Satranç oynayalım, dedi. Mağrurdu veya duruşu buydu, kadın gözlemlemeye çalışıyordu ama adam buna pekte izin vermiyordu. Adam tekrarladı sessizlik oluştu, satranç oynayalım, dedi yine . Kadın gerginliği ortadan kaldırmak için hafif bir tebessümle adama baktı. Ne yapmalıyım diye kısık bir ses çıktı. Titriyordu, dudaklarının kenarını hafif bir şekilde ısırmış bu hali ile gülümsediğini sanıyordu. Zaman durmuştu lakin kadının öfkesi bu duruma meydan okuyarak sessizliğin dipsiz göklerine bakamayacak bir sinirle gözlerindeki şimşekleri adama yöneltti. Adamın sessizliğinden güç alarak daha bir tiz şekilde bağırdı “Ne yapmalıyım!” Bir kale kadar sağlam duruşu ile adam gülümseyerek “Bugün, canım yaprak sarması istiyor.” dedi, tüm yaşanmışlığı silip tekrardan aynı yaşamı arzulayarak.

 Karşı taraf daha büyük bir öfke ile kol kolaydı, ciddiye alınmadığı gibi öfkesi alaya alınmıştı. Adama bakmayarak topladığı tüm eşyalarını aldı ve koridorun uzantısında duran kapıya yöneldi. Arkasından gittikçe kendisine doğru yaklaşan bir ses yükseldi “Belki de resim yapmalıyız yeni tuval ve boyalar aldım” diye pişkin bir ses duydu, dayanamıyordu. Metanetini korumalıydı.” Yeni şeyler yazdın mı” dedi aynı ses. “Okumak istiyorum” diye de ekledi kararlı bir şekilde. Yine ses yoktu, dayanamayan adam kadının kararlılığına set çekerek tüm gücü ile kapının önüne durdu. Kaşlarını çattı, şuan adamın tüm sinirini yüzünde hissediyordu. Gece kadar korkutucuydu, gece kadar gizemliydi, gece kadar sitemliydi… “Satranç kitabı aldım eğer okursan beni bile yenebilirsin” dedi ve kadını kolundan tutup bir zamanlar mutlu oldukları oturma odasına doğru götürdü. Kadın bir şeyler diyordu lakin adam anlamamakta ısrarcıydı. “Aş yapalım, hatta ben yapmalıyım” dedi. Elleri ile kadının başına; yeni doğan bir bebeğin başını okşamak isteyen fakat zarar vermekten korkan biri gibi acemice dokundu, sonra ellerini geri çekti “Dur burada sakın… dur… ne olur…bekle….hemen…ayrılma sakın” adam ağlıyordu. Kadın ağlıyordu. “Ne ol… du… gelecem…” boğuk bir sesle, hıçkırarak konuşmaya çalışıyordu. Adımlarını hızlandırarak mutfağa yöneldi. Önce dolabın kapağı açıldı sonra gürültülü metal sesler yankılandı. En yukarıdan iç içe bırakılmış olan tencerelerden birini biraz gürültülü bir şekilde almış olmalıydı. Çekmecelerden biri açıldı muhtemelen alt çekmeceydi bu, ince, yankılanması az olan metal sesler duyuldu bu da kaşık çatal olmalıydı. Fısıltı şeklinde çıkan sesler duydu sonra. Biri ile konuşuyordu. Bu konuşmalar sessiz şekilde yürütülen çekişmelere dönüştü. Ayak sesleri duyuyordu şimdi de. Adam odanın kapısına kadar gelmişti. Karşısında oturan, kızarmış gözlerle bakarak, sessizce ağlayan kadına “Satranç oynayalım ne olursun” dedi. Büyük bir sessizlik içinde bir müddet kapının yanında öylece bekledi. Cevap alamayan adam tekrardan mutfağa yöneldi… Tüm sesler, yaptıkları gürültülerden utanıyor olmalılardı. Ses yoktu seda yoktu. Sessizlik isteyen kadın bu dayanılmaz sessizlikten korkmuş bir şekilde mutfağa yöneldi. Kimse yoktu. Tüm odaları tek tek, elleri ile ağzını kapamış bir şekilde gezdi. Belki de kendi sesinden korkuyordu. Tekrardan mutfağa geldi, binanın bahçesinde yükselen sesleri duyamıyordu. Kapının acı acı dövülmesi ile tüm gerçeklere, o kapamış olduğu ağzından çıkan çığlıklarla uyandı…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın