14.06.2021

Günleri ceplerime dolduruyorum. Sivri ve keskin taşların kıyısına artık çiçekler ekmiyorum . Kör bir düşünce , zihnimin en güzel köşesine düzenle dizdiğim rengarenk raflara çarptı. Yerle yeksan olan sadece rengarenk raflar değil , rafların rengine bulaşmış anılarımdan arda kalan fotoğraflardı. ”İnsan zihni çok tehlikelidir . Özellikle kalabalık düşüncelerle dolu bir zihin , hayatın o kişiye bundan sonra yaşatacağı acımasız zorluğuyla ilgili önceden bilgisi verilmiş bir kılavuzdur.”  

Yeni eşyalar , yeni sözcükler , yeni kitaplar biriktiriyorum olması gerekenler kavanozuna.
Son birkaç gündür sağanak yağışlı bir ruh haline girdiğimi söyleyemem. Bilakis kendi ruhum için gökkuşağını sergileyen göğün ruhunu çaldım.Bu cümleye nazaran çalmak ifadesi , özendim kelimesinin dışavurum haliydi. Frida Kahlo’yu, Virginia Woolf’u , Simone de Beauvoir gibi güçlü kadınları bana sevdirdiğin için teşekkür ederim. ”Bir kadın olarak bütün dünya benim ülkem” diyen Virginia Woolf’un , toplumun üstün gördüğü ataerkliliğin zincirini kırarak elde ettiği özgürlüğün zafer gülüşünü taşıyorum . ”Ben asla rüyaları ya da kabusları resmetmem. Ben sadece kendi gerçekliğimi resmederim” diyen Frida Kahlo’nun , benliğini önemsemesini ve benliğine sımsıkı sarılmasını ; yaptığı resimleriyle kalbinde açılan çukurları örtmesini  kaderime öğrettim. ”En önemli eserim , hayatımdır.” diyen Simone de Beauvoir gibi toplumsal bencilliğin tabularını yıktım . Merhaba ile başlangıç yapan dostlukların üzerini bir ton gülle kuruttum. 

Kanserle mücadele ettiğim süreçte gövdemde kök salan geçmişimi izledim. Bugün kalan ömrümün son demi . Ve ben çok geç olsa da değiştim. Omuzlarıma yüklenen külfeti şimdi dünyanın kucağına bırakıyorum . Her şeye üzülmemin cezasını hastalığımla ödemişim gibi geliyor bana . Her zamanki gibi birazdan ziyaretime geleceksin . Bileğime solgun sardunyaların görüntüsünü neden çizdiğimi sormuştun . Çünkü çizdiğim solgun sardunyalar bugüne tekabül ediyor . Bilmiyorsun ki, sardunyaları da yanımda götüreceğim . Ömrümün az kaldığını sana söylemediğim ve doktorları sana söylememeleri için tembihlediğim için bana kızacaksın belki de… Ama sen hiçbir zaman bana kızmadın . Bugünün özel bir gün olmasından ötürü de kızmazsın değil mi ? Hızla tekleyen kalbimi kontrol edemedim ; hayatımda gerçekleşen anlık durumları hiçbir zaman kontrol edemediğim gibi. Canım benim bana öğrettiğin en güzel duygular için çok teşekkür ederim . Muhtemelen işten ayrılmış ve beni görmek üzere yola çıkmışsındır. O yüzden saatin 17.00 olmasını sabırsızlıkla ve kıpır kıpır bir heyecanla bekleyen yüreğim şu anın tadını çıkarmakla meşgul. Kanserin beni bu hastane odasına tıkayıp daha sonrasında hayatın kendine kurduğu düzene beni dahil etmesine engel olduğu  halde neden mutlu olduğumu , sabahın erken saatlerinde bulunduğum hastane odasında sana yazmakta olduğum bu mektubu okurken zihninde sorgulayacak olursan , diye birtakım belirsizlikleri açıklamak istedim. Kanser yirmi yaşımda ruhumu rehin almıştı . Yirmi yaşımdan beri ruhumda, kalbimde , zihnimde sadece kanseri değil ; gündüzümde , gecemde hep benimle birlikte olan seni içimde yaşattım. Şimdi ikimiz de yirmi beş yaşındayız ve yirmi beş yıldır birbirimize şiirler yazıp şiirler okuduk.

Canım güzel adam adımlarının parke zeminde çıkardığı tok sesten anlıyorum geldiğini. Beni daha fazla bekletmemek ve birbirimize armağan ettiğimiz renklere ellerimizin hasretle sızlamaması için sabırsızlıkla hızlanan adımların hastane koridorlarında adeta raks ediyor. Her şeyden bihaber oluşun hikayemizi öyküleştiriyor. 

Bir şarkı ne zaman güzel değildir

Sonu olduğu zaman

Sonu yoktur çünkü güzel şarkıların

Kimse bir şarkıyı sonuna kadar söyleyemez , diyor ‘’Pas’’ isimli şiirinde Edip Cansever. Doğum günümde bana aldığın mor renkli sardunyaların saksısına bir not şeklinde süzülmüştü bu dizeler. Hatırımda … Sen bu mektubu okurken sardunyamın her bir yaprağı toprağıma dökülecek ve bensiz geçireceğin yaşama göstermiş olduğun sadakati fısıldayacak. Biliyorum , böyle olacak.

Rüzgarlar sert ve yıkıcıdır. Ama benim Rüzgarım yüreğime naif esintiler gönderir. Odama yaklaşıyor içten konuşmaların . Aramıza giren mesafeleri bana yazdığın şiirlerle kapatıyorsun. Ve canım adam , benim için yine şiirler yazsan ve şarkılar söylesen ; Turgut Uyar dizeleriyle saçlarımı tarasan yaşayamadığım günlerin pişmanlığını yine de getiremezsin. Saatlerce piyano çalmaktan uyuya kalmış bir kızdın sen . Şimdi notaların seni uyutmasına ve rüyalarını ritmik hale getirmesine izin vermiyorsun derdin . Küçük parmaklarımın beyaz tuşlarda gezinirken çıkarttığı sesi duymayı en çok sen isterdin . Duymak istediğin melodiden seni mahrum bıraktığım için özür dilerim. Yargısız infazların savrulup giden bulvarında , yüzüme doğru esen rüzgarın nefesini dinlemek için kalbimde söndürülen ateşle yaşadım . Lütfen, dikkat et ; geçmişin sana da imbatlı hayatlar kurdurtmasın . Rüzgar, canım güzel adam hoşça kal. Devrik cümleler dökülmesin yüreğinden.

Ceren Gülüm Şahin

Reklamlar

Bir Cevap Yazın