Ellerimizden kayıp giden zamanın gölgesindeki esirleriz. Geri de kalan benliklerimiz çırpınmaya yüz tutmuş kafeste bir kuş gibi şimdilerde. Her şey bıkıp gidiyor, korkup kaçıyor; cehennemin suyuna, cennetin ateşine. Kalan içi boşluktan dolma bedenlerimizin şekilleri aynı, ruhlarımız farklı evrenlerimize köleyken. Boşluk dedimya, bu yüzdendir belki de insanlıkta var olma yanılgısına düşüp, kendi içimizde yok oluşumuzun boşluğu.

Hangi boşluktan ibaretsin? Hangi boşlukta boğuldun? Hangi dolulukta yok oldun? Hangi boşluk, öteki boşluğa çarparak durabiliyor? Her boşluk ötekini yerden yere vururken, kendini mi  doldurmak istiyor? Hangi sorun çözüme kavuştu, sen huzura erememişken? Kendince baktığın yerden, çözülme şeklini ezberlediğin sorular yine elinden kayıp gitti, karşıda tutan birileri var diye beklerken. İçindeki öfkeyi kenara bırak; bu kadar doluluk, boşluğuna boşluk katıp seni kaybetmeden.


Bazı savaşlar kazanılmaz; vazgeçildiğinde savaş biter.
Sana bir şey söyleyeceğim, bunu aklından çıkarma evren.


Her insan sen değil, her insan ben değil, her insan katil değil, her insan da asla masum değil!

Reklamlar

By seyhanhas

Dökülen harfleri tutan blog yazarı

Bir Cevap Yazın