İçimde, uzunca yürünmüş bir yolun ağıtları var.
Hangi ayak izine dokunsam, ahengini kaybetmiş bir türkü.
Hangi toprağı eşelesem kuytuda unutulmuş bir ışık kümesi.

Çiğnenmiş hüzünler ne çok şiir doğurmuş bu yolda
Ne çok harfin ahı alınmış.

Suları toplarken yolların hilekar delikleri
Bulutlar, alın terini çamura bıraktı diye üzgün.
Sular, çamura bulandı diye hırçın.
Yollar buna şahit oluyor diye bıkkın.

Sırtına bir ökse telaş yüklemiş çalılar,
Bir çelme taksam dökülecek alnından hırıltılar.
Çalılar, dibinde zamanın kokusunu saklar.

Kime karşı kuşanmış bu çiçekten zırhlar,
Kokusuyla kaç kişiyi yaralar?
Kimin için açılmış bu köhne duraklar,
Kemiğinin gıcırtısından korkan kaç yolcu ağırlar?
Kim duyacak bu zindan kapısından bozma şiirleri,
Kime hitap edecek artık, dişsiz kalmış satırlar?

Bir yanda kendi aynalarına ihanet edenler,
Kendi sesinin toprağından çile derenler.
Ayağında, bitmiş hikayelerin noktası ile,
Atlayacakları uçuruma gidenler…

Satırlar…
Bu yolda nasılda tehditkarlar.
Susamak yasak, susmak serbest,
Kursağa iki taş bağlasak belki bu öfke dinecek.
Öfkeler de henüz yavruydular.
Koşmaya başlamadılar.
Usulca sokulup yolların bağrına.
Şaşkın sabahları teselli ederdiler.

Ve bu yolda dökülüp durmuş yalanlar.
Her yerde yalanların katran rengi
Her yerde yalanlara inanmış ölü ruhlar.
Şakaklarında onları vuran şiirler ile
Yolda sere serpe yatarlar.

Dün vardılar, bugün ölmüş sayıldılar.
Bugün ölenler bir ahın içinde, yine buradalar.
Susanlar, susayanlar…
Hepsi de bu yoksuzluk yoluna gömüldüler.
Bir daha duyulmamak üzere…

Reklamlar

By gazelimsi

E, Anne, okur, yazar, izer. Seyyah nakkal, Kzl ylandan sonra ve Gazel kitaplarnn yazar.

Bir Cevap Yazın