Havva son bir defa baktı sunum masasına, her şey yerli yerindeydi. Harika bir sofra misafirlerini bekliyordu. Kuru dolmasından kısırına, kurabiyesinden pastasına, böreğinden çörek otlu çöreğine, şerbetli kurabiyesinden poğaçasına, ezmesinden mezesine salatalarına kadar her şey ama her şey mükemmel görünüyordu tıpkı Havva gibi. Şimdi de sıra evi son defa kolaçan edip üzerini başını düzeltmeye gelmişti. Her şey yolunda gitmeliydi, yeni evinde ilk misafirleri için. Kapının sesi ile mutfağın muhteşem kokusundan sarhoş olmuş bir şekildeyken birden irkildi. Baş parmağını eski bir alışkanlıkla damağında götürüp yukarı doğru hıh çekerek itti. Eskiler buna damak atma, derdi. Koşarak en muhteşem gülümsemesi ile poz verir gibi dış kapıyı açtı. Arkadaşları videoları açmış canlı yayın yaparak içeri girdiler meşhur sosyal medya gülümsemeleri ve pozları ile birlikte. Türk kahveleri ve kahve yani kurabiye çeşit çeşit çikolata, burma, tatlı kuruyemiş sunumu ile içeri girdi Havva canlı yayınlar devam ederken. Bu arada diğer arkadaşları da daha kahveyi yudumlamadan fotoğraflama başlamıştı bile her anı, tek tek.
Havva son sunum tepsisini de mor koltuklu, lila perdeli, gri simli halılı salona getirip tam oturacakken kapı çaldı yine. Yüzü düşmüştü Havva’nın. Arkadaşları bir anda canlı yayınlarını takipçileri ile vedalaşıp;
“Kahveden sonra görüşürüz şekerler, şimdi gıybet time başlıyor.” diyerek kapattılar.
Tüm gözler Havva’ya çevrilmişti. Havva burun kıvırıp mini siyah simli eteğini düzeltti.
“Komşudur.” diyerek hayal kırıklığı ile bakışları cevaplamaya çalıştı.
Arkadaşları ise yeni evindeki yeni komşuyu çok merak ediyordu, tanışmak istediler hemen bebeksi ses tonları takınıp şımarık bir eda ile. Havva sol kaşını kaldırıp dilini dişlerinin üzerinde gezdirdikten sonra cevapladı arkadaşlarının bu isteğini kesin ve kararlı bir ses tonu ile.
“Neşemiz kaçmasın.”
Omuzlarını kavgaya hazırlanan bir horoz gibi geriye atarak boynunu uzattı. Kapıda işi çok kısa sürmesine rağmen içeride dedikodu kazanı kaynamıştı hatta fokurdayıp taşmıştı bile. Arkadaşları Havva’yı görür görmez susmuş can kulağı ile yeni komşu hakkında bilgi edinmek için avını bekleyen bir kurban gibi hazır ola geçmişlerdi. Havva gözlerini sonuna kadar açıp dudaklarını bükerek gülümsedi. Bu birazdan bomba bir dedikodu geleceğinin habercisiydi. Su çiçeği rengindeki kahve fincanını eline alıp göz süzdü bir yudum alırken. Ardından bu heyecanlı bekleyişten keyif alarak fincanını sunum tabağına koyup;
“Çay servisine başlayayım.” dedi arkadaşlarına.
Arkadaşları ise heyecan ile Havva’nın dedikodusunu bekliyorlardı. Bin bir itiraz, yalvarma ve yakarışın ardından Havva yerine tekrar eline fincanını alarak gülümseyip bir yurdum daha aldı kahvesinden. İçerden çıt çıkmıyordu, herkes elinde kahve ile Havva’yı bekliyordu. Arkadaşlarının bu hallerine artık son vermek isteyen Havva başladı anlatmaya…
“Ay, kızlar! Taşındım daha ilk gün koliler yeni bitmiş. İşçiler yeni çıkmış evden. Ay dedim kahvemi yapıp bir hikaye paylaşayım takipçilerim merakla bekliyordur diye. Elimde maket bıçağı cart, cart kolileri kese kese gidiyorum. Yeni aldığım fincanları bulmak için. Aslında ayrı koliye koymuştum ama taşırken karışmış. O telaşta hatırlayamadım. Neyse kapı çaldı. Ay, bende bir sevinme! Sandım ilk gün böyle kupayla kahve kurabiye falan getirdiler. Nerde! Kapıda orta yaşlı serseri giyimli bir kadın. Öyle eşofmanı bluzun üzerine çeken cinsten. Paçaları da uzun çorabına sıkıştırmış. Yüzüm düştü, böyle havalı birini bekliyordum açıkçası. Koş koca siteye taşınmışım sonuçta. Elit bir muhit yani. Neyse, kadın başladı garip bir aksanla peltek peltek konuşmaya. Komşu hoş geldin, hayırlı olsun. Sağlıklı, güzel günler dilerim. Varsa bir bardak un rica edecektim, şimdi bu halde inmeyeyim, temizlik yapıyordum, dedi. Tabi ki, hemen bakıyorum deyip kolileri açıyorum. Arkamı bir döndüm başka bir koli açmak için mutfakta tepemde dikilip etrafı izliyor. Gülümsedim ayıp olmasın diye. Sonunda erzak kolisini bulup elindeki bardakla bir bardak un doldurup verdim. Yarım saat ya geçti ya geçmedi yine kapı çaldı. Başka komşu her halde diye düşündüm. Bu sefer yine elinde bir kap içinde su bardağı. Yetmedi un, iki bardak daha koyar mısın, dedi. İki bardak daha koydum. Ben o arada tüm kolileri kestiğimden kahve makinesini de çıkarıp tezgaha koydum. Kahveyi hazırlıyorum yine kapı çaldı. Bir bardakla gelmiş yine kadın, şeker istiyor. Çıkarıp verdim. Ama kahveyi içmek ne mümkün. Fincana döktüm kahveyi tam hikaye paylaşacağım yine kapı çaldı. İki yumurta varsa, alabilir miyim komşucuğum, dedi. Buz dolabını bir gün önceden kurmuşum kocişim yerleştirmişti eşyalar gelmeden bozulmasın diye. Açtım verdim yumurtaları. Canım sıkıldı kahvem buz gibi oldu geri döktüm kahve makinesine dumanı üstünde bir kahve hikayesi çekeyim, diye. Tam makinenin düğmesi attı yine kapı çaldı, bu sefer bir paket vanilya bir paket kabartma tozu istedi. Canım sıkılmıştı. Bu ne vırt vırt kapı çalıyor. Neyse dedim herhalde bana kek yapacak sonradan aklına geldi ondan malzeme istiyor. Paketleri verip kapıyı kapattım. Bir kaç saat kapı çalmadı ama ben diken üstündeyim ne zaman kapı çalacak, diye. Mutfak raflarını tek tek silip tabakları bardakları yerleştiriyorum. Arada hikaye fotoğraf falan paylaşıyorum. Yine çaldı kapı. Bu sefer sevindim. Dedim her halde kek getirdi bana ama nerdeee! Elinde yine su bardağı Türk kahvesi istiyor bu sefer. Neyse verdim, gönderdim. Yine kapı çaldı. Gülmeyin kızlar ya sinirleniyorum bak. Neyse! Gel kahve içelim, dedi. Gittim evi harika yani bu kılıkla bu evde nasıl oturuyor, diye düşündüm. Çok zevkli güzel döşenmiş. Bilirsiniz pek beğenmem başkalarının dekorasyonunu sonuçta dekor benim işim ama beğendim yani. Neyse! Elinde iki fincanla geldi. Kahve yapmış ama bildiğin su içiyorum. Sanki kaynar suyun üzerine parmak ucu ile kahve serpmiş gibi. Bekledim kek kek yok ortada. İşler bekler deyip kalktım. Yahu bir bardak su bile koymamış yanına düşünebiliyor musunuz? Allah’ın suyu ya, ne olacak? Ama yok. Ya gülmeyin bak. Anlatmam sonra. Neyse, geldim eve yerleştiriyorum mutfağı kapı çaldı pirinç istedi bir bardak. Akşamı böyle ettik. Kocişime anlatıyorum. Ne var bebeğim, komşu komşunun külüne muhtaçtır derler bilirsin diyor. Evi yerleştirdik beraber. Ertesi gün kapı çaldı yine biz kahvaltıdayken. Domates istedi. İşte böyle bir haftadır iki mutfak bakıyoruz resmen. Gülmeyin ama ya. Neyse! Çayları getireyim ben.” Deyip saçlarını savurarak yerinden kalktı Havva.
Arkadaşlarına yan gözle bakarak. Kimi halıya çömelmiş gülüyor, kimi ayağa kalkmış zıplıyor karnını tutarak, kimi de kendini koltuğa atmış ayakları havada gülüyor. Daha da sinirlendi Havva. Arkadaşlarının onunla birlikte sinirleneceğini, ona hak vereceğinin düşünmüştü. Tam kapıdan çıkacaktı. Tiz bir çığlıkla geri döndü arkadaşlarına doğru.
“Bir daha değil feriştahı, tillahı gelse o kapıyı açmayacağım.”
Kapı bir daha çaldı. Havva tekrar tiz bir çığlık atarak;
“Aaa! Yeter ama artık.” diyerek kapıya doğru yöneldi.
Arkadaşları gülmekten odanın rengi ile bir olmuş neredeyse rengi liladan mora çalan odada kaybolacaklardı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın