Ah… Ne olacaktı benim bu garip hallerim? Arılar yeryüzüne selam vermek için ortalıkta gezindiğinde, kalbimin kemiklerden örülü hapisten kaçma telaşı… Otuzlu yaşların rakamlardan oluşan ağırlığına dil çıkarıp iki elinin parmaklarını sallayarak nanik yapan hallerim… Bekar olmanın belki de en güzel yanı bu; sadece kendimden mesulüm. Sırf daha fazla sorumluluk almamak için evcil hayvan bile almamıştım. Hala saçlarımın yanlarını jöle ile yapıştırıyor, tepesini parmak aralarımda sıkıştırıp havaya kaldırarak, dik dik yapıyordum. Biri büyü artık, diyecek diye ödüm kopuyordu. Köşe bucak kaçıyordum içindeki çocuğun katili insanlardan. Bu insanlar ki büyümek aşkı ile yanıp tutuşan, daha orta okul çağlarında büyük lafları sırtına yük eden, içindeki çocukları intihara sürükleyen ya da bizzat katleden insanlardı. Oysa ben hala kırlarda kelebekleri kovalıyor, sokaklarda sokak çocukları ile maç yapıp, maçtan sonra hepsine ısmarladığım dondurmaları kaldırımın üzerine oturup telefon tellerindeki kuşlar gibi onlarla yan yana dizilip yalıyordum. Islığımla dünyanın en güzel şarkısını çalmaya çalışıyordum. Her şarkıda kaybolan bir insan olarak kendimi bulmak için yine şarkılara sığınıyorum. Büyümeyi hiç istemiyordum, çünkü büyümek gülmek için bahaneler bulmak zorunda olmaktı. Oysa ben her şeye gülebiliyordum.
Çocuk olmak demek özgürce uçabilmek demekti, eve girmeden istediğin kadar gezebilmek demekti. Çocuk olmak haksızlığa uğradığında çığlık atabilmek demekti, susmadan istediğini alana kadar direnebilmek demekti. Gördüğü her su birikintisine korkusuzca atlayıp yüzebilmek demekti.
Çocuk olmak anı yaşayabilmek demekti. Andayken değerini anlamadığımız şeyler anı olunca nedense kıymete biniyordu. Şimdiyi, anı yaşarken bile hep geçmişi düşünüyorduk. Çektiğimiz bir manzaranın fotoğrafına bakmak manzaraya bakmaktan daha çok keyif veriyordu nedense.
Şehrin kalabalığından kaçmak istiyordu yorgun ruhlar, sakin sessiz yerlere de taşıyacaklardı lanetlerini. Oysa çocuklar mutluydu, çünkü mutluluk bulunduğu yerle ilgili değildi, mutluluk bulunduğu kişi ile ilgiliydi. Kırlarda koşmak her çocuğun en sevdiği aktiviteydi belki de, şehirde koşmaktan tek farkı durmanı gerektirecek şeyler olmamasıydı. Yoksa çocuklar hep koşardı, yetişkinler yürürdü sadece. Hızlı yürümek yetişkinlerin içlerindeki çocuktan kendilerini üstün görmek için uydurdukları bir şeydi zaten. Bir insan kırlarda ovalarda parklarda neden hızlı yürüsündü ki? Ah, kentler çocukların yaşaması için uygun yerler değildi. Çocukların yeri geniş sınırsız ovalardı.
Niyeyse, şarıl şarıl akan bir dere kenarında kendimi böceklerin ve çocukların sesine bırakıp doğanın sesini ve çocukların sesini dinlemek istiyordum. Neden bu kadar çok üzerime geliyordu insanlar? Büyümeyecektim işte, evlenmeyecektim, sokaklarda gördüğüm her hayvana karşılık vermek için hayvan taklidi yaparak yürüyüp kahkahalar atmaya devam edecektim. Bir daha çıkıp avazım çıktığı kadar;
“Yoruldum! Bırakın peşimi, boynuma taktığınız yuları daha fazla sıkmayın. Boğuluyorum, nefes alamıyorum…” diye bağırmak geliyordu içimden.
Dünyadan çok bir beklentim yoktu esasen. Gözüm ne kimsenin işinde, ne kimsenin eşinde, ne kimsenin evinde, ne kimsenin arabasında, ne kimsenin parasındaydı. Sadece mutlu olmak istiyordum, avucunda tuttuğum çocukluğumun son zerresini korumak istiyordum. Sevdiklerimle doya doya sarılmak, birlikte hazırlanan büyük mutlu sofralarda oturmak, kahkaha atmak istiyordum. Yani ben mutlu olmak ve mutluluğumu paylaşmak istiyordum sadece. Oysa yetişkinlerin anladığı tek şey sınırsız ya da sınırlı alışveriş yapmak, fatura ödemek ve bankalar için çalışmaktı. Kazandıkları paralar daha ceplerine girmeden bir bankadan diğer bankalardaki borçları ödemek için, paraları transfer etmekti.
Ben hala içimdeki çocuğa her sabah süt içiriyorum. Ben hala dolapta saklanmış bayram çikolatalarını gizlice içimdeki çocuğa yediriyorum. Ben hala kaygan bir zemin gördüğümde koşup içimdeki çocuğu kaydırıyorum. Onu korumak için çok uğraşıyorum, ondan vazgeçmemek için. Sahi siz ne zaman noksan bir yetişkin olmak uğruna büyüyüp çocukluğun erdemlerini geride bıraktınız? İçimdeki çocuk size nanik yapıyor, haberiniz var mı?

İnci Yılmaz Şimşek
Hükümsüz Kimlikler ve Ölümüne Aşk yazarı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın