı bu ve buna benzer şeyler, bilimsel donanıma sahip gençliği doyurmamaktadır. “Şiiri Şairden Korumak” başlıklı denemeyi bu tür sıkıntıları dile getirmek için yazdım. (Denemenin linki aşağıdadır, okuyabilirsiniz. DENEMELER-2) Çağımız bilgi çağıdır. Magazinsel söylemlerle, masalsı yakıştırmalarla şiir gibi bir sanat alanında çağa ayak uydurulamaz. Teknik ister; bilimlerin eşgüdümünü ister; sağlıklı ödül sistemi ister; iyi bir eleştiri ve eleştirinin eleştirisini ister.

Türk şiirinin sağlıklı bir ödül sisteminin olmadığını çoğunluk kabul etmektedir. Ödül sistemini, sağlıklı ve güvenilir duruma dönüştürmek için biraz özveri gerekiyor. Egoyu bırakıp bilgiye önem gerekiyor. Seçici kurullarda yer alan şairlerimizin açıklamalarından ve yazılarından anladığım kadarıyla çoğunluğunun estetik biliminden haberi yok. Sanat felsefesine vakıf olmayan insanlardan seçici kurul oluşturmak, havanda su döven insan topluluğu oluşturmak demektir. Bir kitaba/şiire hangi gerekçelere dayanılarak ödül verilir, bunu bilen çok kişi yok; ayrıca en önemlisi, bu işin elle tutulur bir yöntemi yok. Bir şiire neden ödül verilir sorusunun yanıtı; şiirin estetik değeriyle ilgilidir. Yapıtın ölçütü ve ölçüsü, estetik değerdir. Estetik değerden söz edilen bir ödül gerekçesi, hiçbir yerde görmedim, okumadım, duymadım. Yapıtın estetik ve sanat değerini açıklamak yerine sayısız ağdalı genel tümceler kuruluyor, ödül gerekçesi olarak. Üstelik sanat kavramlarını yerle bir ederek…  

Türk şiirinin eleştiri sistemi, bana göre ağır aksak yürüyen bir dedikodu dünyasıdır. Şiire yönelik, referans alalım diyebileceğimiz eleştirel denemeye rastlanmaz oldu. Şairlerin birbirlerinin bilgisine ve yapıtlarına saygısı yok. Bu ve buna benzer daha pek çok olumsuzluk sayabilirim. Haksızlık etmeyeyim olumlu yanları var elbette yazınımızın, şiirimizin. Dönüşüyor, gelişiyor, daha da gelişecek. Bu denemede söz ettiğim konu; aksayan, acilen önlem ve sistem geliştirilmesi gerekenlerdir.

Sorunları tespit ve şikâyette bulunmak, anlayışımız gereği oldukça gelişkindir. Dağ gibi sorunlar önümüzdeyken “Nasıl çözüm üretebiliriz” sorusundan çok “Kim ne söylemiş” dedikodusuna önem veriyoruz. Tanımadığımız bir başkasından çözüm üretmesini bekliyoruz. Adı duyulmuş ancak tanımadığımız yabancı ülke insanlarının çözüm önerilerine yüksek değer veriyoruz; doğru yanlış, bilimlerle uyumlu olup olmadığını sorgulamadan. İçimizden birinin ileri sürdüğü önerileri de nasıl çürütürüz diye yarış yapıyoruz. Öğreti ve dinsel yönelimleri gerekçe göstererek, iyi bilgiyi kurban ediyoruz. Görmezden geliyoruz, küçümsüyoruz. Bunlar şark zihniyetinden kurtulamamış olmanın zayıflıklarıdır. Demek ki öğreti ve dinsel koşullandırma, yeni bilgiyi göremeyecek kadar insanı körleştiriyor.

Özet yapacak olursam:

Birinci sorun, Türk şiirine sanat felsefesi açısından bakmıyoruz. Dil sorunuymuş gibi algılayıp buna göre çözüm arıyoruz. Değişik ortamlarda yayımlanan ve yayımlanmış şiir yazıları, böyle olduğu sonucuna götürüyor bizi. Şiir sanatı, karmaşık bir sanattır; bütün disiplinlerin eşgüdümünü gerektirir. Şiir, dille yapılır ama sadece dil değildir. Çünkü şiir insan düşüncesi ve düşünün, birebir aynasıdır. Bu da, sınırsız bir uzay demektir.  

İkinci sorun, yukarıda söz ettiğim gibi, şiir ödülleri ve seçici kurulların sağlıklı olmayışıdır. Bu konuya yönelik önerim vardır. “Saf Sanattan İnsana, Şiir Çözümleme Tekniği ve Şiir Eleştirisi” isimli kitabımda önerdiğim bazı kuram ve teknikler var. Örneğin ‘Şiir Çözümleme Tekniği’ adı altında ileri sürdüğüm teknik, ödül sistemine ve seçici kurulların yöntemlerine katkı sağlayabilecek ayrıntılar içeriyor. Şiirin ilgili disiplinlerini dayanak olarak ele alıyor ve bir şiirde olabilecek tüm organların gözden geçirilmesine olanak sağlıyor. Delilsiz yargıya yer bırakmıyor. Şiirin sanat ve estetik değeri hakkında bir kanıya varmayı sağlıyor. Bu özelliği nedeniyle, sanat felsefesi konusunda yetkin olmayan kişilerin seçici kurulda yer almasını engelliyor. Estetik bilimi, felsefe, ruh bilimi ve toplum bilimi gibi sanatı çok yakından ilgilendiren başat bilimlere uzak kimselerin, seçici kurullarda görev almamasını ve alırsa da bu işin üstesinden gelemeyeceğini söylüyor. Bu tekniğin tek sorunu vardır. O da, uzun zaman gerektiriyor olmasıdır.

Üçüncü sorun ise şiir eleştirisidir. Şiir eleştirisi adı altında bu işi yapan kimse veya topluluk var mı, kuşkuluyum. Çünkü sayısız çözümleme ve eleştirel deneme okumuş olmama karşın bu, gerçekten şiir eleştirisi diyebileceğim bir metinle ender karşılaştım. Çok sayıda eleştirel deneme adı altında metin var yazınımızda ama ben, çoğunluğunun eleştirinin işlevine uygun olduğunu düşünmüyorum. Neden böyle düşündüğümü, “Eleştiri ve Eleştirinin Eleştirisi” başlıklı denememde açıkladım. Okuduğunuzda bana hak vereceğinizi umuyorum. (Denemenin linki aşağıdadır; DENEMELER-3, okuyabilirsiniz.)

Eleştiri konusunda da bir önerim vardır. Aynı kitapta, “Katman Edebiyat Eleştiri Kuramı” adı altında bir kuram ileri sürdüm. Bu kuram, Şiir Çözümleme Tekniğine yaslanıyor ve dil sanatlarının tamamı için uygulanabilir bir sistemdir. Hatta tüm sanatlar için kullanılabilir. Bu sistem, eleştirmene şunu diyor: Eleştireceğin yapıtın otopsisini yapacaksın, ilgili disiplinlerle açıklayacaksın ve estetik bilimine göre kanıtlar üzerinden yargıya varacaksın. Yapıtı; yazar, yapıt, okur ve ortam ilişkilerini dikkate alarak inceleyeceksin…  Yapıtın, etkinliği ve yetkinliğini ortaya koymak için kanıtları bir bir dökeceksin. Kanıtsız yargıdan uzak duracaksın… Bu kuram, bütünlüklü bir sistemi içeriyor ve bilimsel yöntemlerin dışında eleştirmene açık kapı bırakmıyor. Öznel yargı gerektiren yerlerde de bazı delilleri ön koşul olarak ileri sürüyor.

Kitaplarımda öne sürdüğüm kuram, teknik, sistem ve öneriler; akademik olarak ele alınmalıdır kanısındayım. Bunların hepsi, sanat biliminin öngördüğü temele dayandırılmaktadır. Geliştirilmesi gereken yanları mutlaka vardır. Bazı öneriler ile kuramlar, doktora tezi olacak konulardır; ayrıntılı araştırma gerektiriyorlar. Türk yazınında, özellikle şiir konusunda, daha dinamik davranılmalıdır. Salt edebiyat tarihçiliği ve dil bilgisiyle bu işin üstesinden gelinemeyeceği anlaşılmalıdır. Hayranlık ve öykünmeciliği birbirine karıştırıyoruz kanısındayım; bunlar ayrı şeylerdir. Biri, sanatın gelişimine katkı sağlar; diğeri ölümüne… Yazılmış şiirlere benzer şiir yazmak, özgün sanat anlayışını oluşturmanın önündeki en belirgin engeldir; benzemekle kendi şiirini kurmak arasındaki çizgiyi koruyamıyorsan. Keşif bekleyen geniş bir evren vardır şiir ve şiir emekçilerinin önünde… Donanımınızı güncellemenin zamanıdır.

Sararmış sayfalardan kopyalayıp aldığımız bilgi, güncel olmayabilir. Bugünün bilgisiyle uyumlu olmayabilir. Bu bilgilere; sanat felsefesi açısından baktığımızda önemli sorunları barındırdığı görülüyor. Pek çoğunun, güncel bilgiyle çeliştikleri çok açık. Öğreti ve din gibi koşullandırmaların altında yapılan yorum ve ortaya konan bilgiler; hepten sanat bilimiyle çelişiyor. Örneğin, “İdeolojiye hizmet etmeyen sanat, sanat değildir” diyebilen bir mantık, bugün kabul edilebilir mi?                                                                                                                                                                25 Nisan 2021

KİTAPLARIMIN BLOG BAĞLANTILARI:

İmgelem-İmge-İmgelem; (Denemeler-1)

https://siirsarniciyasarozmen.blogspot.com/2021/04/neden-saysal-kitap-kitapdosyam-herhangi.html

Şiir/Sanat Çözümlemesi (Denemeler-2)

https://siirsarniciyasarozmen.blogspot.com/2020/05/siirsanat-cozumlemesi-denemeler-2.html

Sanatsal Denemeler (Denemeler-3)

https://siirsarniciyasarozmen.blogspot.com/2021/04/sanatasal-denemeler-denemeler-3-yasar.html

Saf Sanattan İnsana Şiir Çözümleme Tekniği ve Şiir Eleştirisi;

https://siirsarniciyasarozmen.blogspot.com/2021/04/saf-sanattan-insan-siir-cozumleme.html

Bir Damla Suda Halkalar (Şiir)

https://siirsarniciyasarozmen.blogspot.com/2021/04/bir-damla-suda-halkalar-siir-yasar-ozmen.html

Umut Bekler Bizi (Görsel-Sayısal Şiir Kitabı)

https://siirsarniciyasarozmen.blogspot.com/2020/05/umut-bekler-bizi-gorsel-sayisal-siir.html

ŞİİR SARNICI (E-DERGİ) BAĞLANTISI:

https://siirsarnici-e-dergi.blogspot.com/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın