Yaşa! diyordu ısrarla herkes, ölüm kesiyordu yolunu her köşe başında, o, sadece dinliyordu. Zaman ise yollara revan insanın değişmesini beklemeden geçip gidiyordu. Kırışıyordu yüz, ağarıyordu saç, eğiliyordu baş… Gözler, inatla göğe bakıyordu fersiz. Nehir dün berrak, bugün bulanık… Yarın belki kuruyacaktı. Değişiyordu aslında insan, zaman ve mekân fakat aynı kalıyordu… (sizce ne?)

Sizce ne, diye sordum. Bu girişe şöyle filozofvari bir cevap verip edebiyatane bir gelişmeyle şiirsel bir sonuç, afilli olurdu aslında. Fakat uzun zaman oldu gelişine göre yazmayalı, özlemişim 🙂

Benim aklıma gelen ilk şey, yaratılmış olduğumuz gerçeği hep aynı kalıyor, oldu. Daha birkaç dakika geçmişti ki bir okurumuzdan, hisler, cevabı geldi. Tam da tahmin ettiğimiz üzere birilerinin aklından, değişimin kendisi, diye bir ezber geçti. Cevap bu kadar basit olamaz, deyip hummalı bir arayış başlattı birileri içinden. Ölüm, dedi biri, değişmeyen tek şey.

Şu anda melankolik rüzgarlarım esiyor olsaydı muhtemelen, insanoğlunun acizliği, derdim cevap olarak. Şu an neşeli olmak arzusunda bir ifadesizim. Cevap olarak neden yaratılmış olduğumuz dedim ki? Emmareye meyyal bu nefs hiç akıllanmaz mı? Hiç olmazsa, hakikat, deseydim ya… Hakikat hiç değişir mi birkaç bilimsel araştırmayla birkaç akıl yordamasıyla birkaç gönül yormasıyla…? Tam olarak neşeli bir ruh halinde olsaydım cevabım ne olurdu acaba? Kabz’ında arafında böyleyse…

Şu an neler yazdım neler okudunuz hiçbir fikrim yok. İçimden ne geldiyse o. Uykum geliyor gibi. Sabah ben de okurum artık, ne yazmış kalemim, kulluk gayretinde ne kadar değişmişim? Sahi ben niye geldim?..

3 NİSAN 2021

Bir Cevap Yazın