“Ah güneş, yine öpüyorsun alnımdan. Sabahın sakinliğinde odama süzülen sıcacık ışıltın kamaştırıyor gözlerimi.” Tam güneşle sohbete koyuluyordum ki masamın üzerindeki saati fark ettim.

“Haydi Nurşen! İşe gitme vakti…” diyerek çabucak çıkmam gerektiğini hatırlattım kendime. Aklımda ise “Başarılı Kadınların Öyküleri” kitabındaki dün akşam okuduğum Mihriban’ın öyküsü vardı.                          

“Adım Mihriban. Lise son sınıftaydım. Kendimce bir başarım vardı. Hayalim ise Psikolog olmaktı. Üniversite hayalleri kurduğum o dönemde bir arkadaşım, abisinin benimle tanışmak istediğini söyledi. Duygusal tanışmaya hazır olmadığımı bilsem de birkaç ruhumu okşayan tatlı söz ve kendimi değerli hissettiren birtakım sürprizler beni etkilemişti. Kısa sürede tanışarak yol aldığım Hakan, gün geçtikçe bana olan zarif davranışları ile gönlümde yerini almıştı. Derken okul bittiğinde evlenme kararı aldık. Hakan o kadar düşünceliydi ki, evlendikten sonra da üniversiteyi okuyarak hayalime ulaşabilmem için destek olacağına dair çoktan söz vermişti. Çok mutluydum ve onu çok seviyordum.             

Evlilik konusunu aileme ilk söylediğimde aslında pek de memnun olmamışlardı. Çünkü evlilik kararımın erken olduğunu ve eğitimimi etkileyeceğini söylemişlerdi. Fakat benim mutluluğuma ve kararlarıma karşı da kayıtsız kalamıyorlardı. Sonuç itibariyle kararıma saygı duyuldu ve biz yuvamızı kurduk. İlk iki ay her şey rüya gibiydi. Dünya rengârenkti sanki. Bu iki ay içerisinde evdeki tüm kararları Hakan veriyordu, ben sadece uygulayan ve uyum sağlayan taraftım. Bir gün muhabbet arasında ‘üniversite sınavının yaklaştığını, çalışmalarımı hızlandırmam gerektiğini’ söyledim. Çayı yudumlarken birden duruverdi Hakan. “Ne üniversitesi, artık geçti o işler evlisin sen, bundan sonraki tek derdin bana karşı hizmetin olacak,” diyerek çayını içmeye devam etti. Ben o an, bir donakaldım ne diyeceğimi şaşırdım. Tanıdığım düşünceli, kibar adamın sözleri değildi bunlar. “Şaka bu değil mi, şaka? Çünkü biz seninle bunları konuşmuştuk, eğitimime devam edebileceğime dair bana söz vermiştin,” dedim. Anlamsızca çok sinirlenmişti. Bakışları değişmişti. İlk kez ateş püskürürcesine hiddetli görüyordum onu. Olayı anlamakta güçlük çeken gönlüm endişe ve korkuya gark olmuştu. Dilim suskun fakat iç sesim durmadan konuşuyordu.             

Hakan’a ne olmuştu böyle? Geleceğim adına aldığım kararlara karşı verdiği tepki hiç de normal değildi. Oysa ben onun tüm kararlarına önem veren, saygı duyan olmuştum. Şimdi bu yaşadığımız ne? Bir bir, yoğruluyordu kafamda bu düşünceler. Hakan ise aynı öfkeli tavrıyla bir an dönüp bana baktı, tüm söylemlerine karşı dik duruşumu ve kararlılığımı görünce daha da sinirlenerek, “sen artık kendi başına bir birey değilsin,” diyerek kapıyı çarpıp çıktı.             

Ne yazık ki maruz kaldığım bu yıkıcı cümle ile kafamdaki sorular artık cevabını bulmuştu. İyi giden evliliğimizin sebebi benim daima ‘tamam’ diyerek koşulsuz teslimiyetimmiş. Sözde ilk baş kaldırışım, tercihimi sunuşum var olan ateşi harlamakmış. Aslında üzülmemin, yıkılmamın öncelikli sebebi üniversite değildi. Hayat arkadaşım diye bir ömür için söz verdiğim Hakan’ın zihninde yalnızca ‘kadın’ kalıbı içerisine hapsedilmiş ‘ben’ olmamdı. Onun dünyasında kararlar alabilecek vasıfta dahi değilmişim. “Kadın evlenmez alınır, kadındır kocasının yanında sözü geçmez. Kadın yalnızca evin hizmetinden sorumludur. Tüm kararları erkek alır kadın ise uygulayandır.”             Bu ürkütücü cümlelerin gölgesini o gün Hakan’da görmüştüm. Buz kesmişti sıcacık gönlüm. Öylesine tuhaf duygu ki, aklımdan geçenleri kalbim hissedemiyor, kalbimden geçenleri ise aklım kavrayamıyordu. İşte her şey o gün başlamıştı.            

Zaman geçtikçe evliliğimizi gözlemliyordum… Hakan’ın aldığı kararlar doğrultusunda hayat normal seyrederken, benim sunduğum kararlar olunca tepe taklak oluyorduk. Sahi ne kötü şeymiş “var olan benliğimin yok hükmüyle yaşatılmaya zorlanması.”  Zihnim çok yorulmuştu. Ben de susmaya karar verdim. Üniversite dâhil hayalini kurduğum her şeyden vazgeçtim. Evliliğimizin yedinci ayındayken, Hakan çocuk muhabbeti açmaya başladı. Allah biliyor ya içimi, pek de istemiyordum. Ama benim isteksizliğim çocuk değildi, baba adayının Hakan olmasıydı. Korkuyordum, körelmiş zihinle eşine bakan bir adam çocuğuna karşı ne derece umutla, anlayışla ve merhametle bakabilirdi ki? Büyüyen bu konu ardından yine hüsran, yine gözyaşı… Netice olarak mutsuz yuvamıza çocuk sesinin huzur vereceğine inanarak Hakan’la anne baba olmaya karar verdik. Fakat beklentimiz sonuç bulmadı. Hal böyle olunca doktora gittik. Üst üste yapılan testler sonucun da bir kanıya varılmıştı. Doktor bizi odasına çağırdı.“Bakın gençler bazı nasipler yalnızca Allah’ın takdiridir. Mihriban Hanım, maalesef sizin çocuk sahibi olmak için durumunuz elverişli değil” dedi. Çare arayışı ile bakan gözlerimde fırtınalar kopmuştu. Anne sözcüğü ise tüm zenginliğiyle iflas etmişti sanki. Saniyeler içinde kaç cümleye sarıldım, kaç cümleye veda ettim hatırlamıyorum.            

Hakan, doktora ısrarla sorular sormaya devam etti. İsyan edercesine kabullenemiyordu. Fakat Rabbimin takdiri buydu. El ele vererek yaramıza beraber merhem olmamız gerekiyordu. Ama Hakan yaramı kanatırcasına bakıyordu gözlerime. Yol boyunca hiç konuşmadık. Eve vardığımızda ikimiz de yorgun ve mutsuz şekilde farklı köşelere çekildik.             

Gün geçtikçe Hakan’ın olumsuz davranışları artıyordu. Bakışlarında sevgiden eser kalmamıştı aksine gözlerinde öfke ve suçlama psikolojisi hakim olmuştu. Kafasında “hiçbir şeyi hak etmeyen ben için” yeni düşünceleri; ailemle iletişimi kesmek, arkadaş, komşu dahil kimseyle görüşmemek ve evden dışarıya çıkmamaktı. Kendimi zifiri karanlıkta kaybolmuş gibi hissediyordum. Allah’ım nasıl da çaresizdim. Gözyaşları için de sürekli dualar ediyordum. Bir iki kez telefonla anneme ulaştığımda durumları anlattım. Fakat susan kadın modeli misalince, “karı koca arasında olur öyle şeyler sen de huyuna git bir şey olmaz, yuvan yıkılmasın” diyerek bana da susmayı öğretti. Ama annem farkında değildi yuvamın çatısı dahi yıkık döküktü ve hüzün akıtıyordu. Kendimce çok düşündüm, gerçekten de doğru olan susmak mıydı?            

Peki ya benim kendime olan hakkımı ihlal etmek değil miydi bu? Cidden evliliğim kurtarılacak bir evlilik miydi? Keşke geçim sıkıntımız olsaydı, omuz omuza çalışır ekmeğimizi kazanırdık. Her koşulda biz olabilseydik. Aksine bizim sıkıntımız sandığımdan büyüktü ve büyümeye de devam ediyordu. Karşımda körelmiş zihniyette bir adam ve bana yalnızca itaati layık gören bir eş vardı. Genç yaşta ve çokça hayali olan ben, yavaş yavaş gidiyordum benden…            

Bir gün, çatıda gördüğüm kedilerin yanına çıktım onları besliyor ve sevgiyle başlarını okşuyordum. O sırada Hakan geldi oldukça sinirliydi. Küçümseyici ses tonuyla “bak kediler bile anne olmuş, sen ise anne olmayı beceremeyen beni de babalıktan men eden aciz bir kadınsın” diyerek bana tokat attı. Sözleri, yüzüme atılan tokattan daha çok yüreğimi darp ediyordu.  İşte o an kararımı vermiştim! Benim evliliğim kurtarılması gereken bir evlilik değildi. Ben sustukça, Hakan’ın kötülüklerinin sonu gelmeyecekti. Ve ben aylardır maruz kaldığım psikolojik şiddete hayır diyemediğim için şiddet artık eyleme dönüşmüştü. Bu tokat karşısında da susarsam, belki de ilerde bir şiddet kurbanı olacağım…            

Hayır! Dedim hayır!            

Susmak ve kendimi, kendini bilmez bir adama esir etmek asla çözüm değildi. Hakan’a döndüm ve tüm benliğimle “boşanmak istiyorum” dedim. “Asla! Ben karar vermediğim sürece sen benden boşanamazsın” diyerek yine gücünü konuşturmaya çalıştı. Fakat ben kararlıydım. O gece Hakan uyurken sessizce evden çıktım. Aslında çok korkuyordum dışarısı tehlikeli olabilirdi. Fakat yaşadığım ev de tehlikeliydi. Doğruca ailemin yanına gittim. Gecenin bir vakti beni karşılarında gören ailem çok şaşırdı. Yaşadığım her şeyi gözyaşı içinde anlattım.            

Babam ilk kez duydukları karşısında perişan oldu. Annem ise son yaşadıklarımın üstüne susmayı yol olarak gösterdiği için çok pişman oldu. Ve sürecin ardından ailem, yaralarıma merhem, kırılan kanatlarıma umut oldular. Mücadelemizden üç ay sonra boşanmamız gerçekleşti. Bir süre psikolojik destek aldım, İlk olarak hayalime sarıldım. Hayalim olan psikolog bölümünü kazandım. Bugün Hakan’la boşanalı beş yıl oldu ve ben bugün üniversiteden mezun oldum.              İşte şimdi doyasıya ağlamak istiyorum. Neden mi? Çünkü çıkamayacağımı düşündüğüm bir labirentten çıkışı buldum. Her gün yavaşça kaybolan beni buldum. Kadın olarak gücümü yeniden gördüm. Ben geçmişin yükünü sırtımdan bugün indirdim. Gözyaşım ise mutluluğumdandır. Ve anladım ki; üzen her kişiye, her duyguya veda etmek, kişinin kendisine vefa borcudur.                                                          ✍️NURŞEN YAYLA

Bir Cevap Yazın