Üstü başı yoksulluk kokan bir meczupsun” dedi ona. ”Karşımda başını eğmeden duramayan bir fakir. Nasıl olurda gözümdeki ışıktan bahsedersin. Sen ki ışık görmemiş zavallı. Güneşinin yönü benim ayak izlerimken bana söz söyleme cürretini hangi ulu verdi sana. Baştan aşağı benim malım iken, benden bir parçaya bakıp sevgini açığa çıkarmak haddin mi ki?” Sustu meczup. Bildikleri kadar derin sustu. Sustukları kadar hayrandı ona çünkü. Kibrine ve aptallığına rağmen hayrandı. Gönlünün oku saplanacak başka kimse bulamamıştı ondan başka. Çünkü aşk, ne elbisenin yırtığına bakardı, ne de karşısında duranın aklındaki boş kuyuya. Aşk geldi mi ne meczup dinlerdi ne sultan.
O biliyordu. Sultan kapatsa da bütün kapıları, içeride bir yerde ona yansıyan bir ışık vardı. Uzakta bile olsa onu bulur yüreğini aydınlatırdı. Gece uykularını bölerdi onu dürterek. Ama kibirden tüyleri kabarmış bir tavus kuşuna dönüşen sultan, kabullenemeyişinin acısını meczubun yüreğini yakarak çıkarıyordu. Belki sevgisinin farkında bile olmadan.
Meczup sordu ona yine korkarak, ” Siz bende bu kadar büyükken, kendinizde küçülmeyin ne olur. Size olan derin muhabbetimin diğer ucunda sizin sevginiz var. Ben görüyorken siz kör olmayın ne olur.” Sultan ayağa kalktı, öfkeden yumruğunu nereye vuracağını şaşırdı. Gözünde kendi ile savaşma emareleri, öfkeden delirmiş, kendini parçalayacakmış gibi bağırdı. ”Bre zındık, sevgini karanlık topraklara ekmeden önce yıkıl karşımdan. Tohumu beş kuruş etmeyen pis meczup. Yüreğinin yükünü ayaklarımın altına boşaltmak da neyin nesi. Kellen benim kudretim ile duruyorken pis bedeninde, canın sana fazla mı geldi? Defol git. Köpeklere bile yedirmem senin leşini.” Meczup sadece gülümsedi. Öfkesini bile sevdiği kadına, bir gülüş hediye etti. Sonra dedi ki ” ben şimdi gidiyorum sultanım. Sultan olman benim suçum değildi. Meczup olmam da. Bana bağır ben senin kölenim, ama sende benim köleliğime muhtaçsın.” Sonra çekip gitti.
Sultan arkasından bakıp kaldı. Yüreğine dağlar oturdu. Yüreğinde mevsimler kovaladı birbirini. ”Herkes defolsun huzurumdan. Bir daha bu meczubu burada görürsem hepinizin kellesi gider. Ona göre.”
Meczup kendi özgürlüğüne giderken ipine tutuna tutuna, sultan kocaman boşluklarda yönünü bulmaya çalışıyordu. Kendini yaralayanın ne olduğunu seçip çıkaramıyordu yüreğindeki kargaşadan. Neye elini atsa meczubun gülüşü oluveriyordu avuçlarında. Sonra fark etti ki, son gülüşü ile intikamını alıp gitmişti meczup. Son sözleri ile onun özgürlüğünden geriye kalanı da alıp gitmişti.
Gazel Yiğit

Reklamlar

By gazelimsi

E, Anne, okur, yazar, izer. Seyyah nakkal, Kzl ylandan sonra ve Gazel kitaplarnn yazar.

Bir Cevap Yazın