Ağır adımlarla yürüdü. Sıkılıyordu… Bugün başkanlık seçimleri vardı ve sandığın başına yakınlarının zoruyla getirilmişti. Çünkü hiçbir parti ve siyasi görüşü yoktu. Haberleri takip etmez, siyasetten de pek anlamazdı zaten. Ekonomik durumu oldukça iyiydi. Gezip tozmaktan başka hiçbir şey yazmazdı. Oy pusulasının başına geçti. Pusuladaki parti başkanlarına baktı. Hepsini biliyordu ama haklarında en ufak bir fikri bile yoktu. Yaşı dolayısıyla da ilk kez oy kullanacaktı. Arkada çok sıra vardı. Hemen birini mühürlemesi gerekiyordu. Pek zamanı yoktu. Ne yapmalıydı? Buraya kadar gelmişti. Boş geçemezdi. Oyunu rastgele kullanmayı düşündü. Parmağını oy pusulasında gezdirdi ve rastgele bir yerde durdurdu. “Necmettin Uysal”

Evet, o çıkmıştı. Kim olduğunu ve kazanınca ne gibi hedefleri olduğunu bile bilmiyordu. Parmağına denk gelen kişiyi mühürleyeceğini söylemişti. Dediğini yaptı ve mühürledi. Tek istediği bu sıkıcı ve ona anlamsız gelen ortamdan bir an önce kurtulmaktı. Oy pusulasını katladı ve perdenin arkasından çıkıp sandığa doğru yaklaştı. Katladığı oy pusulasını sandığın içine atıyordu ki sandığın içine doğru bir çekim hissetti. Bu da neydi? Başı mı dönüyordu ya da çok mu stres yapmıştı da gerçek dışı yaşıyordu. Sandığın başındaki adam ona tuhaf bir şekilde bakıp oy pusulasını sandığın içine atmasını bekliyordu. Pusulayı sandığın içine attı. Attı atmasına da, sandık oy pusulasıyla beraber onu içine çekti.

 Vücudunda hafif bir ağrıyla gözlerini araladı. Gözlerini açar açmaz bulanık bir maviye karışık gri bir örtüyle karşılaştı. Üşüyordu. Islak ve sert bir zeminde gibiydi. Gözlerini iyice araladı. Burnuna gelen hafif duman kokusu onu rahatsız edip yüzünü buruşturmasına sebep olmuştu. Doğru görüyordu. Karşısında duran hafif dumana bulanmış mavi bir gökyüzüydü. Islak bir zeminde, yerde baygındı. Ağır hareketlerde yattığı yerden kalmaya çalıştı. Zor da olsa olduğu yerde oturma pozisyonu aldı. Başı çatlayacak gibiydi ama asıl konu bu değildi? Sahi, o neredeydi?

Başıyla etrafa bakıp göz gezdirdi. Dar bir sokakta yerdeydi. Etrafta özensiz yapılmış, eski ve dış cephesi tamamen harçla kaplanmış evler vardı. Olduğu zemin biraz çamur ve biraz da ıslaktı. Sokak kenarları çöplere bulanmıştı. Sanki bir çöplüğün içindeymiş gibi hissediyordu. Camlar kapalıydı ve tek bir yaşam belirtisi dahi yok gibiydi. “Bu insanlar nerede?” derken birkaç bağırma ve çığlık sesi, ardından da silah sesleri duyuldu. İçini korku kaplamaya başlamıştı. Nerede olduğunu dahi bilmediği bir yerde tek başına neler olduğunu kavramaya çalışıyordu. Üstelik duyduklarından ve gördüklerinden de pek güvende olmadığını düşünüyordu. Yavaşça ayağa kalkmaya çalıştı. Ayağa kalkarken sendeledi. Yalpalayarak duvara doğru yürüdü. Dengesini sağlamak için duvara yaslandı. Tutuna tutuna ürkek adımlarla yürüdü. İleriden orta yaşlı bir adam geliyordu. Bu adamın kim olduğunu bilmiyordu ama yüzündeki endişe ve korku uzaktan anlaşılabiliyordu. Adam hızlı adımlarla ona doğru yürüyordu. Sesler geliyordu. Çığlık ve boğuk sesler. Uzaktan geliyor olmasına rağmen rahatsız ediciydi. Duman kokusu ciğerlerine işlemişti. Nerede olduğunu merak ediyordu. Neler olduğunu anlamak istiyordu. Adam yanından geçti. Ona doğru gelmiyordu. Bir yere gidiyordu ya da birilerinden kaçıyordu. Adama sesledi. “Bayım!”

Adam olduğu yerde durdu. Henüz uzaklaşmamıştı ondan. Arkasına, ona döndü. Ona neden seslendiğine dair bir açıklama bekliyordu. Genç, adama soluk yüzüyle baktı. “Burası neresi bayım?”

Yüzünü buruşturdu adam. Aklını kaçırmış olduğunu düşünüyordu. Belki de onunla dalga geçen bir yobazdı. Ne de olsa, son bir yılda magandalar çoğalmıştı. Yukarıdan aşağıya doğru süzdü genci. Üstü başı ıslak ve darmadağındı. Maganda olmaktan çok, magandaların zorbalığına uğramış gibiydi. Adam, gence acıdı. “Kaç ve kendini kurtar. Seni tekrar bulup rahatsız edecekler.”

Genç şaşırdı. Kimden kaçıp kurtulmaya çalışacaktı? “Kim?” dedi çaresizce. Adam derin bir nefes alıp verdi. “Magandalar, şehrin dört bir yanını bastılar. Onlara dikkat et, evine git.” Arkasını döndü ve gidiyordu ki, genç tekrar seslendi. “Kaç yılındayız?”

Adam tekrar durdu ve ona döndü. Bu defa gerçekten onun aklını yitirdiğini ya da hafıza kaybı yaşadığını düşünüyordu. “2020 yılındayız.” Hızla oradan ayrıldı.

Genç düşündü. 2020 yılı mı? Hatırladı… En son 2019 yılında sandık başındaydı. Ne olmuştu da bir anda buraya gelmişti. Aklında buraya ait tek bir anı veya yaşanmışlık dahi yoktu? Tek bildiği şey, az önceki adamla aynı dili paylaştıklarından kendi ülkesinde olduğunu anlamasıydı. Yürüdü ve yoluna devam etti. Az ileride bir topluluk gördü. Bir evin kapısını kırıp içeri daldılar. Korktu. Henüz toydu, kaçmaktan başka bir şey gelmezdi elinden. Saklandığı köşeden olanları izledi. Eve baskın yapan birkaç adam bir kadını sürükleyerek dışarı çıkardılar. Küçük bir çocuk sesi duyuldu. Daha çok çığlık sesiydi bu. Bir çocuğun savunmasız çığlığıydı. “Anne!” diye ağlıyordu. Adamların hiç acıması yoktu. İki tanesi kadını darp ederek götürürken bir tanesi de annesinin eteğine yapışan çocuğu kolundan tutup evin kapısının önüne fırlattı. Çok acımasız olduklarını düşündü. Güpegündüz şehrin ortasında, hayır nerede olduğunu bilmiyordu henüz. Buna nasıl cüret edebiliyorlardı? Adamlar savunmasız çocuğun göz yaşlarına aldırış etmeden, çırpınan kadınla gözden kayboldular. Olduğu yerden çıktı. Çocuğun yanına gitmek istedi ama yine cesaret edemedi. Koca bir korkaktı. Yan sokağa saptı. O sokakta kimsecikler yoktu, harabe bir sokaktan farksız olsa da. Az önce gözleriyle şahit olduklarının etkisinden çıkamıyordu. Gördükleri bir vahşetten farklı değildi. Hava soğuktu. Islak bedeni üşüdü. Kollarını sıvazladı. Ağzından buhar çıkıyordu. Birden bir ses duydu. Ses git gide yükseliyordu. Önce ne olduğunu anlayamasa da sonra bunun bir uçak sesi olduğunu anladı. Bir F16 üzerinden geçti. Başını eğdi, sanki başına değecek kadar yakınmış gibi. Uçağın sesi uzaklaşmaya başlayınca bir bomba sesi yankılandı. Olduğu yere kapaklanmak istedi. Uçağın arkasından şiddetli bir rüzgar kalıverdi. Daha ne olduğunu anlamaya çalışırken etrafta uçuşan çöplerden bir gazete parçası takıldı bacağına. Eliyle gazeteyi bacağından aldı. Gazete parçasında bir şey dikkatini çekti. “2019 Başkanlık Seçimleri” Okudu sessizce. “2019 başkanlık seçimlerinde “Yeniden Doğuş Partisi” başkanı, Necmettin Uysal bir oy farkla seçimi kazanarak ülke başkanı seçildi.”

Aklına geldi yine. Bu adam oy pusulasında rastgele seçtiği adamdı. En son sandık başında, oy pusulasını oy sandığına koyarken sandığın içine doğru çekilmişti. Ne yapmıştı? Neler oluyordu? Başını kaldırıp etrafına baktı. Ülkede zulüm vardı. Neredeydi bu adam? Neredeydi ülke yöneticileri?

Kafasını iki eli arasına aldı. Az önce şahit oldukları ve tüm bu olanlar için kendini suçladı. Bağırmak istedi, delicesine çığlık atmak istedi. O çaresiz çocuktan daha çok bağırmak istedi.

 Derin bir nefes alarak kendine geldi. Oyunu yakmak istedi ama artık çok geçti. Çünkü pusulayı çoktan sandığa atmıştı.

Reklamlar

By Sıla

Bir Cevap Yazın