Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi…

SONUNDA BEN BEN OLMUŞUM

Kozlu’ da doğmuşum
Saymayı öğrenmişim, sünnet olmuşum
Babamın dediği gibi yani,
Bende adam olmuşum.
Koynuma alıp yeni pabuçlarımı
Rüyalara dalmışım
Pamuk prensesle uyumuşum
Tahta üstüne tahtalar koyup
Büyükçe kaleler kurmuşum
Bir bardak süt için ağlamışım
Anamın masa örtülerini çalıp
Karların üstünde kaymışım
Örtü yırtıldı diye beş kardeşle tanışmışım
Sokak aralarında uçurtma uçurmuşum
Kedi kovalamışım
Çelik çomak oynamışım
Saklambaç oynamışım da
Kadere ebelenmişim
İçmediğim halde
İçenlere izmarit toplamışım
Kahvehanelere girip
Gazoz kapakları toplamışım.
Bir kapak için kafaları yarmışım.
Sonra büyümüşüm
Delikanlı olmuşum
Tertemiz yataklarda pis rüyalar görmüşüm
Duvarlara yazılar yazıp
Bekçilerden kaçmışım
Nezaretlerde yatmışım
Coplarla tanışmış
Sırtımdaki morluklara, gülmüşüm
Aşık olmuşum sonra
Şiirler yazmışım
Sevdiğim için dayaklar atmış
Dayaklar yemişim
Martlara sevdalanmışım
Deniz kıyılarında yatmışım
Karadeniz’de gemiler yakmışım
İçmişim, sarhoş gezmişim
Avare mavare olmuşum
Hüzünlerle dolmuşum
Evlenmişim velhasıl
Mavi kızla tanışmışım
Çocuk için alevken
Demreyle tanışmışım
Altı yıl sonra baba olmuşum
Öyle olmuşum, böyle olmuşum
Sonunda bende Şiirbaz olmuşum

Emre Vehbi ALKAN
ŞİİRBAZ

Reklamlar

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın