Beyazperdeye gerçek bir hayat hikayesinden aktarılan filmin kitabını ne zaman okudum hatırlamıyorum. Dün gece uykum kaçtı, sırf uykum gelsin diye seyrettiğim filmi iki kere arka arkaya not alarak seyrettim. Bir baktım tam 4 sayfa el yazımla not almışım… Filmin de kitabın da üzerimde etkisini yadırgamıyorum, ancak bu üç tatlı kızın hikayesi gerçekten insanın yüreğini burkuyor…

“Direniyorlar, ah anlayabilseler, bunun onların iyiliği için olduğunu”. Anlayabilseler, beyaz yanaklı medeniyetin, siyah saçlı çocuğunkinden daha “iyi” olduğunu, “beyaz”ın “iyi”nin rengi; siyah”ın karanlık, ilkellik, utanç ve cehalet olduğunu… Tüm iyi ve yüce değerleri mündemiç beyazın mütevazı davranmak zorunda olmadığını, yeryüzünün siyah çizgi ve yuvarlaklarını gölgelemek isteyen dev bir silgi olduğunu… Anlayabilseler “siyah” olmanın, tabiatın gövdesinde yatıp kalkıp türkü söylemenin “on kusurlu hareketin onu” olduğunu ve beyaz yanaklı medeniyetin onları bu kusurlardan ayıkladığını.. Genlerini ve dillerini “beyazlaştırarak” bu sefalete bir yerde kucak açmış olduğunu, merhametle bağrına bastığını. Anlayabilseler, minnettar kalırlardı tabi!

Çit filmi; Avustralya’da, 1930’lu yıllarda İngiltere hükümetinin resmi politikasının bir sonucu olarak ailelerinden koparılarak toplama kampına götürülen üç aborjin kızın kamptan kaçışlarını ve eve dönüş yolundaki maceralarını anlatıyor..

Çit, hem “yayan” yürünen bir yol filmi, hem de toprak üzerindeki hâkimiyetini “abartmaktan” hiç gocunmayan imparatorluk dönemlerinden artma bir üstünlük vehminin tehditkâr boyutları üzerine fikir veren politik bir film.

Çit, gerçek bir öyküye dayanıyor demiştim. İşte adı geçen Moore River kampı da, kampın baş sorumlusu ve görevde bulunduğu yıllarda kendini Aborjinlerin ıslahı ve korunmasına vakfetmiş A. O. Neville karakteri de, kamptan kaçarak annelerine ulaşmaya çalışan üç küçük kız Molly, Gracie ve Daisy de gerçek yaşamdan beyaz perdeye aktarılmış…

Film bugün 80’li yaşlarını süren ve o yıllarda 10 yaşında olan ana karakterimiz Molly’nin kızı Doris Pilkington’un “Follow the rabbit prooffence (Tavşan çitini takip et) adlı kitabından uyarlanmış…

Çit, pek yerinde bir isim olmanın ötesinde Avrupa’nın toprak üzerindeki hegemonyası ve harita üzerindeki “sınırları” konusunda ne kadar hassas ve ihtiraslı olduğunu vurgulayan bir imge aynı zamanda.

Tavşan çitinin, Moore River’daki ehlileştirme kampından kaçan kızların bu çiti takip ederek köyleri Jigalong’a varabileceklerini düşünmeleri bağlamında yepyeni bir “yol haritası” olması ise olayın başka bir boyutu.

Özgürlüğün, ailenin ve yuvanın yolu, ülkenin yerlilerini ıstıraba sürükleyen bir hegemonik gücün göstergesini, “tavşan çit”ini takip etmekten geçiyor ironik bir biçimde.

Ehh tabii ki olur ya, böyle terslikler.

Beyaz adamın tarihi böyle “neye niyet neye kısmet”lerle, “cehennemin yolu iyi niyet taşları ile doludur” cümlesini haklı çıkaran cansiparane kurtarma operasyonlarının “besle kargayı oysun gözünü” türünde bir sonuca bağlanmasıyla “the end” olmuştur pek çok kez.

Netekim film “Bu kamp beni hasta ediyor, bu toprak, bu insanlar beni hasta ediyor” diyerek kaçmaya karar veren Molly”nin Aborjin kanındaki kimyayı da, A. O. Neville”in İngilizce ve İncil gibi iki büyük nimetle şereflendirilen esmer çocukların bu iyilikleri kavrayamayışından duyduğu elemi de usta işi bir oranlama ile yediriyor dokuya. Ancak, tabii ki bizim kalbimiz, kampın kendisini hasta ettiğine inanan, çünkü buradaki toprağın, buradaki duaların kendisi için “zehirli” olduğunu düşünen siyah, cahil ve zeki Aborjin kızdan yana. “Eğitim mutluluk verir mi? İnsanlar talep etmediği halde, onları zorla kurtarmaya girişmek, coşkulu bir yardım ve eylemperverliğe hatta “babacan”lığı çağrıştıran bir koruma şevkine dayansa bile, “insani” midir gerçekten?” sorularını ikinci plana iten asıl faktör başka bir şey: Çocuğun annesinden “zorla” koparılmasındaki tarafsız acı, kocaman evrensel bir kalpte yankılanıyor.

Filmin yarıdan fazlası açık mekânda, Avustralya’nın çeşitlilik içeren bitki örtüsü üzerinde geçiyor. Kimi zaman üç küçük kızın ruh dünyalarına ayna olan büyük beyazlıkların ve koyu karartıların hakim olduğu bir toprak tabakası üzerinde gerçekleşiyor yolculuk. Bu ruh haleti, fazlasıyla canlı olan renklerin özel yollarla soldurulmasını gerektirmiş. Çit, Üç küçük Aborjin kızın oyunculuk kabiliyetlerini görmek için bile izlenebilecek bir film. Molly karakterinin daha sonraki yıllarda hamile olduğu halde tekrar kampa götürüldüğünü ve sırtında çocuğu ile tekrar kaçtığını ve yaklaşık 2000 km’lik yolu tekrar yürüdüğünü belirtelim. Çalınmış bir kuşağın çalınmaya itiraz etmiş köktenbireylerine dair, anlamlı bir film Çit.

Bakalım siz de sevecek misiniz?

Reklamlar

Bir Cevap Yazın