Aşağıdaki hadis-i şerifi (1) Taberanî (2) ve ondan naklen de Aclunî (3) zikrediyorlar. Baştan sona ibret ve hikmetle dolu bu hadis–i şerifi birlikte okuyalım:

Avf b. Malik’ten:

“Hz. Peygamber -salat ve selam üzerine olsun-, şöyle buyurdular:

– Sizin için altı şeyden korkarım,

1. Sefihlerin yönetimi

2. Kan dökme

3. Hükmün satılması

4. Akrabadan ziyaretin kesilmesi

5. Bir grubun çıkıp Kur’an’ı nağme aracı yapmaları (Kur’an’ı mizmar edinmeleri)

6. Kolluk kuvvetlerinin çoğalması.”

Şimdi bu hadisin ışığında çevremize bakalım. Sayılan altı maddenin hepsi birbiriyle alakalı ve hepsi bir vakitler erdem saydığımız değerler. Belki ileri Avrupa memleketlerinde görüp de kendi ülkemizde bulamadığımız için üzüldüğümüz insanî özellikler. İslam’dan uzaklaşmakla yitirdiğimiz güzelliklerimiz ve bir daha kurtulamadığımız hastalıklarımız…

İsterseniz bu kutlu sözü, Tanzimat’taki görüntümüzün fotoğrafını çeken Ziya Paşa’nın beyitleriyle okumaya çalışalım. İlk madde için şu iki dize yeterli olur sanırız;

Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizâmât

Bin türlü teseyyüb bulunur hânelerinde

Bu ifade, demeç ve sözleriyle âlemi idare edenlerin, kendi işledikleri hamiyetsizliklerle tam da “talkın–salkım” meselesinin ortasında durduklarının resmidir.

İkinci maddede Efendimiz (sas), bizim kan dökmemizden korkuyor. Korkulan başımıza gelmiş ve sanki İslam barış dini değilmiş gibi neredeyse bütün Müslüman ülkeler kendi kanlarında boğuluyorlar. Batı’nın İslam’ı şiddet ve kan ile özdeşleştirmesine fırsat verenler yine bu ülkelerin İslam’dan uzaklaşmış insanları değil mi?!. Bayramlarımız bile savaş gibi yaşanır oldu. Trafik canavarının döktüğü kan, cinayetlerden, katliamlardan, hatta savaşlardan beter.

Üçüncü sırada adalet var. Hukuk sistemine bir bakınız; yargısız infazlar, haksız mahkumiyetler, apaçık hakların korkutma ve baskı ile ihlali, verilen hükümlerin hakkaniyetsizliği, adaletin yoldan sapması, kanunların ilkelliği ve yetersizliği… Ama çeteler için adalet diye bir korku yok; hukuk onlar için alınıp satılan bir şey sanki. Beyit şu:

Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efrâz

Birkaç kuruşu mürtekibin cây-ı kürektir

Yani milyonla çalanlar baş köşede, dayısı olmayanların küçücük suçları kürek cezasına çarptırılmakta.

Hadis–i şerif akraba ziyaretinden söz ediyor. Bayramları tatile kaçmak için fırsat bilen bizler, acaba tatil kadar gönlü alınması gereken büyüklerimizin de olduğunu ne zamandan beri unuttuk? Bizim de yaşlanacak zamanlarımız gelmeyecek mi sanıyoruz? Beyit biraz ağır kaçabilir:

Zalim yine bir zulme giriftâr olur âhir

Elbette olur ev yıkanın hânesi virân

Sonraki madde için televizyonlarınızı açınız, Kur’an tâcirlerini, rating canavarlarını, naehiller elinde alınıp satılan ayetleri mutlaka göreceksiniz. Ağzına bir ayet alıp kendi fikrine göre eğip bükenlerden geçilmiyor ortalık. Güya İslamiyet ilerlememize mani oluyormuş. Beyti okuyalım:

İslâm imiş devlete pâ-bend-i terakkî

Evvel yoğ idi işbu rivayet yeni çıktı

Hadis–i şerifin son hükmü, evvelki maddelerinin tabii sonucudur. Bakın çevrenize, bayram gününde bile sokaklar ve yollar, polis, zabıta, trafik ve askerle düzene konulabiliyorsa; güvenlik güçlerinin çoğalması sizce vicdanlarımızın iflasından öte nedir ki?!. Bir ülkede bu kadar kolluk kuvveti demek, şairin ifadesiyle,

Eyvâh bu bâzîçede bizler yine yandık

Zira ki ziyan ortada bilmem ne kazandık

beytindeki mazmunun hâlâ devam etmesi demektir.

Bayramınızı zehir etmek istemem ama şu anarşi, çeteler, faili meçhuller ile; şu polis, zabıta, asker çokluğu ile; şu yetersiz yönetim, laf u güzaf üzerine çıkartılan krizler ile; şu yargı ve hukuktaki adaletsizlikler ile; şu rating canavarını Kur’an üzerine musallat eden cehalet ile; nihayet bayramda bile akrabalarını unutan insanımız ile, güzelim ülkemizin durumuna bir bakalım, bakalım da Efendimiz (sas)’in korktuğu altı şeyden altısının da mevcut olduğu gidişatımız için topluca tevbe edelim. Bayram ol bayram ola!..

(1) Hadisin tam metin ve kaynaklarını istifademize sunan rahmetli Prof. Dr. Nebi Bozkurt’a rahmet diliyoruz…

(2) bk. El-Mu’cemü’l-Kebîr, XVIII, 57, Musul 1983.

(3) bk. Keşfü’l-Hafâ, I, 70.

Kaynak:
İskender Pala

Bir Cevap Yazın