Barış ÇOKAZ

Editör: Simge Armutçu

Kırşehir’in ücra kıyısında yaşamış, türküleri ile içleri ısıtan ve Abdal geleneğini zirveye taşıyan isimdir Neşet Ertaş. Öyle ki, derin bir köke sahip olan geleneksel Abdal müziği, Türk müzik kültürü geçmişten günümüze kadar süregelen alanlardan biridir. Sadece müzik üretmek bakımından olmayıp aynı zamanda sosyokültürel açıdan yerine getirdiği işlevler bakımından da önem taşıyan Abdallar, geçmişte var olan büyük bir geleneği temsil etmektedir. Peki, kaleme aldığım bu çalışmada neden “Bozkırın Tezenesi” üzerine yazıyorum? Aslında onun Abdal geleneğini 20. ve 21. yüzyıla taşıyan ozan olmasının yanı sıra, 2012’de ozanın vefatıyla Abdal geleneğinin nasıl süregeleceği konusunda düşüncelerim olduğundan dolayı Neşet üstat üzerine yazmayı tercih ettim. Aynı zamanda bu çalışma içinde amaçlanan bir diğer şey de Epikürcü mutluluğa, büyük ozanın hayat felsefesine ve insana yaklaşımına bakmak olacaktır. Bu noktadan hareketle Abdal kavramının kökenine ve derinliğine inip evvelden ahire kadar türkülerini dinlediğimiz büyük isme biraz daha yakından bakalım.

Abdal Geleneği ve Neşet Ertaş

Nedir söz konusu olan ‘Abdal’ kavramı? Bu kavramın içindeki “a” harfleri atıldığında, geriye şu harfler kalacaktır: “b, d, l” Bu harfler “bedel” kavramına işaret edip aslında Abdallığın bir bedel ödemekten geldiğini gösterir. Abdal nedir? Bedel ödeyendir. Anadolu’da göçebe olan bir halk ve bu halktan olan kimse anlamına da gelmektedir. Dolayısıyla göç eden halkın ödediği bedel ve halka sunduğu düşünce de denilebilir. Abdallar, Türklerin Orta Asya’dan Anadolu’ya gerçekleştirdikleri yolculuklarında bu yolculuk süreci ve sonrasındaki gelenek aktarımlarında genel olarak kültürel, özel olarak da müziksel anlamda çok önemli işlevler yüklemişlerdir.[1] Geleneksel Abdal müziğinin ileri gelen isimlerine baktığımızda karşımıza iki büyük ozan çıkar: Biri Muharrem Ertaş, diğeri Neşet Ertaş. Neşet Ertaş’ın Abdal kültüründeki yeri ve önemine bakıldığında, ona, 2010 yılında UNESCO tarafından “Abdallık Geleneği ve Halk Ozanlığı” alanında “Yaşayan İnsan Hazinesi” unvanı verilmiştir. Çoğu kimse tarafından “Son Abdal” veya “Bozkırın Tezenesi” olarak bilinen Neşet Ertaş’ın vefatından sonra “geleneksel Abdal müziğinin temsili” tartışılan konulardan olmuştur.

Kırşehir denilince şüphesiz her kişinin aklına şu üç kavram düşer: Bozlak, bağlama ve Abdal. Neşet Ertaş’ın kendine has türkü girişleri insanı mest eder. İnsan, Ertaş’ı dinlerken bir bağlamanın üst telinden alt teline, bir notadan diğer notaya savrulur. Hele bir de onun türkü sözleri eklenince…

Herkesin bildiği bir türkü vardır: “Neredesin Sen” türküsü. Hemen hemen herkes bu türkünün bir sevgiliye hitap ettiğini zanneder. Aksine Neşet Ertaş, 12 yaşında bir çocukken vefat eden annesine yazmıştır[2] bu türküyü: “Şu garip halimden bilen şiveli nazlı / gönlüm hep seni arıyor neredesin sen…” Neşet, türkülerinde acıyı da neşeyi de hüznü de ayrı ayrı yaşatır ve hissettir. Neşet Ertaş, Leyla adlı bir kıza âşık olur. Muharrem Ertaş, yani Neşet Ertaş’ın babası kabul etmez Leyla’yı. Neşet Ertaş’ın anlattığına göre Abdal geleneğinde herkes birbiriyle evlenirmiş, başka toplumdan olan geline ya da damada karşı çıkılırmış. Tam olarak bundan dolayı babası bu aşka karşı çıkmış. Her ne kadar babası istemese de Leyla ile evlenmiş büyük usta. Neşet ile Leyla evliliğinden üç çocuk dünyaya gelmiş ve çift zaman içinde boşanmışlar. Böylece Muharrem Ertaş ile Neşet Ertaş arasında yüreğe dokunan atışmalar başlamış.

