Balkonda saksılara ektiğimiz, çiçek açınca sevindiğimiz domates, biber bizi ne kadar mutlu ediyor. Mevsim boyunca bir kilo bile ürün hasadımız olmayacak. Turşusunu kurmayacağız, salçasını yapmayacağız, kahvaltıda dalından toplayıp taze taze yersek o, kazancımız. Maksat, dalından koparmak. Maksat, gözüne bakmak.

Biz, bozkır kültüründe yaşıyoruz. Ormanın ne olduğunu pek bilmiyoruz. Kıyı kesimlerde tatil yapmamışsak, bir işimiz düşüp oralara gitmemişsek televizyonda gördüğümüz ormanları da pek algılayamayız.
Ormanlar yıllarca verilen emeklerle sayısız ağaçtan oluşur. Yukarı baktığımızda gökyüzü görünmez ağaçların birbirini saran kollarından. Bu yüzden hava erken kararır. Bazı ormanlar insanda korku hissi uayndırır. Manavgat, Antalya ormanları gibi. Sebebini bilmediğiniz bir korku; yaprakların rüzgarın etkisiyle oluşturduğu hışırtıdan, daha önce duymadığımız sesleri duymaktan, belki de dağların heybetinden. Bazı ormanlar, hele bir de kaynak suyu varsa içinde, insana ferahlık verir. Birçok ağacı görürüz ormanlarda. En çok da çam ağacı.

Severim çam ağacını, asil ve şık bir ağaçtır.

Türk Kültüründe çok önemli motiflerdendir ağaç. Halıda, kilimde, mimaride, çanak çömlekte, nakışta, dikişte, sanatta, edebiyatta, türküde, hayatın her alanında kullanılır ağaç motifi. Her ağacın kendi özelliği yansıtılır yapılan işe.

Çınar, Osmanlı’nın sembol ağacıdır. Birçok şiire konu olan, sevgiliyle özdeşleştirilen servi, meşe, gürgen, kavak ağaçları…

Tanzimat Dönemi’nde gençler, batıya gönderilir. Tıp, mühendislik gibi ilim, irfan tahsil eder; gazete, matbaa, sanat, edebiyat, şiir bilgisi ve tekniği öğrenirler. Tahsil bitip yurda dönerken Devlet-i Âl-i Osman’da olmayan çam ağacını da getirirler yanlarında. Bakımı kolay, görüntüsü şık, güzel bir ağaçtır çam ağacı. Asıl özelliği ise yaz kış yaprak dökmemesi, canlı kalmasıdır.

Tasavvuf Edebiyatında ağaç insan ömrüyle özdeşleştirilir. Baharda yavaş yavaş yeşeren yapraklar; insanın bebeklik, çocukluk çağını sembolize eder. Yaz mevsiminde olgunlaşan, meyve veren ağaç; insanın yetişkinlik dönemidir. Sonbaharda tek tek dökülen yapraklar; ölümün ayak sesidir tek tek dökülen saçlar, tek tek dökülen dişler gibi. Kışın kuru dalları kaplayan kar, insanın bembeyaz uykusudur. O yüzden, o dönem hiç itibar görmez ölümü unutan çam ağacı; ölümü hatırlayarak yaşayan insanlara.

Sonrasında Batı Anadolu ve Akdeniz’deki zeytin ağaçlarımız kökünden sökülerek yerine hiçbir işe yaramayan kavak ve çam ağacı ekilir.

Bir yangın anında çam kozalakları bomba etkisi oluşturur ve rüzgarın etkisiyle çok uzak mesafelerde kıvılcım oluşturur. Zaten dalları birbirine sarılı sık ağaçlar, daha da hızlandırır etkiyi.

Türkiye’nin birçok yeri yangın yeri şimdi. Bizim balkonlarımızda, bahçelerimizde, tarlalarımızda gözümüz gibi baktığımız ürünlerden daha fazlası yanıyor şimdi cayır cayır.

Yanan, köylünün emeği.
Yanan, köylünün ekmeği.
Orman yangını dediğimiz şey, yer üstündeki zümrütlerimiz.
Yanan, milli servetimiz.

Sönen, ağzı dili olmayan masum canlar.
Sönen, hayatlar.
Sönen, ocaklar!

Selametle…
Hamiyet Su Kopartan

Reklamlar

Bir Cevap Yazın