Site icon KÜNYE ONLİNE

NURETTİN TOPÇU FELSEFESİNİN KÖKLERİ ÜZERİNE

Reklamlar

Hayyam Celilzade

Editör: Simge Armutçu

 *26-28 Nisan 2013 tarihinde Mardin Artuklu Üniversitesi’nde düzenlenmiş olan XIII. Türkiye Felsefe Öğrencileri Birliği Kongresi’nde sunmuş olduğum metnin gözden geçirilmiş halidir.

ÖZ

Nurettin Topçu’ya göre insan muhtaç olduğunu idrak ettiği an harekete başlar. İnsanın idrak etmesi ve harekete geçmesi onun iradeye sahip olduğunu gösterir. İnsan iradesinin hareket gayesi nedir? N. Topçu’ya göre hareket’in gayesi Allah’a ulaşmaktır. Dolayısıyla Allah’a ulaştırmayan hareket insanı gerçek hedefe ulaştırmamış olur. Tüm felsefesi hareket kavramı üzerinde şekillenen Nurettin Topçu’nun etkilendiği isimler kimlerdi? Nurettin Topçu hakkındaki araştırmaların çoğu onun Fransa’daki felsefe eğitimini, Bergson, Blondel ve Massignon’un Topçu üzerindeki etkilerini konu eder. İşbu etkileri irdelemekle başlayan yazıların ulaştıkları neticeyse çoğunlukla şu yöndedir: Nurettin Topçu Batı felsefesinden, özellikle Bergson mistisizminden çok etkilenmiş, Blondel’in “hareket düşüncesi” bütün felsefesine hâkim olmuş ve Massignon sayesinde İslam mistiklerini tanımıştır. Bu görüşler ne kadar doğrudur? Blondel’den asırlar önce hareket kavramının geliştirildiği, Bergson’dan asırlar önce tasavvufi geleneğin sezgi kavramını epistemolojisinde konumlandırdığı gerçeği söz konusu araştırmalarda ya unutulur ya da es geçilir. Yazımızda bu fikirlerin eksik ve hatalı olduğunu savunacağız. Öte yandan Nurettin Topçu’nun çocukluk dönem eğitimi ve Fransa’ya gitmeden önce ve Fransa’dan döndükten sonra irtibatta olduğu kişiler üzerinde durarak Nurettin Topçu’nun hangi düşünce geleneğinin devamında yer aldığını göstereceğiz.   

Giriş

Bu tür araştırmalarda hata nerede başlar? 1. Nurettin Topçu’nun Fransa’ya eğitime gitmeden önceki maarif hayatı hakkında malumatlar ya es geçilir ya da derinliğine inilmez. 2. N. Topçu’nun Fransa’ya gitmeden önceki eğitim hayatının gelecekteki düşünce sistemini nasıl etkilediği üzerinde durulmaz. Kanımca Nurettin Topçu ile ilgili çalışmalardaki hatalar bu iki madde ve türevlerinde aranmalıdır.

1-

Nurettin Topçu’nun çocukluk yıllarında eğitimin verildiği 3 mekân vardı: Cami, Tekke, Mektep/medrese (Mustafa Kara, 2006, s. 148)

Bu üç mekânda İslam’ın hem ameli hem de nazari tarafları öğretilirdi. Bu kurumlar kapatılıncaya kadar çok faal bir şekilde toplumun eğitim öğretim hayatında önemli ve ehemmiyetli yer tutar. Nurettin Topçu’nun halka da açık olan bu kurumlarla ilişkisinin olduğu söylenebilir. Nitekim bu noktada bize yardımcı olan kaynak N. Topçu’nun sınıf arkadaşı Sırrı Tüzeer’in hatıralarıdır (Mustafa Kara, 2006, s. 149).

1.2.                

N. Topçu’nun etkilendiği kişiler üç başlık altında değerlendirilebilir:

  1. Fransa’ya gitmeden önce: Mehmet Akif Ersoy, Hüseyin Avni Ulaş.
  2. Fransa’ya gittikten sonra: Remzi Oğuz Arık, Henri Bergson, Maurice Blondel ve Massignon.
  3. Fransa’dan döndükten sonra: Serezli Hasip Efendi, Kazan’lı Abdülaziz Bekkine Efendi.

N. Topçu’da Mehmet Akif sevgisini hocası Nafiz Bey uyandırır. Yazılarında, özellikle Mehmet Akif isimli kitabında, Mehmet Akif’in kendisini nasıl etkilediğini teferruatlı şekilde anlatır. N. Topçu’nun ifadeleriyle; “eseriyle hayatını birleştiren, münzevi olan, devlet ve ikbal mevkilerinden uzak duranlardandır” Mehmet Akif (Necmeddin Kemal, 2009, s. 4). Mehmet Akif’in milleti oluşturan esas unsurlar arasında manevi değerlere önem vermesi ve bu manevi değerlerin de başında ahlakı kabul etmesi N. Topçu’yu derinden etkiler. N. Topçu’nun “ruhçu sosyalizm” ismini verdiği anlayışı M. Akif 1. Safahat’ta işler (Nurettin Topçu, 1970, s. 75-81).

N. Topçu’nun düşünce dünyasına tesir eden diğer bir şahıs Hüseyin Avni Ulaş’tır. H. Avni Ulaş 1. Meclis’te 2. grubun önderlerindendi. Karizmatik kişiliğiyle, cesur hitaplarıyla, cemiyetin faydasını gözetmeyen siyasilere karşı çıkışlarıyla bilinen birisiydi. Fırat Mollaer’e göre H. Avni Ulaş’ın savunduğu “kalbin hâkimiyeti altında zihni tekâmülü” görüşü N. Topçu’yu etkiler. Bu tespit konumuz açısından tayin edicidir. Bu tespit esas alınarak genellikle ifade edildiğinin (N. Topçu, Fransa’ya gitti, Blondel ile tanıştı. Blondel’in “hareket düşüncesi” O’nu çok etkiledi ve bu düşünceyi bazı değişikliklerle, daha doğru bir ifadeyle, İslami unsurlar katarak kendi düşüncesi haline getirdi) aksine N. Topçu’nun “hareket fikrine” Fransa’ya gitmeden önce -sistematik bir şekilde olmasa da- ulaştığı söylenebilir. Binaen Mustafa Kara’ya göre, “N. Topçu’nun orta tahsili devam ederken bazı dervişlerle karşılaştığını, tanıştığını, hatta bazı ihya gecelerinde tekkelere gidip dervişleri seyrettiğini düşünmekte bir mahzar yoktur. O günün Dersaadet’inde tasavvufi kültür, hayatın kılcal damarlarına kadar nüfuz etmiş durumdaydı. Rahle-i tedrisinden feyz aldığı bazı muallimlerinin de bu meşreple içli-dışlı insanlar olduğunu varsaymak hayalcilik olarak ele alınmamalıdır.” (Mustafa Kara, 2006, s. 149).  

N. Topçu’nun “hareket fikrine” Fransa’ya gitmeden önce ulaştığı tezini savunmamızın elbette bazı sebepleri var.

2.

Öncelikle “hareket”, İslam Felsefesi, Kelam ve Tasavvuf’ta bilinen, üzerinde eserler telif edilen bir kavramdır. Bu entelektüel geleneklerin her birine ait birer örnek vererek tezimizi tahkim edebiliriz.

a. Felsefe

Aslında İslam felsefesi geleneği içerisinde hareket’e dair görüşleri açısından İbn Sina veya İbn Rüşt örnek verilebilir. Her iki filozof da “hareket” üzerine görüş beyan ederler. İbn Rüşt’ün genel olarak Batı Avrupa, özel olarak Fransız düşünürleri üzerindeki tesirini göz önünde bulundurursak (Andres Martinez Lorca, 2008, s. 5) karşımıza ilginç bir manzara çıkar. İbn Rüştçüler diye adlandırılan grubun İbn Rüşt’ün “hareket”e dair görüşlerinden etkilendikleri (Wolfson H. A. 1958, ss. 233-53) göz önünde bulundurulduğu zaman Blondel’in de “hareket felsefesini” ihdas ederken Fransız İbn Rüştçülerden, dolayısıyla İbn Rüşt’ten etkilendiği düşünülebilir.

Fakat biz İbn Rüşt’ü değil, başka bir İslam filozofunu, Molla Sadra’yı ele alacağız. Çünkü İbn Rüşt’e nazaran Molla Sadra’nın ifade ettiği “hareket görüşünden” Osmanlı mutasavvıf-feylesoflarının daha çok etkilendiklerini düşünüyoruz. Molla Sadra’nın etkilendiği kaynakları, yani İşraki kaynaklarını -başta Suhreverdi’yi- Osmanlı düşünürleri iyi bilirlerdi.

Molla Sadra, Risale fi Hudus el-âlem (Dünyanın Yaratılması Hakkında Risale) ismindeki eserinde tamamen “hareket” mefhumu üzerinde durur ve bu mefhumun tahlili sonucunda “cevheri hareket” (el-hareket el cevheriyye) öğretisini geliştirir. Bu öğretiye göre dünya, zaman içerisinde ortaya çıkmıştır (S. H. Nasr, 1990, s. 54). Molla Sadra açısından hareket’in dış dünyadaki gerçekliğinden şüphe edilemez. Ancak hareketin hakikatine vakıf olmak için duyu verileri yetersiz kalır. Çünkü duyu verileri sadece dış dünyada birbirinin ardınca gelen “resimleri” idrak eder. Devreye akıl girince duyu verilerinden alınan “resimlerden” yola çıkarak hareket’in bilgisine ulaşmış oluruz. Ona göre hareket, cismin cevherine ait bir hususiyettir. Dışarıdan cisme atfedilen bir şey değildir. Cisim, sürekli hareket halindedir. Cismin hareketi, bir halden başka bir hale geçmesi demektir. Bu hal değiştirme keyfiyeti müspettir. Müspet olduğundan dolayıdır ki cisim bir önceki halini terk ederken kendisinde olan menfi unsurlarından arınır, yeni bir mahiyet kazanır. Süreç tedrici ve ittisali çalışmaktadır (Abdülkerim Surûş, 1984, s. 24). Molla Sadra’ya göre cismin daima harekette olması onun nakıslığından kaynaklanır. Daima mükemmelliğe yönelmiş bir hareket söz konusudur Molla Sadra’da.

b. Kelam

Her ne kadar Eşari kelamcıları da “hareket” felsefesi üzerinde durmuşlarsa da dikkate alacağımız kelamcı Mütezili ekole mensup olan İbrahim bin Seyyar en-Nazzam’dır. Nazzam’a göre hareketten başka araz yoktur (Mehmet Dağ, 1981, s. 223), bütün cisimler hareketlidir, sükûn da bir harekettir ancak o yer değiştirme hareketinden farklı, dayanma (itimad) hareketidir. Nazzam’ın, cisimlerin fiilen sonsuzca bölünebileceği görüşünü savunduğu da bilinir. Hareket’in olduğunu kabul edip cismin fiilen sonsuzca bölünebileceğini savunmak imkânsızdır. Bu tenkit Nazzam’ın sağlığında Ebu’l Hüzeyl tarafından ifade edilir. Nazzam bu engelden “tafra/sıçrama” görüşünü benimsemekle çıkar. Bu görüşe göre tafra/sıçrama hareketli cismin, mesafenin bütün cüzlerine temas etmemesi, başka bir deyişle bir öncekinden geçmeden başka bir yere varması demektir (Mehmet Dağ, 1981, s. 223). Nazzam’ın hareket görüşü daha sonra mütekaddimin ve müteahhirin kelamcılar binaenaleyh feylesoflar tarafından tartışılır.

c. Tasavvuf

Hareket mevzusunda en çok malzemeyi tasavvufta buluruz. Hem teorik hem de pratik tasavvuf, tabiri caizse tamamen “hareket”e dayanan, “hareket” merkezlidir. Hareket, tasavvufun olmazsa olmazıdır. “Seyri suluk” bile bir nevi “hareket düşüncesinin” en güzel örneğidir. Sadreddin Konevi üzerinden meseleyi ele alacak olursak, onun harekete dair görüşlerini kendisinin “uruç teorisi” bağlamında konuşabiliriz. “Uruç”un ıstılahî manası yükselme, yukarı çıkma’dır. S. Konevi’ye göre var olanların hakikatleri Tanrı’nın ilmindedir. Bu hakikatler Tanrı’nın ilminde sabittir ve ilahi ilimde mevcut olduğundan dolayı ayn’dır. Istılahın cem’i ayan-ı sabitedir. İnsan, var olanların ve özellikle kendisinin hakikatini bilmek için Tanrı’yı bilmesi, Tanrı’yla işe başlaması gerekir. Tanrı’nın bilinmesi nefsin tezkiresini dolaysıyla riyazet usulünü gerektirir. İnsan, riyazet usulünün tatbikiyle şahadet âleminde kendisine bulaşan menfi hususiyetleri terk etmeye başlar. Nefsin arınması, hep menfi bir hususiyetin terki ve yukarıda/üstte bulunan müspet bir hususiyete sahiplenmekle mümkündür. İnsan bu merhalede amelen harekette olması lazım ama bu hareket uruç’a bağlı olduğu için hep müspete doğrudur. Ameli merhalede “itibari uruç’a” ulaşan insan, nefsin arınmasını nazari düzeyde de devam ettirmelidir ki bu da nazarda hareketi gerekli kılar. İbnü’l-Arabî bu süreci tahlil mi’racı şeklinde isimlendirir (Ekrem Demirli, 2008, s. 423)

3.

Fransa’ya gittikten sonra etkilendiği şahıslar. Bunlar, Blondel, Bergson, Massignon ve R. Oğuz Arık’tır.

Blondel

Blondel’in felsefesi “hareket nazariyesi” etrafında şekillenir. Ona göre insan kendisini sadece ve sadece “hareket”ten yola çıkarak, “hareket”le kavrar. Hareket kuramının merkezinde Tanrı korkusu gelir. Katolik mistisizmini savunan Blondel’in “hareket nazariyesi” daha çok modern insanın, modern cemiyetin düştüğü menfi hallere çözüm öğretisidir. Hareket/aksiyon, insanın tabiatına yabancı unsur değildir. İnsan tabiatı itibariyle bütünlüğe ulaşmak ister. Bu bütünlüğe ulaşmak, ruhi arındırmayı gerektirir. Blondel, Batı medeniyeti insanlığa kan ve ateşten başka bir şey vermediğini söyler. N. Topçu’nun eserlerinde Blondel’e atıflarda bulunmasının sebebi şöyle açıklanabilir: N. Topçu Blondel üzerinden “Batı hayranlığı” içerisinde yaşayan, Batı’yı taklit eden kendi toplumuna bir mesaj verir. Batılı biri olan Blondel’in Batı medeniyetinden hoşnut olmadığını Blondel’e dayanarak aktaran N. Topçu aynı zamanda Blondel’in İslam düşünce geleneklerinde bilinen bir görüşü dile getirdiğini (hareket öğretisi) ve insanlığın içerisine düştüğü müşküllerin içerisinden “Tanrı’ya doğru yapılan hareket”le çıkılabileceğini savunduğunu okurlarına aktarır. 

Bergson

Bergson’un felsefesi/metafiziği düalist mahiyete sahiptir. Ona göre, maddi alanın yanında bir hayat alanı, sınırlı mekânın karşısında dinamik bir zaman bulunmaktadır (Necmeddin Kemal, 2009, s. 10). Bergson’un geliştirdiği sistem pozitivist sisteme karşı duruşu temsil eder. Onun fikrince “hayatın şekilden şekle giren yapısı” mantıkla da zekâyla da bilinimez. Sadece sezgi yöntemiyle hayatın hakikati bilinebilir. Burada dikkate almamız gereken en önemli husus şudur: Bergson, zekâyı veya mantığı inkâr etmez, hayatın hakikatlerini bilmede yetersiz kaldıklarını savunur. Mantık ve zekâyı tamamlayıcı unsur olarak “sezgi usulünü” savunur.

Bergson’un, pozitivist dünya görüşüne karşı çıkışı, insanın manevi boyutuna önem vermesi, sosyalist akımları tenkit etmesi ve en esası İslam düşünce geleneğini hatırlatır bir şekilde zekâ ve mantığı inkâr etmeden “sezgi” fikrine önem vermesi keyfiyetleri N. Topçu’yu etkiler.

Massignon

Massignon, kendi döneminin önemli müsteşriklerindendi. N. Topçu, Massignon’a Türkçe dersleri verir. N. Topçu, tasavvuf geleneğimizin tarihi sürecini Massignon’dan öğrenir.

R. Oğuz Arık

N. Topçu R. Oğuz Arık’la Paris’te tanışır. R. Oğuz Arık’ın üzerinde durduğu en temel mesele “ızdırap”tır. R. Oğuz Arık’a göre “ızdırap” insanın kendi cemiyetinin düştüğü manevi felaketler karşısında duyması gereken en önemli hali ifade eder. Kalpsiz bilgi, en büyük tehlikedir. Ona göre kalp sahibi insan, cemiyet karşısında sorumluluk sahibi olan insandır. Sorumluluk sahibi olan insan, cemiyetinin acı kaderi karşısında ızdırap hissetmelidir. R. Oğuz Arık’ın “ızdırap” görüşü netice itibariyle toplumu ihya etme vazifesine üstlenme düşüncesine yol açar.

Fransa’dan vatana dönen N. Topçu bir türlü manevi rahatlık bulamaz. İlkokul arkadaşı Mehmet Sırrı Tüzeer O’na Hasip Efendi’yle görüşmesini ve duasını almasını söyler. Bunun üzerine N. Topçu Hasip Efendi’yle görüşmeye gider ve onun duasını alır. M. S. Tüzeer hatıralarında anlattığına göre bu görüşten sonra N. Topçu’yu Nakşibendî şeyhlerinden olan Abdülaziz Bekkine Efendi’nin huzuruna götürür. Bu görüşten sonra N. Topçu, Abdülaziz Bekkine Efendi’ye bağlanır, müridi olur (Hüseyin Karaman, 2010, s. 20-24). N. Topçu, Abdülaziz Efendi hakkında şunu der: Onu tanımasaydım, Peygamberi anlayamazdım (Emin Işık, 1992, s. 175).

4.

Göründüğü üzere N. Topçu, din, ahlak, cemiyet, maarif, sanat, siyaset, iktisat, edebiyat vs. alanlar hakkında ileri sürdüğü felsefi görüşlerini aslında İslam düşünce geleneklerinde mevcut olan “unsurlara” yeni bir hayat vermekle ortaya koyar. N. Topçu hareket düşüncesini, modern insanın içine düştüğü müşkülleri aşmada çözüm sunması açısından geliştirir. Molla Sadra’da “hareket” düşüncesi daha çok ontolojik manadadır. N. Topçu’ysa hareket’i, ontolojik manasını ihmal etmeden, daha çok modern hayatın müşahhas sorunlarını çözme bağlamında değerlendirir. 

N. Topçu’ya göre insan hareket sayesinde aile, cemiyet, devlet ve insanlık aşamalarından geçerek Tanrı’ya doğru ilerler. Eğer bu düşünceyi ahlak alanına tatbik edersek ortaya “isyan öğretisi” çıkar. İsyan, Tanrı’nın insanda hareketidir. Bu isyan inkâra varmamalı, imha edici değil, ihya edici olmalı. Bu sebepten dolayıdır ki N. Topçu, isyan neticesinde Tanrı’yı inkâr eden düşünürlerin hakiki isyankâr olmadıklarını belirtir. Hakiki isyan ruhu Tanrı’ya, yani ilk kaynağına ulaştırır.

N. Topçu’ya göre konformizm/uyarcılık, yani insanın insan olması bakımından kendini hiç saymasıdır. Sistemin dayatması neticesinde konformizm insanın en temel vasfı olan irade/seçim hürriyetini elinden alır. Bu halden kurtulmanın ismidir “isyan.”

N. Topçu’nun üzerinde durduğu bir başka mesele “millet”, “milliyet” meselesidir. N. Topçu, ırka, kan gibi maddi unsurlara dayanan milliyetçiliği reddeder. Ona göre millet kökleri mazide, gövdesi halde bulunan, dalları ve yaprakları istikbale uzanan, geçmişte, halde ve gelecekte hatırları, temayülleri ve tasavvurlarıyla birleşmiş bir varlıktır (Necmeddin Kemal, 2009, s. 12). Millet aslında N. Topçu’ya göre ben’den doğar ama ben’den ibaret değildir. “Ben’i de içerisine alır; benden geçer ve ebediliğe doğru akar” (Nurettin Topçu, 2012, s. 33). Böyle bir “varlık” olan millet, başka milletleri taklit ederek yaşayabilir mi? N. Topçu’nun cevabı kesinlikle “hayır”dır. Nasıl ki her insanın ruhu kendine özgüyse ve bir insan başka bir insanın ruhuyla yaşayamazsa milletler de başka milletlerin ruhlarıyla, inanç, yaşam ve dünya görüşleriyle yaşayamaz.

N. Topçu’ya göre iradeyi hedef ve gayesinden yayındıran birçok şeyler vardır. Bunlardan ilki milleti oluşturan değerlerin terkidir. Değerler dış baskı ve iç çöküş neticesinde terk edilir. Milletin özünü oluşturan dil, din ve tarihin imha edilmesi milletin iradesine zarar vurur. Bu üç unsura karşı yapılan tahrip hareketleri milletin kendi kendisini unutmasına yol açar. N. Topçu’ya göre sefalet içinde olan millet iradesi Mutlak İrade’ye ulaşamaz. Fakat bunun çözümü vardır. Türk milletini oluşturan unsurların yeniden ihyasıyla Türk milletinin iradesi Mutlak İrade’ye yönelebilir. Bunun için İslam düşünce gelenekleri ihya edilmeli, aynı zamanda Batı düşüncesinden de faydalanmalıyız.

N. Topçu’ya göre Müslüman ülkeler, özellikle Türkiye, yaşanan sorunlardan zihin inkılâbı yaparak kurtulabilir. Zihin inkılâbı nedir? Milli ve manevi değerlere sahip çıkmak, tabiri caizse kendimiz olmaktır. Kendimiz olmamız için gereken bazı şartlar vardır.

a. Eğitim hayatımızda ıslahat yapılması gerekir. Batı eğitim sistemini taklit etmeyi terk edip, kendi değerlerimize uygun, mazimizle irtibatlı olacak milli eğitim sistemimizin oluşturulması şarttır. (Türkiye’nin Maarif Davası)

b. Din hayatımızda ihya edici değişikliklerin yapılması gerekir. Bu mevzuda üzerine en çok vazife düşen şahıslar din adamlarıdır. Din adamları, peygamberî vazifeyi yürütmekteler. Onların cemiyette birer ahlak modelleri olması gerekir. Dini işlerin icraatını ticaret yapma şeklinde görmemeleri gerekir. N. Topçu’ya göre, “din hem duygu hem de zekâ âleminin üstünde bir irade hadisesidir” (N. Topçu, 2012, s. 68). Din alanı iradenin Mutlak İrade’ye bağlanmasına en çok yardımcı olan alandır. “Mistik imandan dini irade doğuyor” (N. Topçu, 2012, s. 64). Mistik iman nedir? Mistik iman, âlemde görünen çokluğun arkasındaki birliği sezmektir.

c. Kendi tabiatımıza uygun iktisat sistemimizin olması gerekir: Hem özel mülkiyeti reddeden komünizm hem de özel mülkiyete önem veren kapitalizm Anadolu insanının tabiatına yabancıdır. Anadolu sosyalizmi diye ifade ettiği iktisadi sistem bazı araştırmacılar tarafından yanlış anlaşılmış ve sanki N. Topçu, sosyalizmi müdafaa ediyormuş kanaatine ulaşılmıştır. Bu tamamen yanlış bir kanaattir. N. Topçu’nun Anadolu sosyalizmi sosyalizmden farklı bir sistemdir. N. Topçu, ahilik teşkilatının iktisadi uygulamalarını temel alan bir ekonomik model önerir.

d. Kendi tabiatımıza uygun siyasi sistemimiz olması gerekir. N. Topçu’ya göre demokrasi “bilenle bilmeyenin eşitliğini” kabul eden sistemdir. Zumer suresinin 9. ayeti N. Topçu’nun istinat noktasıdır. İslam devletleri, Allah’ın mesajını göz önünde bulundurarak siyasi yapı geliştirir. Bu yaklaşım klasik kültürümüzdeki ehliyet ve liyakat dairesine tekabül eder (İsmail Kara, 2006, s. 250).

5.

N. Topçu’nun savunduğu idari sistem, otoriteye dayalı idari sistemdir. Devlet, milletin üstünde olacak ama hiçbir şekilde milletle irtibatını koparmayacak. Din Allah’ın emri, devlet onun hareketidir (N. Topçu, 1998, s. 51). Devlet idare edicilerinin iradelerini Allah’a teslim etmeleri gerekir. N. Topçu’nun siyaset düşüncesi Allah’a dayanır. Yani devlet merkezli siyasi yapıyı kabul etmez. Devleti insanın Allah’a ulaşmasında bir merhale olarak telakki eder. İdare edicilerin kendi iradelerini Allah’a teslim ettikleri toplumlarda insanın Allah’a yolculuğu kâmil şekilde tamamlanmış olur. Aksi halde insanın (Müslüman’ın) Allah’a doğru hareketi/yolculuğu natamam, nakıs olur. Bu sebepten dolayıdır ki Müslümanların kendi tabiatlarına uygun devlet yapılarının olması şarttır/gereklidir/zorunludur. Çünkü mesele, Müslüman’ın varoluşuyla ilgilidir. Allah’tan insana doğru inen harekette hâkimiyet, insandan Allah’a harekette itaat ve teslimiyet şarttır.

6.

N. Topçu’ya göre Türk milleti yaşadığı sorunlardan çıkabilme meselesi, düşünüldüğü kadarıyla zor bir iş değil. Bu noktada yaptığı bir benzetme çok ilgi çekicidir. Ona göre Osmanlı’nın kurulması sürecinde Anadolu coğrafyasının binaenaleyh İslam dünyasının durumu şimdiden pek de farklı değildi. Moğol baskınları, Anadolu beylikleri arasındaki dâhili çekişmeler, düşünce yapısının bozulması vs. gibi menfi haller Osmanlı’nın kurulma zamanlarında yaşanırdı. O dönemin dini, ahlaki, siyasi yaşantısının nasıl olduğunu öğrenmemiz için Yunus Emre’yi dinleyelim:

İşidün ey ulular, ahır zaman olusar,

Sağ Müslüman seyrektür, ol da güman olusar.

Danışman okur tutmaz, derviş yolun gözetmez,

Bu halk öğüt işitmez, ne sarp zaman olusar.

Gitti beyler mürveti, binmişler birer atı,

Yediğü yoksul eti, içtiğü kan olusar.

Ne acayip, sergüzeştler, bağrım dolu serzenişler,

Durmaz akar kanlı yaşlar, aksa gerek şimdiden gerü.

Anadolu’nun umumi manzarası Yunus Emre’nin de ifade ettiği şekilde olsa da Osmanlı’lar bu manzarayı değiştirmeyi başardılar. İslam’a dayalı nizam oluşturdular. Bunu manevi ve maddi değerlere sadık kalarak, bu değerlere dayanarak, bu değerlerden ilham alarak başardılar. Eğitim, siyaset, iktisat, ahlak, sanat vs. alanlar bu istikamette terakki etti.

N. Topçu’ya göre bunu geçmişte yapan Anadolu insanı bugün de yapabilir. Hulasa N. Topçu, bir milletin terakkisinin yalnız kendi özüne sahip çıkmasıyla mümkün olabileceğini savunur.

İslam düşünce geleneğine mensup olan ve bu düşünce geleneğinde mevcut olan unsurlara yeni bir hayat veren N. Topçu felsefesini takip eden şahıslar da olmuştur. Onun usul ve felsefesini benimseyen, usul ve felsefesinden etkilenen insanlar arasında edebiyatçı, şair, yazar, felsefeci, siyasetçi ve başkaları var.  N. Topçu’dan etkilenen şahısları iki gruba ayırabiliriz:

  1. N. Topçu’nun öğrencisi olmuş olanlar.
  2. N. Topçu’nun rehberliği altında faaliyet gösteren Hareket dergisinde çalışanlar.

Dergide yazıları yayınlanan şahıslar (Mustafa Kara, İsmail Kara, Mehmet Doğan, Hüseyin Hatemi, Ayhan Yücel, Abdullah Uçman, Orhan Okay, Mustafa Kutlu, Saadettin Kaplan, İhsan Sezal, Emin Işık, Yılmaz Dikbaş, Mehmet Kaplan vd.) N. Topçu’nun öğrencisi olmuş, bu şahısların çoğu Hareket dergisinde çalışmışlardır.

Sonuç

Özetle, N. Topçu İslam düşünce geleneklerine bağlı kalır, bu gelenekten beslenir, fikir ve görüşlerini bu gelenek doğrultusunda geliştirir. Türk toplumunun yaşadığı sorunlara yine bu geleneği yaşatarak/devam ettirerek çözüm üretilebileceğini savunur.

N. Topçu felsefesinde her konuda insan merkezdedir. Fakat insan her zaman Allah ve âlem bağlamında ele alınır. Bu anlamıyla N. Topçu’nun insan’ı, Kartezyen ben’den çok farklıdır. Var Olmak isimli yazısında N. Topçu şöyle der: “Hareket ediyorum, düşünüyorum, Birliği seviyorum, o hâlde varım” (N. Topçu, 2013, s. 23). İnsanı kurtuluşa götüren hareket, Allah’a yönelik harekettir. Düşünüyorum, insanın sadece kendisini, kendi benliğini düşünmesi anlamına gelmez. Birliği seviyorum diyen insan, bütün güzelliklerin muhtaç olmayan Varlık’tan geldiğini bilen insandır. “Rabbini arayan bir dindi aşkım!” (N. Topçu, 2013, s. 42).

Kaynakça

  1. Dağ, M. (1981). “Kelam ve İslam Felsefesinde Hareket Kuramı”, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 20( 1), 221-248.
  2. Demirli, E. (2008). “Sadreddin Konevi”, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt: 35, 420-425.
  3. Işık, E. (1992). “Nurettin Hoca ve Din Adamları”, Nurettin Topçu’ya Armağan, Dergâh İstanbul: Dergah Yayınları. 
  4. Karaman, H. (2010). “Nurettin Topçu” İzmir: Kaynak Yayınları.
  5. Kara, İ. (2006). “Bir Siyasi İhya Hareketi: Topçu’da Siyaset ve Devlet Telakkisi”, Hece Dergisi Sayı: 109, 244 254.
  6. Kara, M. (2006). “Farklı Bir Münzevi Sıradışı Bir Muallim: Nurettin Topçu”, Hece Dergisi,Sayı: 109, 148-155.
  7. Kemal, N. (2009). “Nurettin Topçu’nun Düşüncesinin Kaynakları,” Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sakarya.
  8. Lorca, A. M. (2008). “İbn Rüşd’ün Skolastik Ve Rönesans Felsefesi Üzerindeki Etkisi”, Uluslararası İbn Rüşd Sempozyumu, 1-15.
  9. Nasr, S. H. (1990). “Molla Sadra ve İlahi Hikmet” İstanbul: İnsan Yayınları.
  10. Topçu, N. (1998). “Büyük Fetih” İstanbul: Dergâh Yayınları.
  11. Topçu, N. (2012). “İradenin Davası, Devlet ve Demokrasi” İstanbul: Dergâh Yayınları.
  12. Topçu, N. (1970). “Mehmet Akif” İstanbul: Hareket Yayınları.
  13. Topçu, N. (2013). “Var Olmak” İstanbul: Dergâh Yayınları.
  14. Surûş, A. (1984). “Evrenin Yatışmaz Yapısı” İstanbul: İnsan Yayınları.
  15. Wolfson H. A. (1958). “The Plurality of Immovable Movers in Aristotle, Averroes and St. Thomas”, Harvard Studies in Classical Philology, 63, 233-53.
Araç çubuğuna atla