Yaşam peşimizi bırakmıyor. Nefes alsak ensemizde. Bir kar bulutu, kitaplarda geçmez bu, işte o da yaşamın peşinde. Şu an nefes aldınız ve bu nefes sesiniz kulaklarınızda yankılandı. Nefes almanın rahatlığı içinde elinizle, yüzünüze, saçınıza dokundunuz veya parmaklarınız şu an benim yaptığım gibi klavyede ve harflere hızlıca dokunarak anlamlı cümleler yazıyor. Beyniniz yazılan yazıyı da sürekli ilk kelimesinden son kelimesine kadar okuyor. Gözleriniz bazen ekranda bazen de içinizin en derinliklerinde. Kendinizi, ruhunuzu yokluyorsunuz. Acaba orada mı, yaşıyor mu, sesimi duyuyor mu? Beyniniz buradayım kardeşim, diyor sanki. Bunu hareket etmenizden, nefes alış verişlerinizden anlıyorsunuz. Kalbiniz bir ara ses verir gibi oluyor ama orada bulunan mezarlıklar sanki buna engel oluyor. Gömülmüş olan insanların ağırlığınca yaşam acı veriyor. Tekrar nefes almaya çalışıyorsunuz fakat bu nefes alış diğer nefes alışlardan farklı. Ayağınızın ucundan başlıyor ve son saç telinize kadar bedeninizde devrim yapıyor. Yaşıyorum dercesine tüm sinir sistemleriniz pencere aralığından gelen kuş senfonilerini, ıssız bir adada yalnızlığın göz kamaştırıcı çığlığını gören bir insanın mutluluğu içerisinde dinliyor. Belki bir kamyon sesi belki de yeni yetme bir ergenin havaya savurduğu en ağır küfürleri kulağınız en ince ayrıntısına kadar tartıyor. Sonra acıkıyorsunuz ve bulunduğunuz ortamdan en taze en güzel yemeklerin yer aldığı dolaba/markete gidiyorsunuz. Mideniz yeter doydum, diyene kadar da yiyorsunuz. Ne güzel…

   Ailem bu yaşıma kadar bana “Beterin beteri var” lafını en ince detayını atlamayarak öğretti. Bunu niye mi söylüyorum, keşke bir çok insana da ailesi bunu öğretseydi diye bu lafın altını çizmek istediğimden. Belki de siz her nefes alışınızda bilmediğiniz memleketlerde bir birey açlıktan ölüyor. Siz elinizde- kalemi, kağıtları ve insanlığımızı bıraktık artık- marka veya çakma teknolojik aletlerle yaşamı sorgularken, birileri kandırılıp tanımadığı bedenlere zorla misafir edilerek yaşıyorum mu diye kendini sorguluyor. Canınız istediği zaman klasik müzik açıp entelektüel bir birey olmanızdan ağız dolusu laf ederken veya modunuza göre şarkılarla gönül eğlendirirken birileri bomba seslerini aşıp ailesinin son anında da olsa iniltisini duymak istercesine yaşam mücadelesi veriyor. Siz okuduğunuz kitaplar kadar cahilleşirken- Hayat kimine en çetin uğraşlar verdirirken, yaşamını bilmediğiniz insanların, kitap okuma sayısına göre cahil olarak algı yaratmak nasıl bir merhametsizlik- belki de tanıdığınız, selam verdiğiniz insanlar eve ekmek götürmek için eğitim hayatını sonlandırıyor. Yaşı küçük fakat hayatı bir kitaba sığamayacak insanlar binlerce kez adım attığı hayatı sorguluyor ve bir iki kelam etmek istediği insanlara “Yaşam peşimi bırakmıyor, nefes alsam ensemde” diye kahkahalarla anlatıyor. Bu kahkahalardaki dumanı soluyabilecek insanlık varsa eğer diğer insanlardaki yaşama kıyasla fazlalıklarınızı sorgulayın ve şımarıklıklarınızı bir takı gibi göğsünüzde taşımayı bırakın! Ayrıca bombalara alışan, hayatını, insanlığın bile taşıyamayacağı bir şekilde sürdüren, aç bırakılan, zulme uğrayan, köle gibi başka bedenlere misafir edilen vb. bunların çoğunluğu İslam’a inanan ülkeler olduğunu da belirtmeden geçemem. Yukarı paragrafta betimlemeler yaptığım bir çok duyguyu lüks olarak kabul eden bu insanlara oranla bizim eksiğimiz değil fazlamız var. Aşk hayatınızı sorgulamayı bırakın ve tefekkür hayatınızda inkılaplara başlayın. En içten dileklerimle, sağlıcakla kalın.

Reklamlar

By Fadime Polat

2000 Kahramanmaraş/Elbistan doğumlu. Kayseri Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 2. sınıf öğrencisi. Şair/yazar. Yürüdüğümüz yollar gibiyiz Hayatta, bir gökyüzü arar kimimiz... Fp

Bir Cevap Yazın