Zeki Coşkunsu

Editör: Simge Armutçu

“Bir gün atomun enerjisini serbest bırakacağız.

Gezegenler arası yolculuklar gerçekleştireceğiz.

Ömrü uzatıp

Kanseri ve tüberkülozu tedavi edeceğiz.

Ama ‘en düşük seviyeli kişiler’ tarafından

 Yönetilmiş olmanın sırrını

Asla çözemeyeceğiz.”(1)

Jean Rostand

Değil mi ki bir tek şey bile inancımızı alır götürür. Yanlışlanamaz (tabu) [veya dogma] olanın kaderi budur. Bilimin yanlışlanabilirliği(*) ise bilincine ters düşmez. Neticede emin adımlarla ilerleyen, akla da ters düşmeyen tek şey bilimdir(2)

(*)[Yanlışlanabilirlik(Falsifikasyon-Falsifiabilité): Akademik, sosyal bir yorumcu ve 20. yüzyılın en etkili bilim filozoflarından biri olan Yahudi kökenli, Avusturyalı-İngiliz filozof Sir Karl Raimund  Popper, (1902-1994) bazı yanlışlanamaz önermelerin ilim için önemli olduğunu vurgulamıştır. Genel kanının aksine, yanlışlanamaz önermeler yanlışlanabilir teorilerde bulunabilir!(3) Yanlışlamacılığın anahtarı; “gözlemlenebilme özelliğine sahip önermeleri, gözlemlenebilme özelliğine sahip olmayan önermelerden ayırma kriteri”ne olan ihtiyaçtır. Karl Popper bu kriter için “yanlışlanabilirlik (falsifikasyon-falsifiabilité)” sözcüğünü seçmiştir: “Benim önerim doğrulanabilirlik ile yanlışlanabilirlik arasındaki asimetriye (bakışımsızlığa; simetrinin olmaması ya da bozulmasına) dayanır; evrensel önermelerin mantıksal biçiminden kaynaklanan bir asimetri. Çünkü evrensel önermeler, tekil önermelerden türetilemez, zira çelişebilirdir.”(4)]

Ne vakit otantik ilim veya buna eşlik eden otantik sanat & otantik filozofiyi (felsefe), yani o üçlü kardinal atribü (temel hassayı-özniteliği) birileri (özbeöz bilinçli, özgür aklını kullanabilme cesaretini gösterenler) tarafından insanlığın dikkatine kaldırılsa, hemen muhaliflerce duygusal tepkimeler devreye giriyor ve âdeta içlerindeki o gizli-açık otantik sanat & fiozofi(felsefe) & ilim düşmanlığı açığa çıkıyor:

     1- “Nazilerin de çok bilimsel çalıştığını duymuştum.”

     2- “Amerika’nın Japonya’ya attığı atom bombaları bilimin zirvesi idi.”

    3- “Atomu parçaladık da ne oldu? İnsanlığa bela oldu! Bilim bu kadar masum değil.” vb. örneklerle bu gizli-açık düşmanlık hortlatılıyor.

Oysa, sanırım, çoğu zaman insanların bilmeden (ilmî cehalet kaynaklı) düştükleri bir tuzak var: O da bir fenomen (görüngü-olağandışı olay) ile epi-fenomeni (tâlî-ikincil-yan belirtiler) birbirine karıştırılıyor olmasıdır.

Her şeyden önce şunu da söylemeliyim ki, otantik ilim bir inanç değildir. Otantik ilim size değer sunmaz, ancak değerlerinizi kurguladığınız zeminin giderek daha isabetli bir tanımını size verir. Değerlerinizi yanlış zemin üzerine inşa etmemeniz için size bilgi sunmaktan başka bir gücü yoktur.

Bu arada şunu da unutmadan ekleyelim: Gerek otantik sanat, gerek otantik filozofi(felsefe) ve gerekse otantik ilim insanın var ettiği (eğer herhangi bir şeye ille de bir ‘kutsallık’ atfedeceksek) üç kutsal alandır.

Şimdi kardinal atribü(temel hassa-öznitelik) ile birilerinin (o üçlü kutsal alana muhalif olanların) örnekledikleri şeyler ciddi anlamda bir farklılık arz ediyor. Demem o ki, otantik ilmin bizatihi-kendisi ile o otantik ilimden hareketle birilerinin, o ilmi kötüye kullanarak doğaya, insanlığa zarar verici bir girişim veya etkinlik ya da bir facia yaratması ayrı iki husustur ve asla birbiri yerine ikame edilemez. Sanırım, böyle muhalif tiplerin yukarıda verdikleri her üç örnek de buna tam da uygun üç örnektir.

Sözün özü, kompakt(özlüce) bir formda, otantik sanat & filozofi(felsefe) & ilimden hareketle, varlığın gizeminden bir armağan olan otantik sevgi & rahmet & akıl üçlü paketi eşliğinde doğrudan -özbeöz(gerçek)- kendiniz, özgür aklınızı kullanabilme cesaretini göstererek yola çıkabilirsiniz. Hem de ilmî metodolojik(yöntembilimsel) yaklaşarak [zira ‘ilmî metodolojik’ yöntemli yaklaşmak, tüm yanlışları açık eder, gerçeği kalbur(elek) üstü eler; bu aynı zamanda mucitlerin, kâşiflerin, çelişmeyenlerin ölçüsüdür.], doğru olduğunu ilmen kanıtladığınız şeye inanmak otantik-epistemolojik inanç/imandır. (Tahkiki iman: şuur veya bilinç). Buna karşın salt inanmaktan yola çıkmak ve salt inandığı şeyi doğrulamaksa ontik-otonom inanç, nâm-ı diğer taklidi inanç/iman; yani taassubdur (sığ kafalılık-bağnazlık).

Kuşkusuz, istismara açık olan inanma, inandırılma ve hatta güven duygusu iyi niyetin devamı gibi görünebilir. Bu, atı sağlam kazığa bağlamak değildir. Başını yastığa koyup rahatça uyuyabilmek tam bir bilinçle mümkündür.(5)

Son olarak, renkleri birbirine karıştırdığınızda sonsuz denecek kadar renk ve tonlarını bulabilirsiniz. Bir ressam için bu ne kadar gerekliyse bir düşünür için de düşüncelerin harmanlanması o kadar gereklidir. Bunun için özgür ortam, yani eleştiri kültürü gerekiyor; ‘biat kültürü’ değil.(6)

Öyle olmasına öyle de, yüzyıllarca biat ve mutlak itaat kültürü ile yasamış bir toplum için otantikçe ve de özgür düşünmek; hiçbir otoriteden çekinmeden olumlu kritik etmek, sorgulamak, hatta özgür bireyselleşmek hiç de kolay olmasa gerek. Bunun da bilincinde olmak, diğer ilmî bir sine qua non (olmazsa olmaz ilmi bir gereklilik-zorunluluk) olsa gerektir. Hemen ancak aşama aşama, faz faz, eşel eşel; tedricen.

Tam da yeri gelmişken, gerek modern psikoloji ve gerekse tıbbi bir disiplin olan neonatolojide yeni doğan(nouveau-née)(7) diye bir kavram var.  Buna göre ilk altı ayda çocuk bütün yüzleri tanıyor, ancak altı aydan sonra sadece belli yüzleri tanıyor. Bunun anlamı, o dönemde beyinde bir daralma var [‘Nöral & Sinaptik Elimizasyon (Eleme)-Budanma (Neuronal & Synaptic Elimination-Pruning)’].

Kuşkusuz, sinir sisteminin merkezini oluşturan organ beyindir. İnsan beyninde ortalama 100 milyar hücre bulunmaktadır. Bunların 10-5 milyarı nöron (beyin hücresi) adı verilen düşünme ve öğrenmeyi sağlayan sinir hücreleri, geri kalanlar ise glia adı verilen beslenme ve temizlik gibi işlevler yürüten yardımcı hücrelerdir. Şundan artık eminiz ki insanlar, beyin gelişimlerini tamamlayarak dünyaya gelmemektedir. Buna karşın, insanoğlu nöronların neredeyse tamamına sahip bir şekilde dünyaya geliyor. Ancak bu nöronlar arasındaki bağlantıları sağlayan dentritler(dallar) bu aşamada henüz yeterli düzeyde sinaps(hücreler arasındaki bağlantı) oluşturmamıştır. Gelgelelim, 2.5 yaşından itibaren sinaptik bağlantılarda yer alan tübilin dimerlerdeki frekans sıklığı %10’a düşüyor.

Açımlayalım.

Bebek beyninin doğumdaki ağırlığı beynin yetişkinlikteki ağırlığının %25’idir. 2. yaş gününde bu oran %75’i bulur. Bulur bulmasına da, 4-12 ayda erişkin beynine göre birim alan başına %150’den fazla sinaptik bağ vardır; artışı takiben, nöral & sinaptik elimizasyon (eleme)-budanma gerçekleşir. İlk 2 yıl hızlı miyelinizasyon (miyelinleşme: sinir lifi çevresinde miyelin kılıf oluşması) sürecidir.  İlk iki yılın sonunda sinaps sayısı yüz trilyonu aşarak yetişkinlerin bağlantı sayısının iki katına ulaşmaktadır. İşte yaş ilerledikçe de bu bağlantıların yarısı ortadan kalkar. Buna tıp literatüründe nöral & sinaptik elimizasyon(eleme)-budanma (8) adı verilir.  

Buna karşın, başka bir olgu daha var: Maymun ve insanın gelişmesi ilk altı ayında paralelken, altı aydan sonra insan yavrusu adeta ‘füze’ gibi birden ileri atlıyor-gidiyor.

1940’larda felsefi antropolojiye (İnsanbilim) yaptığı katkılarla tanınmış Alman düşünür Arnold Gehlen, (1904-1976) felsefi antropolojiyi kurarken insanın diğer hayvanlardan ayrı olarak “tırnaksız ve tüysüz ve dişsiz”, yani fetal gelişmesini tamamlamadan ve yaşama yarım gelmesinin ebeveynin bakımına muhtaç olmasına, bir-iki senede ayağa kalkmasına ve de ancak toplumun yardımıyla yararlarını alıp zararlardan kurtulabilmesine, yani psikolojik ve sosyal gelişmesini biyolojik olarak yarım oluşuna bağlıyor.

Şimdi bu her üç olgu birleştirildiğinde açık bir biçimde görülür ki insanlar, çeşitli fikirlerle aşırı uçlarda dağılarak değil, ortada toplanarak ilerleyebiliyor. Hâsılı, insanlar ancak uçlarda dağılarak değil, ortalarda toplanarak ancak sağlıklı-uyumlu pozitif bir ivme(lenme)yle ilerleyebilir; bunun, daha ötesi-berisi yok…

Son tahlilde, ey fanatikler! Ey ekstrem uçlarda (en uç noktalarda) dolaşmayı kendilerince marifet sayanlar! Ey gizli-açık otantik ilim düşmanlığı yapan veya o üçlü kutsal alana (otantik sanat & filozofi(felsefe) & ilim alanlarına) muhalif olanlar! Lütfen, söylediklerimi acele etmeden, otantikçe, hem de özbeöz(gerçek) kendiniz, özgür bir birey olarak, özgür aklınızı kullanabilme cesaretini göstererek dikkatlerinize kaldırınız. Bana yanıt vermek için değil, sadece özbeöz kendiniz (kendinizce anlamanız) için bunu yapınız.

Kaynakça:

     (1) Bkz, ROSTAND, Jean; https://tr.wikiquote.org/wiki/Jean_Rostand & https://www.ozdeyis.net/bir-gun-atomun-enerjisini-serbest-birakacagiz-gezegenler-arasi-yolculuklar-gerceklestirecegiz-omru-uzatip-kanseri-ve-tuberkulozu-tedaviede cegiz-ama-en-dusuk-seviyeli-kisiler-tarafindan-yonetilmi/ & https://twitter.com/sunavarol_/status/1125678847733710848. (Erişim Tarihi: 24.03.2021).

     (2) Bkz. BAYHAN, Recep; 24.03.2021 tarihi, kendi “Facebook” ana sayfasındaki paylaşım yazısı, https://www.facebook. com/recep.bayhan.777. (Erişim Tarihi: 24.03.2021).

     (3) Bkz. KEUTH, Herbert & POPPER, Karl; “The Philosophy of Karl Popper(Karl Popper’ın Felsefesi)”, p. 45, Cambridge, 1974 & GEOFFREY, Thomas; Magic, Science, and Religion(Büyü, Bilim Ve Din)”,  2006 Ayrıca bkz. GEOFFREY, Thomas; Magic, Science, and Religion(Büyü, Bilim Ve Din)”,  PPH Core Course, 2005/6.doc. (Erişim Tarihi: 24.03.2021).

     (4) Bkz. POPPER, Karl; “The Logic of Scientific Discovery(Bilimsel Araştırmanın Mantığı)”, p. 19, Basic Books, New York, NY: 1959.

     (5) Bkz. BAYHAN, Recep; 26.03.2021 tarihi, kendi “facebook” ana sayfasındaki paylaşım yazısı, https://www.facebook. com/recep.bayhan.777. (Erişim Tarihi: 26.03.2021).

     (6) Bkz. BAYHAN, Recep; 25.03.2021 tarihi, kendi “facebook” ana sayfasındaki paylaşım yazısı, https://www.facebook. com/recep.bayhan.777. (Erişim Tarihi: 25.03.2021).

     (7) Bkz. BULCK Anita VAN DEN; “Pôle 2: Sciences Médico-Sociales Et Animation Préparation À La Certification Intermédiaire”, pp. 27, 316, Fontaine Picard, 2016 & Thèmes de santé;  https://www.who.int/topics/infant_newborn/fr/. (Erişim Tarihi: 24.03.2021).

     (8) Bkz. CHECHIK, G. & MEILIJSON, I. & RUPPIN, E.; “Synaptic Pruning in Development: A Computational Account(Gelişimde Sinaptik Budama: Hesaplamalı Bir Açıklama)”, Neural Computation, 10 (7): 1759–77 1998 & CRAIK, F. & BIALYSTOK, E.; “Cognition Through The Lifespan: Mechanisms of Change(Yaşam Boyunca Biliş: Değişim Mekanizmaları)”, Trends in Cognitive Sciences, 10 (3): 131–138, 2006 Abitz, Damgaard; et al. Excess Of Neurons in The Human Newborn Mediodorsal Thalamus Compared With That of The Adult(Yetişkine Kıyasla Yenidoğan İnsanın Mediodor-sal Talamustaki Nöron Fazlalığı)”, Cerebral Cortex, 17 (11): 2573–2578, 2007 & EAGLEMAN, David; “The Brain: The Story of You(Beyin: Senin Hikâyen)”, -çev. Zeynep Arık Tozar-,Domingo Yay., İstanbul, 2015 & DİNÇER, Çağlayan (Prof. Dr.)  & TUTKUN, Cansu(Dr.); “Fiziksel Büyüme Ve Motor Gelişim Çocuk Gelişimi”, http://auzefkitap.istanbul.edu.tr/kitap/ cocukgelisimilisans_ao/fizikselbuyumevmotorg.pdf & https://kavrakoglu.com/beyin-salatasi-9-noral-budama/. (Erişim Tari-hi: 24.03.2021).

Reklamlar

By zekicoşkunsu

Şair, yazar, araştırmacı. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Bilgi Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Vakfı Mütevelli Heyeti üyesidir. "Natürel İlimler Felsefesi", "Operasyonel Araştırmalar", "Sibernetik" & "Semiyotik" vb. ilmi disiplinlere ilişkin konularda çalışmalar yapmaktadır.

Bir Cevap Yazın