Demir derin bir çekerek baktı uzun uzun beyaz tavana. Elindeki telefona sımsıkı sarılmış yatakta uzanırken gözleri parlıyor, göz bebekleri büyüyor karnında kelebekler uçuyordu. Sonunda aradığı aşkı bulmuştu, onca beceriksiz girişimden sonra. Girdiği her ilişkiden kalbinde derin yaralar, ciğerinde büyük berelerle çıkmıştı. Her ilişkide mağlup olan da oydu, mağdur olan da…
Telefonun bi bip sesi ile heyecanı arttı. Telefonu büyük bir aşkla aldı eline. Telefon mesajında aşkının adı yazıyordu. Daha da sevindi, ellerini fok balığı gibi çırpıp bir kafasına bir karnına bir omuzuna koydu telefonu yatağa bırakıp. İlk defa bir ilişkisinde bir ayı geçmişti, ilk defa huzuru bulmuştu. On dokuz yıllık hayatında bu bir ilkti.
“BİTTİ” yazıyordu mesajda kocaman harflerle.
Gözleri ne yaşlar doldu bir anda karardı bütün dünyası kocaman kocaman neon harflerle bitti kelimesi etrafında dolaştı.
Bitti! Ne demekti bitti bitemezdi. Bunca yaşanmışlık var ortada koskoca bir ay onca yazılmış mesajlar vardı. Öyle dandik bir mesajla ilişki mi bitirilir miydi hiç? Bu neydi sanki evde tuz bitti, gelirken al der gibi. Tuz tamam yani bitebilir anlardı Demir, alır doldururdu tuzluğu. Şimdi bu ilişkinin yerini nasıl dolduracaktı. Bir ilişki nasıl biterdi? İki elinin arasına aldı sarı kısa saçlı kafasını.
“Heyhat! Aşk hiç biter mi? Onca emek, onca duygu onca ne bileyim işte ben ya biter mi ya biter mi tek kelimelik bir mesajla. Zaten mesaj çıktı mertlik bozuldu.” dedi kendi kendine.
Bunca derdi çektikten sonra tek mutluluğu kısa mutlu bir rüyaya uyumaktı sadece. Ah diye derin bir iç geçirdi.
“Belki sen olurdun, belki ben, belki de biz olabilirdik rüyalarımda. Sana kavuşmanın hattına her sabah aynı cehenneme uyandığımı bile bile terk eder miydin yine beni? Çok büyük beklentilerim yoktu. Öyle durduk yere aklına gelseydim mesela akşam ne yemek yapsam kadar basit bir soru olsaydım senin için sıradan günlük. Ne yapıyor şu anda, beni düşünüyor mu acaba diye ansızın gelseydim aklına. Çok büyük bir beklentim yoktu küçük bir alışkanlığın olsaydım mesela, kapıdan sağ ayakla girmek kadar basit ve sıradan olsaydım. Aklından hiç çıkarmadığın.” Dedi göz yaşları ile, çaresizlik ile.
Özgül’den gelen kısa bir mesajla altüst olmuştu hayatı. Aşk tohumları ektiği ilişkisi bir anda yerle yeksan olmuştu. Aldı telefonu eline başladı uzun uzun yazmaya duygularını.
“Kız gel ben sana birlikte yaşlanalım, dedim. Bütün yolları deniz kokan saçlarına çıkan bir sahil kasabasına yerleşelim, dedim. Akşam yemeğin tuzu için kavga edelim. En sevdiğin dizinin ortasında maç açıp izleyelim, dedim. Hava durumundan maraz çıkaralım gece aynı yastığa baş koyalım, dedim. Gel sonsuza kadar mutlu olalım, demedim. Çoraplarımı yatağın altına atayım bütün gün sızlanmanı izleyeyim, dedim. Gel beraber bu berbat dünyaya çocuk getirip her yaptığı hatada birbirimizi suçlayalım, dedim. Sen aşkı yanlış anladın. Sen beni yanlış anladın.”
İlk mesajı gönderdikten sonra hiçbir sosyal medya hesabından tekrar ulaşıp mesaj gönderemedi Demir. Özgül onu hayatından dakikalar içerisinde çıkarıp atmıştı. Yine de devam etti mesaj atmaya.
“Öylece çıkıp gittin hayatımdan. Daha yürüyecek çok yolumuz vardı, sen bana edilecek kavgalar, birlikte içilecek çaylar borçlusun. Kim sonsuza kadar mutlu yaşamış da bize reva olsun sonsuz mutluluk. Birlikte üniversiteyi bitirecek, atama bekleyecek, olmadık işlere girip çalışacaktık daha. Sen bana matematik ben sana tarih anlatacaktım daha. Şimdi bitmeyen bir öykünün kahramanları olduk ikimiz farklı karakterlerle belki de yeniden başlayacak hayatlarımızda.’
Hızını alamadı, üzüntüsü git gide artıyordu. Montunu alıp attı kendini sokağa.Yolda giderken ağlamaya ve yazmaya devam etti.
“Yok sende vefa, hiç yok güzelim. Yok bende yerin, bende izin yok. Giderken bıraktığın eksik bir resim, hiçbir resimde artık yok yeri yüzünün. Birlikte geçtiğimiz tüm sokaklardan tekrar geçtim, ayak izlerini tek tek takip ettim, bıraktığın adımlarına basmamak için zıplaya zıplaya yürüdüm sokakta. Tek tek durduğun dükkanların vitrinleri önünde durup kokunu tekrar içime çektim. Yok güzelim sende vefa, hiç yok. Yok bende artık yerin, bende izin yok. Böyle bırakıp gidilir mi hiç bir şey söylemeden. Ne varmış yani bana karşı bir şey hissetmiyorsan artık, beklerdim ben, tüm umutsuz aşıklar gibi. Belki günlerce belki de yıllarca. Yeter ki kaldır şu engelimi artık, ulaşabileyim sana.”
Başka yollar denedi ulaşmak için, sesini tekrar duyurabilmek için belki umut tohumları ekebilirdi Özgül’ün taştan kalbine.
Ne vardı yani, tüm sosyal medya mecralarından engellemeseydi onu, o kadar sahte profil açıp ona ulaşmaya çalışınca şikayet etmeseydi onu. Belki de her şey daha kolay olurdu. Bir de aşk iki kişiliktir, derlerdi. Oysa koca bir yalan aşk tek kişilikti. Demir her şeyi tek başına yaşadı, kendi kalbinde. Cesaret vermeseydi en iyi arkadaşı bu denli belki de hiç açılmayacaktı. Uydu işte bir kere şeytana ne yapsaydı. Onda da bir umut olduğunu hissetmişti. Kendine dostluğu kadar düşmanlığı da dokundu böyle olunca. Zaten bir insana en fazla kendisi zarar verebilirdi.
Yine telefonu eline alıp yazmaya başladı, asla okumayacağını bile bile. Belki de eve vardığında kapı çalıp polisler eşliğinde nezarete götürüleceklerdi onu. Ama duyurmalıydı sesini bir şekilde, anlatmalıydı kahrolası hislerini. Çünkü bunu bile göze almıştı.
Eve vardığında artık baykuşlar sarmıştı geceyi. Göz yaşları içinde uyuya kaldı elinde telefonu ve biten ilişkisi. Odasında birkaç gün geçirdi üzüntü ile. Uyudu uaynadi yemek yedi tekrar uyudu. Bir kısır döngüye girmişti hayatı Özgül’süz. Yine bir sabah uyandığında üzüntü ile telefona sarıldı.
“ Aynı işte her şey bıraktığın gibi. Dünden bugüne çok bir yol alamadım işte, ben de senden sonra. Sonra, diye diye erteledim her defasında sensiz hayallerimi. Çok şey söyledim ama hiçbir şey yapamadım. Ben işte yine bildiğin gibi. Senden sonra bir enkaz insanların eğilip bakmadığı. İnsanlar hep yukarı bakar ezip geçtiklerini görmemek için. Aynı işte her şey yokluğunda. Kimine göre değişmiştim ama bana sorarsan ben işte, her zamanki ben; yıkık bir balık sırtüstü yatıp ölümü bekleyen. Günler geçiyor evet ama kanırta kanırta düşlerimi. Şimdi senden geriye ne kaldı diye sorarsan, al işte bak eserinle gurur duy.”
Hayır! ne yaparsa yapsın olmuyordu.
Hayır! Ne yaparsa yapsın olmuyordu. Nefret de edemiyordu bir türlü, unutamıyordu da, kabullenemiyordu da. Diyetini göz yaşları ile ödemişti bu aşkın. Bir kaç hafta böyle uyur uyanık geçti güneşi görmeden Bir gün bir mesajla yeniden filizlendi duyguları. Yeni bir ilişki başlamıştı ama söz verdi kendi kendine bu sefer üzülen o olmayacaktı.

Bir Cevap Yazın