Bazı insanlar kolayca affediyor, bazı insanlar ise zor affediyor. Ama hemen herkesin kabul ettiği bir gerçek var: Aftan her iki taraf da bir fayda sağlıyor…

Bendeniz genellikle affetmeyi severim. Hatta bu benim karakterime oturmuş bir durumdur diyebilirim. Zira insanların birbirini affetmesine bir erdem olarak bakanlardanım. Ben affetmenin kendi hayatımda ve çevremdekilerin hayatlarında olumlu etkilere sahip olduğunu, ne kadar yararlı olduğuna kırk yıllık ahir ömrümde çok kez şahit oldum.. Herhangi bir konuda affeden de olsam, affedilen de kârlı çıkanın ben olduğumu bilirim.

Tabii ki bu süreci yaşarken insanın yüreğinde şiddetli fırtınalar kopabiliyor. Çoğu kez ben de çok kırıldığım zaman gönlümden: “Bu kez ben de affetmeyeceğim” dediğim olmuştur. Ancak olayın üzerinden çok geçmeden hemen yelkenleri fora yapıp hemen gönülden affediyor ve her şeye kaldığı yerden devam edebiliyorum.

Affetmekte:

İlişkilerinde affın yeri ve önemi nedir?,

Affetmek gerçekten gerekli midir?,

Affettiğimizde sadece karşımızdaki kişi mi huzura erer?,

Acaba her hatâyı affedebiliyor muyuz?,

Yoksa affın gerekli olduğunu bilmemize rağmen uygulamaya mı geçemiyoruz?

gibi soruları kendime sorduğumda bunlara cevap vermekte açıkçası zorlanmıyorum.

Zira netice itibariyle affetmek, bilişsel -birtakım zihinsel kalıplarla gerçekleşir- ve duygusal bir eylem olduğunu bilenlerdenim. Yani insanın zihinsel söz konusu bu kalıplarının içine “aldatma”ya veya “yalana” olan bakış açısı girebiliyor. Bu bakış açısı da ister istemez alacağınız tavrı ya da tutumumu kökten etkileyebiliyor. Duygusal açıdan da ilişkinizin niteliği, ilişkiden beklentileriniz de affetme davranışında etkilidir. Affetmek karşımızdakini hatâlarıyla kabul etmek, aynı zamanda bizim de hatâ yapabileceğimizi kabul etmektir.

Burada dikkat edilmesi gereken şeyler yok mu? Var elbette.

Bir kere bir insan affetmesi gereken bir durumla karşılaştığında kendine şu soruları sormalı:

Niye affedeceğim?

Evet, affetmek karmaşık bir duygudur dedik. Birşeyi affederken niye affettiğinizi bu sebeple bilmeniz gerekiyor.

Karşı taraf sizi terk etmesin diye mi?

Kendinizi ortaya koyacak beceriden mi yoksunsunuz?

Affetmeyi küçültücü bir davranış olarak mı görüyorsunuz?

Siz hatâsız mısınız?

Gerçekçi misiniz, yahut hayalperest mi?

Hayata esnek mi bakarsınız, katı mı?

Bu ve buna benzer sorulara verdiğimiz cevaplar, bize neden affettiğimiz veya edemediğimiz konusunda yardımcı olabilir diye düşünüyorum. Yani en azından o duygusal bağların diri kalması açısından bu soruların sorulması oldukça önemli bir konu diye düşünüyorum.

Arkadaşlıklarda, dostluklarda, aşk ve aile ilişkilerinde; yani samimiyetimizin arttığı kişilerde affediciliğimizin oranı, daha az samimi olduğumuz kişilere gösterdiğimizden daha azdır… 

Örneğin bir kişiye çok önem veriyorsanız, yaptığı hareket sizi daha çok kırar veya çok önemsemediğiniz kişilere karşı da daha az affedicisinizdir. Bu bir paradokstur. Herkesin affedemeyeceği davranışlar vardır. Kişi bunları önce kendisi bilmeli ve karşı tarafa da bunu bir şekilde iletmesini bilmelidir. Ama burada dikkat edilmesi gereken şey gri alanlarda yaşamaktır. Hayatımızda ne kadar siyah ve beyaz nokta varsa o kadar mutsuz olma olasılığı da bu minval üzerine artmaya başlayacaktır.

Her ilişkinin yalana ve aldatmaya yönelik bir risk taşıdığı ortada. Çünkü herkes hatâ yapabilir. Bazen karşınızdaki kişi giysinizi beğenmese de size yakıştığını söyleyebilir. Yahut değer verdiğiniz biri sizi sevdiğini söylerken, aslında gerçekte sizden pek fazla hoşlanmıyor da olabilir.

Her ikisinin de yalan olduğunu fark ettiğinizde sizi hangisi daha fazla incitir?

Aslında ikisi de yalandır. Ama sizin hayatınızda öncelik verdiğiniz ve önemsediğiniz davranış sizi daha fazla incitir. Böylece affetmenin derecesini belirlemiş olursunuz.

Öncelik verdiğimiz şeyler belli olsa da affetmekteki tutumumuzu değiştirecek önemli bir etkeni son yaşadığım bazı hadiseler karşında yeniden değerlendirmek zorunda kaldım ki burada muhatabın tutumunun çok önemli olduğu gerçeğidir… Ve bu durum affetme olayını değerlendirme biçimimize etki eden ikinci önemli unsurdur.

Bu durumu şöyle açıklamak isterim…

Diyelim ki, dost bildiğiniz biri arkanızdan konuştu. Ve gelip bunu size söyledi. Bu durumda tavrınız ne olur?

Aynı olayı bir de şöyle düşünelim: Dostunuzun arkanızdan konuştuğunu başkasından duydunuz; o zaman tavrınız ne olur?

Gördüğünüz gibi her iki olayda da sizi kıran, dostunuzun arkanızdan konuşmasıdır. İlk olayda affedici olma yüzdeniz yüksektir. Çünkü, ‘Arkadaşım bir hatâ yaptı, ama gelip bana söyledi’ dersiniz.

Burada esas mesele muhatabı affederken samimiyet ilkesinin önemli olduğudur. Yani affetmek, kişinin kendisine yapılan her türlü davranışı, herşeye rağmen bağışlaması ve olmamış gibi davranması ise muhatabım da gerçekten yaptıkları davranışlardan dolayı pişmansa o zaman neden affetmeyeyim diye sorgulamak gerektiğine inanırım. Tabii, içimizdeki bazı şeyleri onarana kadar kendimizi o kişiye daha uzak hissederiz; ama bunu karşımızdakine yansıtmamaya özen göstermeliyiz. Bunu yapıyorum; çünkü affetmenin doğru olduğuna inanıyorum. Henüz kendi içimde bazı şeyleri tamir edemesem de zamanla onarılacağını düşünerek hareket ediyor olmayı daha vicdanlı bulurum.

Tam tersi durumda ise yani bir dostum arkamdan konuştu ve ‘Söz, bir daha aynı davranışı tekrarlamayacağım’ dedikten sonra o samimiyeti sergilemiyorsa. O zaman ona sırlarımı vermeye devam etmek, en kaba tabir ile safdillik olur diye düşünürüm. Ve o kişiye karşı ister istemez herhangi bir konuda aynı güveni ve hassasiyeti gösteremez hale gelirim.

Aynı hatânın birçok kez tekrarlanması da affeden kişinin güveninin sarsılmasına neden olur. Yani yaşanılan şeyler sana çok ağır gelmemişse insanın affetmesi de bir o kadar kolaylaşıyor. Ama kişi aynı hatâyı sürekli tekrarlıyorsa, onu affetmek de ister istemez zorlaşacaktır. Esasen affetmekteki ölçü muhatabın yaptığı hatânın düzelmesine yardımcı olacaksa, o zaman affetmenin kullanılması bir zaruret haline gelir.

Affın sevgiyle doğru orantılı olduğu bir gerçek. Kırıldıysak onu affetmek için ufacık bir bahane aramak gerekir. Çünkü sevgi affetmede daha ağır basan bir eylemdir. Sevgilimle aramızda bir problem olsa da onu affetmem için bir söz, bir bakış insan olana yeter de artar bile!

İnsanların hatâ yapması kadar doğal gördüğüm başka hiçbir konu yok diyebilirim. Hattâ canımdan edebilecek hadiseler olsa bile, karşımızdakilerin minicik bir özrü, affetmem için yeterlidir.

Demek ki bize yapılan davranışın kasıtlı olup olmaması da bizim af konusundaki eğilimimizi belirliyor. Affetmekte gördüğüm başka bir en önemli şey de yapılan davranışın dikkatsizlikle mi yahut kasıtlı olarak mı yapıldığıdır. Affedilen hatâ ihmal edilerek tekrar yapılmışsa başka, kasıtla yapılmışsa başka bir sonuca götürür insanı… Bunu görerek tavır almak ise en doğru seçenektir.

Birini affettiğinizde, ona onu affettiğinizi söylemek, özellikle de yine bu hareketi tekrarlayıp tekrarlamayacağından emin değilseniz, ona küçük hatırlatmalarda bulunmak, affetmeyi başa kakmak anlamına gelmeyebilir. Ama samimi olarak bir daha o davranışı tekrarlamayacağını söyleyen birinin hatâsını sürekli olarak yüzüne vurursanız acaba bu gerçek bir affetme olur mu?

Sıklıkla buluştuğunuz bir arkadaşınız geç kalmayı âdet edinmiştir. Hattâ artık yöntemler geliştirmeye başlayarak: buluşacağınız saatten yarım saat öncesini bile söylemeye başlarsınız.

Eğer karşımızdakini affettiğimizi gönülden değil de sadece öylesine söylüyorsak, o zaman tehlike sinyalleri çalıyor demektir. Çünkü affın olmadığı yerde öfke, kin, öç alma duyguları gelişir.

Sevdiği yakın dostlarını kolay kolay affedemediğini söyleyen bir arkadaşım da kinci biri olduğunu söylemişti. “İnsanları kolay kolay affedemiyorum. Hoşuma gitmeyen birşeyi bir çocuk bile söylese kolay kolay unutmam diyordu. Hatta affetmediğim için de pişmanlık duymam.” demişti.

Böyle durumlarda ise bu ortamların gergin ve soğuk olması insanı canından bezdirebilir. O zaman da sağlıklı bir ilişkiden söz etmek mümkün değildir. Affedicilik olmazsa -özellikle aşkta- ister istemez katı kurallar ve sertlik hâkim oluyor. O zaman da sert, anlayışsız bir tip olup çıkabiliyorsunuz.

Af olmazsa, her ilişki zarar görür. Yapılan davranışlar, yaşananlar, söylenen sözler sizi rahat bırakmaz ve hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Bu yüzden de muhatabınızla eskisi gibi samimi olamazsınız. 

Evet, uzun lafın kısası ben affederek kendimi özgür kılmayı tercih edenlerdenim. Affetmediğim de öç planları yaparak ancak kendimi sıkıntıya sokarım. Bu şekilde kişi sadece affettiğini söyleyerek, aslında içinden şunu geçirir: ‘Ben sana sorarım.’ Gerçekten af yoksa hayatımızda en ufak bir tartışmada ‘Sen de şunları yapmıştın’ diyerek zihnin geçmişe ait biriktirdiklerini söylemeye yol açacağı muhakkak. Gerçekten af yoksa, numaraya da gerek yok. Bu sinir harbine yol açar. ‘Unutmayacağım; ama affediyorum seni’ demek ‘Seni affetmiyorum’ demenin başka bir versiyonudur. Bu cümleleri işittiğimiz, belki de zaman zaman yüksek sesle söylemesek bile içimizden geçirdiğimiz olmuştur: “Ben çok incitildim. Benden seni affetmemi nasıl beklersin? Ben asla böyle bir davranışı hak etmedim; bu yüzden de seni affedemem.”

Bu düşünce kalıplarını savunanların kurdukları ilişkilere baktığımızda o ilişkileri bir güç savaşına sokan insanlar, affediciliğe uzak şahsiyetler olarak görürüm. Çünkü affetmek onlar için yenilgidir. Oysa affetmeyerek aslında kendileri yenilmektedirler. Bunlar hayatı, ilişkileri savaş gibi algılayan, savunmacı, kendini ve hayatı aşırı ciddiye alan ve sonuçta bireyi mutsuzluğa götüren düşünce biçimleri değildir de ya nedir? Affetmeyi reddeden bireyler ya kendilerinin çok doğru olduklarını düşünürler, ya da affetmeyle ilgili bilişsel yargılarını tartışmaya açmamışlardır. O zaman şunu sorgulamak lâzım, affetmek ve unutmak zayıflığın işareti ise güçlülük sürekli hatırlayarak ve öfke ile bezenerek yaşamak mıdır?

Affetmek, bizden çok karşımızdakine yarar diye düşündüğümüz olur. Oysa karşımızdaki hatâlı kişiyi affetmek, önce insanın bizzat kendisine huzur verir. Affetmediğimizde, bizde bastırılmış öfke, yoğun içerleme ile depresyon kapının arkasında hazır beklemektedir.

Bizler beşeriz ve hatalarla doluyuz. Bu yüzden arkadaşlarıma da sevdiklerime de her zaman affedici olmalarını telkin etmişimdir. Bu durumun insanı özgür kıldığı bir hakikattir. Affettiğinizde ilk başta bedenimize en çok rahatsızlık veren eleştirme, içerleme, kızgınlık gibi duyguları yok olup gider.

Hayatımızda daha fazla affedilmenin yer almasını istiyorsak, hayata olan bakışımızı olumlulaştırmamız gerekiyor. Kendimizle ve yaşamla ne kadar barışıksak, affetmek o kadar bizimledir. Her zaman hatırlamalıyız ki, dünya hayatı geçicidir. Bir an sevdiklerimizi kaybedebiliriz. Herşeyimizi yitirebiliriz. Ölüm gerçeğini düşünerek, aslında ciddîye aldığımız olayların, affetmemek için direnmemizin ne kadar anlamsız olduğunu fark etmeliyiz.

Son tahlilde hatâsız insan olmadığına göre hayatımızdan affın çıktığını düşünmek de imkânsız gibi geliyor. Ama dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var. Affeden biz, birgün affedilen konumunda olabiliriz. Yaptığımız hatâların karşımızdakileri nasıl etkilediğini ve onların üzerinde nasıl olumsuz etkiler bıraktığını anlamaya çabalayarak, o hatânın ikinci kez yapılmayacağı garantisini vermek ve affı lâyıkıyla hak etmek de elimizde. Sadece af isteyen değil, affetme konumunda olan kişi de o hatânın neden yapıldığını ve isteyerek mi, yoksa kasıtlı mı yapıldığını değerlendirdikten sonra, hayatında affı daha çok kullanabildiğini fark edecektir…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın