“Nezafet”(paklık, arılık, temizlik), doğal temizlik anlamı taşır ve bütün varlığı kuşatıcı ontolojik bir olguyu temsil eder. Bu kelime, maddi çağrışımlar ile birlikte esasen maneviyatımızla da ilgilidir.

Hijyenik anlamı ise herkesin malumudur. Su kültürüne olan duyarlılık nasıl ki bir uygarlık göstergesidir, bedenin ve yaşanılan ortamın, çevrenin, sağlam fıtratları rahatsız edecek her türlü kirden, pastan, kerih ve çirkin kokudan arındırılması gerekir. Ekolojik dengenin korunması bir zaruret olduğuna göre, tasfiyeci konumunda bulunan varlıkların çalışma seyrini kesintiye uğratacak müdahaleler de bu manada büyük yanlış ve ağır vebal altına sokar kişiyi.

Etiksel versiyonu bu sebeple “nezahet”tir. Davranışlara akseden bütüncül saflık, duruluk ve aklıktır. İnsan ruhunun kirlenmişlikten, kokuşmuşluktan korunabilmiş bulunması ve kişinin, kötülüklerle, çirkinliklerle arasına nefsin aşamayacağı yükseklikte ruhani setler çekebilmesidir.

Estetik boyutu, “nezaket”tir. Kimlik ve kişiliğe dönüşmüş nezih yaşama sanatıdır. O da kabalıktan, hoyratlıktan, görgüsüzlükten uzak durabilme iradesidir. Eşanlamlısı ise malum; edep, terbiye, kibarlık, zarafettir…

Spritüel aşama, tezkiyedir. Kalp, ruh ve duyguların “masiva” denilen kesret kirinden arınarak vahdet nurunda yıkanışıdır. Konunun açılımı, tasavvufi tecrübelerin bütünü kapsar… İnancın, küfür ve şirkten; amelin, riya ve gösterişten; davranışların, nifak ve düaliteden arınması da teolojik, ritüel ve dini anlamda bir “nezafet”tir. Konunun ontolojik yanı, Rabbimizin “Kuddüs” İsm-i Azam’ı ile irtibatlıdır. Tüm varlık yapısını koruma ve deformasyonları önleme adına sürdürülen doğal aktivitelere, cebri, insiyaki ya da ihtiyari katılım, mertebe farkı saklı kalmakla birlikte, Kuddüs İsm-i Azam’ının tecellisine mazhariyet taşır…

Bu bağlamda temizlik, hayatla özdeş fıtri meyil ve yaşamsal görev, demek diyebiliriz. Temizlik, karşıt kavramların mevcudiyetine bağımlı olmayan zati bir değere sahiptir. Yine de yansımaları, zıt içeriklerin bulundukları alanla yakından ilintilidir. Söz konusu alan bir ahlak kirlenmesi, bir etiksel erozyonsa, ihtiyaç duyulacak temizlik bu muhtevaya cevap verecek nitelikte olmak zorundadır. Bir siyaset, bir güç, bir hukuk, bir ekonomi ve bir bilgi kirlenmesinden bahsediliyorsa, temizlik adına yapılacak tavsiyeler, verilecek teklifler de yine bu muhtevalara uyum sağlamak durumundadır.

Bilgide kirlenme malumat yığılmasıdır. O, kaypak tecessüslere verilen lüzumsuz bir avanstır. En az cehalet kadar yıkıcı, tahrip ve tahrif edicidir. Peki çare nedir?! O da ilmin mutlaka faydalılık esasına dayandırılmasıdır. İnsanı ve insana ait bütün değerleri metalaştırma yönelişi bu zaviyeden ekonomide kirlilik olarak kabul edilir. Yani, para kazanmayı kutsallaştırma paranoyası tam olarak bu denklemde karşımıza çıkar.

Her yol meşrudur. Huzurun, saadetin, mutluluğun büyüsü tüketmeye düğümlüdür. Sunilik cennetinde yaşanan bu cinnet halinde kişinin içinde; gösterişe, övünmeye peşkeş çekilen koca bir ömr-ü heder eder durur. İnsanın donanım ve misyonunu yüce ve yüksek gayelerle özdeşleştirebilmek ve kişileri, yaşanılan hayatın beşeri uzviyetleri tatmin ötesinde çok daha ulvi maksatlarının bulunduğuna inandırabilmek konuyla ilgili kirlenmeyi önlemeye en gerçekçi yaklaşım olsa gerektir.

Güç, hukuk ve siyaset kirlenmelerini önlemenin çaresi ise tek: Adalete öncelik vermektir… Tüm hadislerde öğretilen ölçüyle temizlik, imandan bir parça, dinin yarısına denktir…

Ve Kur’ani anlatımda temizlik; maddi manevi kirli hallerden arınarak melekleşmek, ilahi sevgiye, muhabbete, rızaya, hoşnutluğa ve türlü türlü cemali güzelliklere ermektir… (Bakınız: 2/222;9/108 öyle diyor…)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın