Sadece yalnızlığı anlayamadılar

“Yalnızlığın kilosu kaç lira acaba?”

Kırılgan bir duruşu vardı geniş omuzları olmasına rağmen. Orta yaşlarına yaklaşmış, çene kemikleri belirgin, burun ucu hafif sivriydi. Siyah saçlarını belki de dar alnını ortaya çıkarmak için ortadan ikiye ayırmıştı. Bulunduğu ortama rağmen çok kibar fakat günümüz tabiri ile de saf birisi değildi. Sıralar şeklinde dizilmiş çeşitli meyve ve sebzeleri olan tezgahlardan birinin önüne geldi ve durdu. Kare ve çerçevesiz gözlüğünün ardından huzur verici sakinliği içerisinde tebessüm ederek tezgahın ardındaki beyefendiye:” Yalnızlığın kilosu kaç lira acaba” diye seslendi. Adam anlayamadım galiba diyerek “Buyrun abicim ne istemiştiniz? Taze tarla domateslerimiz, salatalıklarımız var. Hepsi de bu sabah geldi.” diyerek kasa içerisinde duran pembemsi domatesleri gösterdi. Evet güzeldi domatesler ama alacağı bu değildi. “Yalnızlık diyorum, neyse siz beş kilo verin beyefendi” diye elindeki bir miktar parayı tezgahın arkasında duran beyefendiye nazikçe uzattı. Tezgahtar; adamın, hiç rastlamadığı kibarlığına mı şaşırmalıydı yoksa yalnızlığı burada arayıp kendinden habersiz bir şekilde sözleri ile çelişen net ve sağlam duruşuna mı şaşırmalıydı . “Abi yalnızlık diye meyve veya sebze yok ki burada acaba tropikal bir meyve mi arıyorsunuz? Buralarda bulamazsınız.” dedi masumca kaşlarını kaldırıp ellerini iki yana açarak, küçük bir çocuk gibiydi tezgahtar bu hali ile. Karşısında duran adama bakıp gülümsedi. İçinden “Alla alla ne değişik insanlar var.” diye de düşünemeden edemedi. Nazik adam biraz sabırsız biraz da sinirli bir şekilde “Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz efendim tezgahınızda bulunmasa neden buraya geleyim?” Tezgahtar hayretler içinde baktı, sinirlenmemek için zor tutuyordu kendini; zaten bir çok insanla karşılaşıyor, hepsini dinliyor, üç kuruş içinde çeşit çeşit insanları ağırlıyordu tezgahında. Bu nazik ama değişik adam da bunlardan biriydi. Tezgahtar sert bir şekilde “Yok kardeşim, burada öyle şeyler satmıyoruz” dedi. Yalnızlığı arayan tuhaf adam, “Hadi eyvallah” dedi sesindeki kırgınlık sinirini bastırmış bir şekilde sonrada “Rast gele” deyip başka bir tezgaha yürüdü. Para kazanmak istemiyorsa kendi bilirdi, hem insan neden elinde olan malzemeyi satmazdı ki boşuna mı o kadar insanın kahrını çekiyordu? İnsanlarla uğraşmak en zoruydu. Belki de onunla uğraşmak istemedi ama işin ucunda para kazanmak vardı. İnsanoğlu olmayan şerefini bile paraya satabilirdi. Peki niçin tezgahında bulunan şey yokmuş gibi davranıyordu?

