Hayyam Celilzade

Öz

Çalışmamda imajın felsefe tarihindeki statüsünü Platon ve Spinoza’dan hareketle değerlendireceğim. Bu nedenle irdelememe Antik Yunan polisinden başlayacağım. Antik Yunan polisine hem coğrafi hem kültürel anlamda uzak olmayan Yahudi-Hıristiyan kaynaklara da kısmen değinmekle iktifa edeceğim. Zira imaj konusunda Platon’dan Spinoza’ya geçiş yapmak için en iyi durak noktası Yahudi-Hıristiyan geleneğin işbu kavram hakkında ana hatlarıyla ne dedikleridir. Amacım felsefe tarihinden iki isme müracaatla imajın statüsündeki değişime dikkat çekmektir. Bu bağlamda özellikle dini-toplumsal tutumların imajın statüsünü belirlemede etken olduğuna işaret edecek olan bu yazının imaj üzerine yapılan/yapılacak felsefi çalışmalara giriş niteliğinde bir katkı sunacağı kanaatindeyim.

Anahtar kelimeler: imaj, hakikat, din, Platon, Spinoza.

Giriş

Gündelik hayatımızın büyük kısmını imajların sunduğu pencerelerden dünyaya bakarak geçiririz. Bazılarına göre bu durum olumsuz telakki edilir. Günümüzde imajların neredeyse dünyanın gerçekliğini gölgede bırakabileceği düşünülmektedir (Robins, 1999: 11). Zira TV, radyo, gazete ve diğer araçlar gündelik hayatımızı inşa etmektedir. Bütün metaların aracısı olan imajların tüketim zamanı, ayrılmaz bir şekilde, gösteri araçlarının tam kapasitesiyle çalıştığı bir alandır (Debord, 2016: 122). İmajların gündelik hayat üzerinde olumsuz etkiler yaratmasını düşündürtecek gerekçenin ne olduğunu soracak olursak, imajist bilgi, zorunlu olarak iletişimsel formda ortaya çıktığı için ilişkisel bir değere sahip olmasına karşın, genel geçerliğin en çok zedelendiği bilgi alanı olarak gerçekleşmektedir (Öztürk, 2008: 21) yanıtını alırız. Ama en önemli soru şudur: İmaj ve imaja ilişkin meseleler her zaman mı olumsuz değerlendirilmiştir? İşbu soruya yanıt için Antik Yunan polisine ve Platon’a bakılması gerekir.

İmajın Statüsü: Antik Yunan Polisi, Platon ve Spinoza

Yunan polisinde imajların gündelik yaşamda belirleyici konumda olduğunu görürüz. Keza poliste imajın statüsünün izi mitlerde, heykellerde, mimaride, tiyatroda vs. sürülebilir. Mitolojik üretim kaynak olarak kavramsal bir anlamlandırmadan kaynaklanmış fakat cevap alanı (…) imajist bir üretim formunda gerçekleşmiştir (Öztürk, 2008: 74). Binaen polisteki imajlar, politikanın aracı olarak da işlev görmüştür. Kamusal alanı süsleyen, heykel ve freskler, görkemli anıtsal binalar, resmigeçit törenleri, zafer takları, müzik, siyasal söylevler ve diğer siyasal ve dinsel etkinlikleri, edebiyatı, siyasal düşünceyi ve mitolojiyi, halka dayanmak zorunda olanların birer siyasal iletişim etkinliği ve örgüsü olarak değerlendirilmesi daha akılcı görünmektedir (Ekinci, 2016: 151).

İmaj’ın polisin gündelik hayatındaki tayin edici varlığını kanıtlayan en önemli unsurlardan biri de tiyatrodur. Bir imaj olarak tiyatronun toplumsal olanla doğrudan irtibatı mevcuttu. Atina’da tragedya ve komedya’nın böylesine olağanüstü bir hızla gelişmesinin bir başka nedeni de toplumsal yapının birbirinden farklı, hatta zaman zaman birbiri ile çelişen değer yargılarını da bünyesinde taşımakta olmasıdır. Tiyatro sanatına özgü olan ve karşıtların çatışmasından doğan bu akım, dönemin toplumsal çelişkilerinden hız almıştır (Ekinci, 2016: 156). Tiyatronun toplumsal eğilimleri yönetme doğrultusunda kullanılmasını sağlayan unsur esas itibarla dildi. Ve dilin bu doğrultuda retorik bir araç olarak kullanılması insanları hakikatten uzaklaştıran unsur olarak da telakki edilebilir/di. Nitekim Platon’un sanata ilişkin yaklaşımı bu yönde okunabilir. Felsefe, uzun bir sure retorikle herhangi bir alışverişi kabul etmemiştir (…) Platon, retoriği, bu inandırma tekniğini uygulayanların gerçek bilgiye saygı duymaksızın, ikna yollarını aradıkları için, reddetmişti (Ekinci, 2016: 162). Platon’a göre imajlar doxa’yı destekler hatta besler kaynak olarak işlev görebilir. Nitekim aisthesisin, yani duyumsanabilir şeylerin, bilinebilir şeylere göre, aşkın ve bilinebilir şeylere göre, özlere göre ikincil olduğu düşüncesine başvuruyor (Baker, 2015: 22). Binaen Platon, iddiamız olan, imajist bilginin kaynağını maddeler âlemi olarak yorumlar (Öztürk, 2008: 184). Onun imajın statüsü üzerinde en çok durduğu diyalog ise Politeiadır. Özellikle işbu diyalogda yer alan “Mağara İstiaresi” imajların “belirleyici” konumunu ortaya koyar. Platon’un meşhur mağara alegorisinde ihmal edilen en önemli unsurlardan birisi, gölgenin bir insanlık durumu olarak her daim güncelliğini korumasıdır (Öztürk, 2016: 3). Mağara’daki zincirlerinden kurtulan adam, mağaraya geri döndüğü vakit imajlarla işi bitmez. Elbette artık o (yolcu) şimdi kökenine (mağaraya) geri döndüğünde, önceden aşamalı olarak gördüğü şeylerin gerçek niteliğini artık tümüyle bilir (Dore, 2012: 67).

Özetle Platon’a göre görüngülerin daha doğrusu doxanın konusu olan bilgiden bir bilgi türü olarak söz edemeyiz (Demir, 2015). Platon’un işbu girişimi mitik evre göz önünde bulundurulduğu vakit imajın statüsünde değişiklik olarak telakki edilebilir. Platon’dan sonra imajın statüsündeki önemli değişiklikler olmuş olsa da en önemli değişiklik Spinoza sayesinde gerçekleşir. Spinoza düşüncesinin ayırıcı ırası şudur ki, insan kendisi ile ilgili bir ideyi, bedensel uyarımlar yoluyla algılar. Dolayısıyla insan salt anlık içi süreçlerden oluşan bir varlık olmaktan çıkmış, kendini bedeni ile kavrayan bir varlık olmuştur (Yıldız, 2015: 413-414). Spinoza, dini siyasal olanın içinden ele alarak hem teoloji-politik alanının felsefi temellerini atar hem de imajların statüsünü olumlu anlamda değiştirir. Bu bağlamda peygamberi bilgiyi tahayyül yetisiyle irtibatlandırması imajların toplumsal konumuna da açıklık getirir. Nitekim Spinoza’ya göre peygamberi tahayyül, bilgiyi somutlaştırır. Bu durum göstermektedir ki, peygamberler, hayal güçleri yardımıyla sözler veya görüntüler veya hem sözler hem görüntüler olarak Tanrı’nın vahyini alabilirler (Arıcan, 2001: 405). Ve peygamber hitap ettiği insanlara imgeler, imajlar vasıtasıyla bu bilgileri aktarırlar. Bu sebeple, ona göre, ‘peygamberlik için mükemmel bir zihnin değil, fakat sadece canlı bir hayal gücünün zorunlu olduğu’ ortaya çıkmaktadır (Arıcan, 2001: 405). Peygamberi bilgileri onaylayan insanlar sadece peygamberi onaylamakla kalmaz, kendilerine bilgi olarak sunulan imajları da onaylamış olurlar. Dolayısıyla Spinoza’yla birlikte imajların statüsü -teolojik-politik alanı da ilgilendirecek biçimde- olumlu olarak değişir.

İmaj’ın Başka Bir Yolculuğu

Platon’dan önceki mitik evrede imajın polislinin hayatında edindiği olumlu konumdan söz ettik. Başka deyişle Spinoza’ya gelmeden önce imajın statüsünde olumludan olumsuza yönelik bir değişim yaşanır. Mitchell, imajın statüsündeki değişimin geçirdiği evrelerin izini Antik Yunan’ın da irtibatta olduğu yakın coğrafyalarda ve din örneği üzerinden sürer. Örneğin İsraillilerin, Hz. Musa Sina Dağı’ndayken, altın buzağı yapmaları olayı Mitchell’e göre aslında imaja geri dönüşe bir örnektir. Yani imajların statüleri dini temayüllere paralel olarak da değişir.

İsrailoğullarıyla ilgili olgu Hıristiyanlık vasıtasıyla tekrardan gün yüzüne çıkar. Şöyle ki, insanın Tanrı’nın suretinde yaratılma fikri imajın statüsündeki değişiklikten haber verir. İmaj “resim olarak” değil, “benzerlik,” yani ruhani benzerlik meselesi olarak anlaşılmalıdır (Mitchell, 2005: 41). Hıristiyanlıkla birlikte imajlar kendi aralarında da sınıflandırıldı. Doğru, lâfzî imaj zihinsel ya da ruhsal imaj; yanlış, türev kabilinden, şekli imaj duyularımız, özellikle de görme duyumuzca algılanan maddi imajdır (Mitchell, 2005: 41). Aynı şekilde Jacques Ellul de Sözün Düşüşü’nde imajların statüsündeki değişimin dini olaylarla olan irtibatına değinir. İkon ne işaret ne de resimdir; o daha çok bir görüntünün sembolü, gizemli olanın imaj formundaki göz kamaştırıcı mekânıdır (Ellul, 1998: 132). Tanrı, mutlak hakikat olarak telakki edilmekte, insan’sa o hakikat’in imajıdır gibi bir yorumlama söz konusudur. Çünkü ‘Tanrı’nın imajı’ Onun Kelam’ıdır/ Sözü’dür ve ilahi Söz ışığın arketipi olan ışık Zihnin hakiki oğludur (Mitchell, 2005: 44)[1] Yahudi-Hıristiyan gelenekte imaja yönelik olumlu yaklaşımın Spinoza’nın söz konusu kavrama yönelik tezlerini olumlu anlamda etkilediğini düşünmek zor olmasa gerektir. Ancak bu etkinin mahiyetine eğilmek, yazımızın sınırlarını aşacağından sadece değinmekle iktifa ediyoruz.

Sonuç

Antik Yunan polisi ve Platon, Yahudi-Hıristiyan gelenek ve Spinoza imaja yönelik sabit bir statünün olmadığına yönelik birer örnektirler. Günümüzde imaj kavramına ilişkin olumsuz yaklaşımın yaygınlık kazanmasına rağmen bu “statünün” kalıcı olmayacağı kanaatindeyiz. Fikriyat ilk fırsatta imajın statüsünü değiştirmeye (ister olumlu isterse olumsuz) hazır mahiyet arz eder. Keza fikriyat, insanlığı bekleyen kaygı verici durumların farkında olduğu zaman mecrasını değiştirme yolunu tutar. Binaen imaja ilişkin olarak böyle bir kaygı söz konusudur. Eğer günümüzde insanlar ve kurumlar imaj dünyasının büyülü havasına kapılmış ve büyülü imaj dünyası gerçek sosyal hayatın önüne geçmiş ve ondan daha baskın hale gelmiş (Türkkahraman, 2004: 1) ise imajlara modern düşkünlüğümüzün konforlu ve özgür demokratik toplum otelinde uğursuzca tıklayan saatli bir terörist bombası olduğu (Jacques Ellul, 1998: 9) gerçeği epey kaygı uyandırıcıdır.

Ancak son olarak imajın değişken statülü yapısının “kendinden” gerçekleşmediğini söyleyebiliriz. Çünkü imajların bir şiddeti, seyrelme ve yoğunlaşmaları vardır, ama ‘kendileri var’ diyemeyiz (Deleuze, 2003: 13). Mamafih tıpkı bedenler gibi, imajlar da tek başına var olamaz, her kare bir sonrakine bağlanır (Özgün, vd, 2008).


[1] İskenderiyeli Clement’ten alıntı. Clement, Olimpik Zeus gibi heykelleri de imajın imajı olarak adlandırır.

Kaynakça

  1. Arıcan, K. (2001). Akıl İman İlişkisine Spinoza’nın Yaklaşımı. Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 5/2, 399-414.
  2. Baker, U. (2015). Arzu ve Sanat., İstanbul: İletişim Yayınları.
  3. Debord, G. (2016). Gösteri Toplumu. (ter: A. Ekmekçi, O. Taşkent). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
  4. Deleuze, G. (2003). İki Konferans. Yaratma Eylemi Nedir? Müzikal Zaman. (ter: U. Baker). İstanbul: Norgunk Yayınları.
  5. Demir, A. (2015). Platon’da İdea-Tikel İlişkisi: Episteme vs Doksa. Bülent Ecevit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2/2, 285-300.
  6. Dore, F. (2012). Devlet’teki Bir Yasağa İtiraz: Iris Murdochve Platon’un Sanatçı Görüşüne İtiraz.Sosyal Bilimler Dergisi, 14/ 2, 53-71.
  7. Ellul, J. (1998). Sözün Düşüşü. (ter: H. Arslan). İstanbul: Paradigma Yayınları.
  8. Mitchell, W. J. T. (2005). İkonoloji. İmaj, Metin, İdeoloji. (ter: H. Arslan). İstanbul: Paradigma Yayınları.
  9. Özgün, A. Gündüz, C. Gökmen, Ö. Dünyanın Tüm Savaşları,  Korotonomedya, http://www.korotonomedya.net/kor/index.php?id=6,276,0,0,1,0. Erişim Tarihi 28 Mayıs 2020.
  10. Öztürk, A. (2008). İmajoloji.  İstanbul: Edim Yayınları.
  11. Öztürk, S. (2016). 2. Sayımız Çıkarken: Gölgenin SineFilozofisi.SineFilozofi Dergisi, 1/2, 3-5.
  12. Robins, K. (1999). İmaj, Görmenin Kültür ve Politikası. (ter: N. Türkoğlu). İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
  13. Türkkahraman, M. (2004). Günümüzün Büyüsü İmaj Ve Gerçek Hayat, Sosyoloji Konferansları, 1-14.
  14. Yıldız, F. (2015). Schopenhauer ve Spinoza’da İnsan Bedeni ve Duygulanımları. Mediterranean Journal of Humanities, V/1, 2015, 413-420.

Editör: Simge ARMUTÇU

Bir Cevap Yazın