Perdenin delikli kısımlarından görünen hareketli siyah noktaya bakıyordu. Vız vız vızz…Sessiz eve sineğin ara ara cama çarpma sesi ve vızıltısı hakimdi. Gözleriyle takip ediyordu sineği Turgut. Kar gibi beyaz dantelli perde ile cam arasında sayısız kaçış denemesinin izleyicisiydi. Nefes alışverişiyle inip çıkan bir göbekten ve firar denemelerinde ısrarcı bir sinekten başka hareket yoktu odada. Sinek cama çarptı. Vız vız vızz… Misket oynarken hep yenen bir çocuk vardı mahallede, Cengiz. Onu bir gün bir sineği kavanoza koyarken görmüştü. Kavanozun ağzını kapatmış, sineği kendisine evcil hayvan yapmıştı Cengiz. Turgut önce çok gülmüş dalga geçmişti Cengiz’le. Sonraki gün evcil hayvanın öldüğünü gördüklerinde birlikte ağlamışlardı. İyi arkadaşlardı. İlk kayıplarını vermiş, onu gömmüş ve birlikte ağlayıp susmuşlardı. Üniversite bittikten sonra Cengiz ikinci evcil hayvanını aldığını söylediğinde Turgut’un dudakları gülümsemekle büzülmek arası kıvrılmıştı. “Bu sefer kavanoza koymuyorum ama kafesi var Boncuk ’un” dediğinde adamakıllı gülmüştü. Vız vız vızz… Perdeye çarptı sinek. Nefes alışverişinin düzensizliği sineğin çarpmalarıyla yarışırdı. İlaçlarını almıştı ama kâr ettiği yoktu. Kendisi gibi eski televizyonundan da hayır gelmiyordu, arızalandığından beri el sürmemişti zaten. Bulmaca çözmeyi bırakalı da epey olmuştu. Sessizce duruyordu böyle. Vız vız vızz… Cama çarptı sinek. Bayram günleri babaanne el öpmesine gitmek adetleriydi o zamanlar. Annesi tarafına gidilmezdi, küslük vardı aralarında. Babası ve amcaları söz birliği etmiş o zamanlar yeni çıkan televizyonlardan annelerinin evine almaya karar vermişlerdi. Bütün aile orda toplanırdı. Herkes izleyebilsin diye televizyon orada kalacaktı. Bayram sabahları babaannenin tütün kolonyası kokulu evine gitmek demek Turgut ve diğer çocuklar için parlak, rengarenk kağıtlara sarılı şekerleri mideye indirmek demekti. Yumru gibi çıkmış yanakların altındaki şekerler erimeden bir diğeri ağza atılırdı. Annesinin şaplağı fısıltılı tehdit sözleriyle birlikte ensesine inene kadar durmazdı Turgut. Cebine sakladıklarını eve döndüklerinde mahallede Cengiz’le paylaşırdı. Tabii güzellerini önceden kendi yerdi. Harçlıklara, anne tarafından ‘saklama’ adı altında el konulurdu. Belki de saklamıştı gerçekten. Belki de annesinin düğünde Nahide’ye taktığı altınlar Turgut’un biriken harçlıklarıydı. Vız vız vızz… Perdeye çarptı sinek. Derinleşti nefes alışverişleri. Gözleriyle birlikte burnu da nemlendi. Koltuğun yaylarını hissediyor sırtında. Koltukları ilk maaşını aldığında hanımına sürpriz olsun diye almıştı. Sineğin değişmeyen firar planını izlerken kıpırdamadan uzanıyordu. Aynı yolla, aynı şekilde kaçmak için girişiyordu hayvancağız. Hava açık, güneşli ve ılık. Perdenin izin verdiği kadar içeri sızan güneş bacaklarını ısıtıyordu. Vız vız vızz… Cama çarptı sinek. Yine böyle güneşli bir gündü babasından dayak yediğinde. Duyunca okuldan kaçtığını eve gelir gelmez yapıştırmıştı tokadı. Ortaokul zamanlarıydı muhtemelen. Hava nasıl güzeldi. Güneş davetkar, Turgut cüretkâr. Davete icabet adettendir demesiyle iki zil arası yoldan çıkardığı Cengiz’le kaçması bir olmuştu. Bir şey yaptıkları da yoktu o gün. Parkta çimlere uzanmışlar, güneşin yakıcılığını gölgesinde süzüp serinlikle aromalandıran ağaçların altında uyumuşlardı. Turgut, Nahide’yi o gün görmüştü işte. Sonu dayakla da bitse o gün hayırlı gündü Turgut için. Gül yaprağı Nahide’sini o zaman görmüş, dürtüp uyandırdığı Cengiz’den onların yan komşusu olduğunu, okumadığını öğrenmişti. Zaten Turgut ya markette ya halı çırparken balkonda ya da cam silerken pencerede görüyordu Nahide’yi. Cengiz de o gün annesinden yemişti dayağı. Sonra Turgut’a uymamaya yemin etmişti. Vız vız vızz… Perdeye çarptı sinek. Alçak kalan yastık başını döndürmüştü. Perdenin arkasında hareket eden sinek çift görünüyordu sanki. Uzağı iyi görürdü de yakını pek değil. Kısar, çizgi haline getirirdi gözlerini. Göreceğim diye bütün kırışıklarını sergilerdi. Hoş kırışıkları olmasa da beyazlamış saçları ilan ediyorlardı ömrünün hangi sahnelerinin gösterimde olduğunu. Çıkış yolu bulmaya çalışan sineği ilgiyle takip etmeye devam etti. Vız vız vızz… Cama çarptı sinek. Turgut ortaokuldan sonra okula devam etmeyince babası Nahide’yi istemeye karar vermişti. Hayatının en büyük şansı ve tesadüfüydü babasının Turgut’un gönlündeki güzeli ona layık görmesi. Hatırla Turgut’u memur olarak işe aldırması da düğün hediyesi olmuştu onlar için. Neşeli ama kızdığında karşısındakini korkudan titreten bir adamdı rahmetli. Dövdü onu ama defetmedi, korudu kolladı. Evlattı neticede, saygıda kusur etmemişti hiç. Bu yetmişti gönlü geniş babaya. Annesi babasıyla hep aynı fikirdeydi zaten. Nahide’yle Turgut da öyle olmuşlardı. Turgut hep konuşur ne görse duysa anlatırdı. Nahide billur sesli bülbüller gibi nadir bahşederdi sesini, uzun tutmazdı cümlelerini. Düğünden sonra hanımının çeyizi eve getirildiğinde ilk önce beyaz perdeleri takıldı evin. Turgut’un annesiyle babası biraz yeni gelin ve damat için biraz da yaşlarının getirdiği dinginlik isteği ile köye taşınmaya karar vermiş akraba kafilesine katılmışlardı. Amcaları köye taşınalı çok olmamıştı. Babaannenin cenazesi kalkalı çok olmuştu. Cengiz üniversite için başka şehre gideli daha çok olmuştu. Döndüğünde Cengiz’in Boncuk’uyla Turgut’ların Maviş’ini aynı kafese koyup dost etmişlerdi. Tam olarak kendileri gibi dost olmadıklarını Boncuk’un yumurtlamasıyla anlamışlardı. Boncuk’un bebeleri olmuştu da Nahide’yle Turgut’un olmamıştı. Olamamıştı. Bir iki doktor ziyaretinden sonra hanımının daha çok içine kapandığını görünce vazgeçmişti Turgut çocuk istemekten. Vız vız vızz… Cama çarptı sinek. İçinden gurultulu sesler gelince ayırdı gözlerini sinekten. Göbeğine baktı. Daha nemliydi gözleri, burnu da öyle. Göbeğinin iniş çıkış hareketlerini izledi bir süre. Sonra çarpa çarpa camın orta kısımlarına kadar gelmiş sineği takip etmeye devam etti. Vız vız vız… Cama çarptı sinek. Cengiz’in doktor hanımıyla düğünü Turgut’lar köydeyken olmuştu. Nahide’yle çocukları olmadığı için lafı edilirse üzülmesinler diye çok sık gitmezlerdi akraba ziyaretine. Hem Turgut işten kalan vakitleri Nahide’siyle evde geçirmek isterdi. Televizyonun karşısında meyve yiyip muhabbet ederek geçirirlerdi günlerini. Nahide’nin ev işi yaptığı zamanlarda da Turgut bulmaca çözerdi. Hanımı evde tek başına sıkılmasın diye evlendikleri yıl almıştı televizyonu ama kırk iki yıl sonra bir başına kaldığında kendisinin kullanacağını kestirememişti Turgut. Vız vız vız… Perdeye çarptı sinek. Ellerinde ve dizlerinde hissettiği bu ani yorgunluk kalbinin düzensiz atmasından oluyormuş. Doktor eve geldiğinde öyle demişti. Önce Nahide’yi ilk gördüğü zamanki gibi oluyor sonra babasından dayak yediği zamanki gibi oluyor. Doktora böyle söylememişti tabii. “Kalkamıyorum evladım.” demişti. Dediği de yetmişti. İyi beslenmesini söylediğinde doktor burnu daha çok nemlenmişti. Nahide’nin elbiselerinin arasında düğünden kalma takıları bulduğu zamandan daha az; gözümün nuru, sultanım, bülbülü olduğum gülüm diye seslendiği Nahide’sinin yemeklerini hatırladığından çok daha az nemlendi burnu. Sineğin deneye deneye camın alt kısımlarına, perdeyle camın bitişine yaklaştığını gördü. Emekli olduğunda babasıgillerden boş kalan köydeki eve taşınmak istemişlerdi Nahide’yle. Emekli olmuştu olmasına ama Nahide’nin kokusunu kokusu bilen bu evi, nadir çıkan sesini sessizliği eden bu evi, Nahide’yi Turgut’a yar eden bu evi bırakamadı. Vız vız vız… Sinek cama çarptı ve perdenin alt kısmından odanın içine uçtu.

By dilan

Bir Cevap Yazın