 Başka bir tezgaha yöneldi ama  ilk karşılaştığı tezgahtar kadar anlayışlı değildi. Sonra başka bir tezgahtarın yanına gitti. Yalnızlık diyordu, yalnızlık…Herkesin sahip olduğu fakat tadına bakmaya cesaret edemediği dikenli yalnızlık. Mağrur adam sakin bir şekilde başka bir tezgaha daha yöneldi. Sonuç aynıydı. Sinir, tüm hücrelerine bir balyoz gibi baskı uyguluyordu. Sinirlenmemek elde değildi. Sapık da demişlerdi deli de. Oysaki aklı başındaydı; bir sürü kitap okumuş, iyi bir mesleği olan ve yaşamında kibarlığını elden asla bırakmayan zarif karakteri ile harmanlanmış biriydi bir kere. Ama sinirlenmemek elde değildi işte. Tezgahtarın biri bağırdı “Biz namuslu insanlarız o dediğinden bizde yok hadi başka kapıya” diye hızlı bir şekilde omzundan itti. Yaşlı birisiydi, el kaldırırsa daha da yanlış anlaşılacak bir de üstüne terbiyesiz kimliği yapışacaktı. Ağzını açan namustan bahsediyordu fakat O, sadece yalnızlık diyordu. Birçok genelev bunların namussuzluğu ile doluydu. Peki yalnızlık nasıl namus meselesi olmuştu ki? Arkasına bakmadan ilerledi, gözleri dolmuştu. Ağlayamazdı, onuru zedelenmişti. Etrafındaki seslere aldırış etmeden yürüdü. Bir marketin önünden geçiyordu. Burada yalnızlığı bulabilirdi, hem marketteki insanlar daha naziktiler. Markette yalnızlığı ararken, yalnızlığı arayan adam hakkındaki konuşmalar kulağında yankılandı. “Aman Allah’ım ben öyle şeyler yapmadım ki” diye sesli bir şekilde iç muhasebesi yaptı. Etrafındaki insanların odak noktası olduğunu fark edince panikledi hızlı adımlarla kimsenin yüzüne bakamadan bulunduğu yerden ayrıldı. İnsanların; yüz karası tabirinin kimliği olsa, bu adamın davranışları olabilirdi. Hareketleri çok abartılı yanlış anlaşılmaya müsaitti. Kalp sesi hızlanmıştı, avuç içi terliyordu. Bazen insanlara çarpıyor bazen de insanlar ona çarpıyordu ama asla başını kaldıramıyordu. İnsanların dikkatini çekecek kadar titriyor, nefes dahi almakta zorlanıyordu. Hızlı adımlarla ilerliyor her adımında ” Keşke evim burada olsaydı” diye kendi kendine yakınıyordu. Perişan hali ortadaydı ve yardım etmek isteyen sokaklar boyunca insanlar vardı. Yardımseverlik adı altında yalnız kalma eylemini işgal eden düşüncesiz insanlardan biri ani bir şekilde kolundan tuttu. “İyi misiniz” sorusu karşısında daha çok panikledi ” Eve gitmem gerek” diye kısık ve heceleyerek konuştu. “Biraz oturun, iyi değilsiniz, ambulansı arayayım ” diye ısrar etti, yardımsever adam. Nazik diye betimlediğim esmer adam kolunu sinirli bir şekilde çekti “İstemez” dedi soluk soluğa. Hızlı bir şekilde yürümeye başladı. Kötü bir rüya olabilirdi, uyanmak istiyordu ama uyanamayacak kadar da yorgun olduğunu hissediyordu. Güya; yalnızlık, maddeymiş, yaşlı tezgahtarı dövmüş sonra yol boyunca titreye titreye oradan ayrılmış. Basbayağı belliymiş madde kullanmış işte. İnsanlar telaş içinde polisi aramış şimdi ise adamı arıyorlarmış. Şaşkın bir şekilde “Ben böyle yapmadım ama hem öyle bir insan da değilim. Yalnızlık nasıl madde olabilir?” diye düşüncelerinin ve tavırlarının esiri altında yardım etmek isteyen insanlara karşı sert tepkiler veriyor ve çölde, yolunu kaybetmiş bir bedevi gibi evinin yolunu arıyordu.

  Zar zor geldiği evinde, bulamadığı yalnızlığın hesabını bir bir anlatıyordu eşine. Nazik adam; yalnızlığını kalabalıklarla dolduramadığı için, telaşlı bir kalabalık içinde yalnız olmasını da bilememişti.

Soluk soluğa “Yanlış anladılar, sonra da panik oldum” dedi. “İnsanlar yanlış anlamaları ile meşhurdur, onların gözü ile değil kendi gözünle bak kendi kulağınla duy” dedi eşi ve sonra da gülümseyerek,” Peki yalnızlık insanlara göre hangi meyve?”

Reklamlar

By Fadime Polat

2000 Kahramanmaraş/Elbistan doğumlu. Kayseri Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 3. sınıf öğrencisi. Şair/yazar.

Bir Cevap Yazın