Hepimiz izledik diye düşünüyorum “Bir Zamanlar Kıbrıs” dizisini TRT’nin şu sıralar izlediğim en başarılı yapımlarından biridir ve maalesef gösterilenler yaşananların yarısı bile değildir. “1571 yılında Venedikliler’den alınan ve 307 yıl Osmanlı hâkimiyeti altında kalan Kıbrıs’ın yönetimi 1878 yılında, hükümranlık hakkı Osmanlı İmparatorluğunda kalmak kaydıyla, İngiltere’ye devredilen, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı İmparatorluğu ile İngiltere’nin ayrı saflarda yer almasının da bir sonucu olarak, İngiltere 1914’te tek taraflı bir kararla adayı ilhak edilmiştir. Türkiye Ada üzerindeki İngiliz egemenliğini Lozan Antlaşmasıyla 1923’te tanımıştır.” Kıbrıs ile Yunanistan’ın birleştirilerek tek bir “Elen” adası haline getirilmesi için “ENOSIS” ismini verdikleri kara propagandaya aslında İkinci Dünya Savaşından sonra hız vermiştir ve 1955 senesinde EOKA adlı terör örgütü kurulmuştur. Bunu gerçekleştirmesi için adada bulunan Türk nüfusunu azaltması gerekiyordu ki 1955 – 58 arası bir çok kanlı eylem gerçekleştirmişler ve 33 değişik köyü Kıbrıs Türkleri bırakıp gitmek zorundan kalmıştır. Asıl büyük saldırılarından biri ise dizinin ilk bölümünde izlediğimiz Kanlı Noel adıyla anılan 21 Aralık 1963 tarihinde emri bizzat o dönemin Kıbrıs Rum Kesimi Cumhurbaşkanı Makaryos tarafından verilen ve 30.000 Kıbrıs Türk’ünün 103 değişik köyü bırakıp gitmek zorunda kaldığı kanlı baskınlardır. Asıl kötü olay ise dizinin ikinci bölümü olan Doktor Binbaşı Nihat İlhan’ın eşi Mürüvet İlhan ile çocukları Murat, Kutsi ve Hakan banyo küvetinde kurşuna dizilerek katledildiği Kanlı Noel’in en kara gecesidir. Hatta en küçük çocuğun kurşunlardan kurtulduğu lakin şehit edilen annesinin altında kaldığı için nefessiz kalarak vefat ettiği söylenir daha sonra olayın yaşandığı yer “Barbarlık Müzesine” dönüştürülecek ve Dünya insanlık tarihine kara bir leke olarak kazınacaktır.

“Yıllar sonra Nihat İlhan o acı geceyi de şöyle anlatmıştı:

Türkiye’de askeri tıp akademisinden mezun olduktan sonra bir helikopter ile Kıbrıs Türk Alayı’na baş tabip olarak geldim. O dönemde Türk alayı ile Rum alayı birbirlerinden yüz metre mesafedeydi. Birçok yaralı geliyordu. Eşimi, küçük iki çocuğum ile 3 aylık oğlumu Lefkoşa’nın Kumsal adı verilen bölgesinde kiraladığımız bir eve yerleştirmiştim. Ailemin katledildiği 24 Aralık 1963 tarihinde askeri hastaneye yaralı Türkler gelmiş onlarla ilgileniyordum. Katliam olduğu zaman birkaç gündür eve uğramamış ve ailemden haber alamamıştım. Evimizin yakınında kalan bir Türk çoban geldi ve alay komutanının da bulunduğu bir ortamda Rumların Türk subaylarının ailelerine saldırdığını söyledi. Ne olduğunu anlamadık. Hemen eve gitmek istedim ama alay komutanı izin vermedi. Alay komutanı benden o gün yaşayacaklarımla ilgili asker sözü vererek soğukkanlı olmamı istedi. Ben hala ailemin katledildiğini fark etmiyordum. Zırhlı bir araçla Türkiye elçiliğine gittik. Subay eşleri ve elçilik görevlileri doluydu. Kadınlar ağlıyorlardı. Hâlâ ailemin öldürüldüğünü anlamadım. Üzerim çok kirliydi ’sıcak suyla banyo yapabileceğim bir yer var mı’ diye sordum. Banyo yaptım. Ardından Türkiye büyükelçisi beni çağırdı. Bana ’başın sağ olsun, eşin ve çocuklarını Rumlar katletmiş’ dedi. Katliamın üzerinden 3 gün geçmiş ve benim haberim yeni oluyordu. Ne yapacağımı şaşırdım. İlk sözüm ’Vatan Sağolsun’ oldu. Telefon bağlantısı kuruldu ve daha sonra Cumhurbaşkanı olan o dönemin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay beni aradı. Kumsal katliamında ailemin katledilmesinin yanı sıra 35 kişi de yaralanmıştı. Katliam, “Kanlı Noel” diye tarihe geçti. Cevdet Sunay önce “Geçmiş olsun” dedi ardından “Biliyorsun Türkiye’de 6-7 Eylül olayları yaşandı. Birçok Rum ve yabancının evleri yağmalandı, bu olaylar durdurulamadı. Şimdi sen doğrudan Ankara’ya gelirsen, burada halk ayaklanmış durumda. Kara Eylül’ün bir benzeri yaşanabilir’ dedi. Bu nedenle Ankara’ya gelmememi istedi. Eşimi kalbime gömdüm. O günlerde Türkiye ile telefon haberleşmesi kesikti. Ailemin cenazelerini Erzincan’da doğduğum yerde toprağa vermek istedim. Büyükelçi bana Türkiye ile telefon bağlantısı olmadığını söyledi. Dolayısıyla uçak gelemiyordu. Haber veremiyorduk. Sonunda Türkiye’den iki uçak geldi ve yaralılar ile cenazeleri aldı. Ardından cenazeleri Erzincan’a götürdük. Çocuklarım hala kanlar içindeydi. Ellerimle yıkadım. Aile kabristanına çocuklarımı ve eşimi gömdüm.” Kaynak Yeniçağ: Doktor binbaşının eşi ve 3 çocuğunu küvette kurşuna dizmişlerdi. Kanlı Noel katliamı 57 yıl geçti hala unutulmadı

“Rumlar 8 Ağustosta 1964’te Erenköy’e saldırıyorlar. Mücahitlerimiz oldukça zor duruma düşüyorlar. Rauf Denktaş öğlen saatlerinde telsizin başına geçerek Türkiye’ye şu mesajı gönderiyor;

“Saldırı bütün şiddeti ile devam etmektedir. Rumlar kesin sonuç almak kararındadır. Yarın sabaha kadar direnebiliriz. Yardıma gelmezseniz bunu engelleyen büyük bir Milli neden olduğuna inanarak öleceğiz, VATAN SAĞOLSUN !”

Bu mesajdan sonra 2 Türk jeti Erenköy semalarında uçarak düşman hedeflerini yok ediyor. “Erenköy, Kıbrıs’ın Çanakkale’sidir. Geçilememiştir, düşürülememiştir.”

Hem Vatan Sağ olsun hem Sizler Sağ olun,

Ruhlarınız Şad Mekanlarınız Cennet Olsun …

KIBRIS VATANDIR,

UNUTMAK İHANETTİR .!

Reklamlar

Bir Cevap Yazın