Bu aşka başından beri karşı çıkan Muharrem Ertaş şöyle bir türkü yakmış oğluna: “Evvelden tutmadın Neşet sözümü / Öksüz koydun yavruları kuzunu / Almasaydın Boluların kızını / Son pişmanlık fayda etmez evladım…”[3] Bu sözlerden de açıktır ki Muharrem Ertaş oğluna “Önceden beri sözümü dinleseydin, o kızı (Leyla’yı) almasaydın, yavrularını babasız bırakmasaydın.” demek ister. Fakat Neşet Ertaş’a bu sözlerin dışında babasının söylediği şu dize dokunur: “Aslı bozuk alma dedim evladım…” Leyla’sına ‘aslı bozuk’ denmesine kırılan Neşet Ertaş, babasının bu sözlerini çok içerliyor ve usta-çırak atışması da böylece başlamış oluyor. Babasının sözlerine karşılık Neşet usta şu türküyü yazar: “Seni beni kim getirdi cihana / Her oğlu doğurmuştur bir ana / Senin fikrin başka dostluk bahane / Aslı bozuk deme gel şu insana…” Bu sözlerde babasına olan sitem perde perde iner sazın tellerinden. Neşet Ertaş, Leyla ile ilişkisi bitmiş olmasına rağmen ona toz kondurmaz, hatasının kendisinde olduğunun altını çizer ve bir türkü daha yakar giden sevgiliye: “Kendim ettim kendim buldum / Gül gibi sarardım soldum eyvah eyvah ey…” Büyük usta ne babasına ne de Leyla’sına kötü söz söylemez. Ne kadar kırgın olursa olsun…

İnsana ve dosta olan sevgisini yaşatır içinde. Mutlu olmak için neye sahip olması gerektiğini bilen insandır Neşet. Tıpkı Epikuros felsefesindeki gibi, asıl mutluluğun dostlukla geleceğini ve özgürlükten geçeceğini biliyordu o.

Ertaş ve Epikürcü Felsefede Dostluk

Epikuros (ya da Epikür) Helenistik felsefenin en önemli düşünürlerinden birisidir. Sisam Adası olarak bilinen Samos’da doğmuştur. Epikuros, septisizm de ve Stoacılıkta olduğu gibi, pratik felsefeye, ahlak felsefesine yönelmiş ve bu alanda etkinlik göstermiştir. Aristoteles’in ölümünden sonra gelişen iki ana okuldan birisini kurmuştur.

Epikurosçuluğun genel özelliklerine baktığımızda, Helenistik dönemin ilk büyük felsefe okulu olduğunu görüyoruz. Bu okulun kurucusu adını da kendinden alan Epikuros’tur. Epikuros, insanın bu dünyadaki mutsuzluğunun Tanrılarla, ölüm ve kederle ilgili yanlış inançlardan kaynaklandığını, söz konusu yanlış inançların ancak onların yanlışlığını ve temelsizliğini ortaya çıkaracak bir varlık görüşüyle ortadan kaldırabileceğini düşünmüştür. Bu çerçeve içinde felsefenin amacının insana mutlu bir yaşam sürmesi için yardımcı olmak olduğunu düşünen Epikuros, aynı Sokrates gibi özel bilimlerin bu amaca hiçbir katkı sağlamayacağı kanaatindedir. Felsefeyi sadece araçsal bir değere sahip olan bir disiplin olarak görmüştür.[4]

Epikürcü felsefede hayatı zevkli kılan şeyler kolay bulunamayan şeyler değildir. Epikuros’a göre mutlu olmak için edinilmesi gerekenlerin listesi şudur: Dostluk, özgürlük ve düşünmek.[5] Gerçek bir dostun, insana bir servetin bile kazandıramayacağı kadar çok sevgi ve saygı, hoşgörü kazandıracağı açıktır. İşte büyük ozan Neşet Ertaş da bu servetin farkındaydı ve içindeki dosta olan sevgisini, insana olan bağlılığını hiç öldürmedi. Dost ile Sohbet türküsünde şöyle diyordu Neşet: “Engel girmesin araya / Dost merhem olsun yaraya / Dost için geldik dünyaya / Dost ile sohbet edelim…” Bu sözlerinde dosta olan bağlılık çıkar karşımıza. Hatta Neşet Ertaş gerçek dostların doğruyu söylediğine, bizi toplumsal yaşamın sahte ölçülerine göre değerlendirmediklerine, asıl ilgilendikleri şeyin insanın özü, yani kendi benlikleri olduğuna dikkat çeker. Epikürcü felsefede dostu olan, özgür olan ve düşünen insan mutlu insandır. Ertaş’ın mutluluğu da türkülerdeki özgürlüğünden, yanlarındaki dostlarından belli olur.

Sonuç olarak, Neşet Ertaş’ın insana/dosta olan sevgisi onun içindeki insanlığın ne denli temiz ve bir o kadar da masum olduğunu gösterir. Epikürcü felsefedeki gibi, parası olduğu halde dostları, özgürlüğü ve üzerine derin bir şekilde düşündüğü yaşamı yoksa insan asla gerçek anlamda mutlu olamaz.

Ertaş yaşadığı köyden kente göç etmiş, kendi felsefesini Abdallık çerçevesinde kente taşımıştır. Neşet Ertaş’ın, kırdan kente göçüyle yalnızca İstanbul ve Ankara’da değil, aynı zamanda Almanya gibi Avrupa ülkelerinde de konserler vermiş olması ustanın ne kadar önemli bir halk ozanı olduğunu göstermektedir. Bunların yanında, büyük usta çizgisini hiçbir zaman bozmamış ve topluma her daim örnek olmuştur. Biz, tüm bir insanlık olarak, ozanlardan çok ders çıkaracak ve ‘dostluk’ kavramına onların yolunu izleyerek kavuşacağız. En nihayetinde günümüz karanlık çağında ya da ustanın deyişiyle yalan dünya’da gerçeği türkülerle bulacak ve karanlığı yakılan türkülerle aydınlatacağız.


[1] Ahmet Keskin, Geleneksel Abdal Müziğinin Temsili Ve Neşet Ertaş, Uluslararası Sosyal Araştırma Dergisi, 2013,  C.7, S.34, syf.100

[2] Meltem Erkmen, Neşet Ertaş, Kafa Dergisi, 2019, s.61, syf.23

[3] Küsme Neşedim Türküsü

[4] Ahmet Cevizci, Antikçağ Felsefesi, Say Yay., İstanbul, 2016, syf.469

[5] Alain de Botton, Felsefenin Tesellisi, çev. Banu Tellioğlu, Sel Yayınları, İstanbul, 2019, s.71

KAYNAKÇA
  • Ahmet Cevizci, Antikçağ Felsefesi, Say Yayınları, İstanbul, 2016
  • Ahmet Keskin, Geleneksel Abdal Müziğinin Temsili Ve Neşet Ertaş, Uluslararası Sosyal Araştırma Dergisi, 2013
  • Alain de Botton, Felsefenin Tesellisi, çev. Banu Tellioğlu, Sel Yayınları, İstanbul, 2019
  • Meltem Erkmen, Neşet Ertaş, Kafa Dergisi, 2019, s.61
Reklamlar

By baris01cokaz

Yazar- Şair 1998 yılında Adana'da doğdu. İlkokul, ortaokul ve liseyi Adana'da okudu. 2017 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi, Felsefe Bölümünü kazandı. Çoğu dergide felsefi ve edebi makaleleri yayınlamıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi, Eğitim Fakültesi öğrencilerinin düzenlediği "Âşık Veysel Şiir ve Öykü Yarışması"nda, şiir dalında 3.'lük elde etmiştir. 2020 yılının Kasım ayında "MASAL" isimli şiir kitabı yayınlanmıştır. İlham geldikçe, devrilen devrik cümleleri kaldırmaya devam etmektedir...

One thought on “EVVELİMİZ VE AHİRİMİZ OLAN OZAN: NEŞET ERTAŞ VE EPİKUROSÇU FELSEFE”
  1. kalemine sağlık güzel insan.. ne güzel bir harman olmuş, bizlere artı şeyler kattığın için teşekkür ederim Barışcığım, sevgiler.

Bir Cevap Yazın