Kum saati! Gözyaşım gibi döküyorsun zamanı. Ben yanaklarımdan sen göklerden aşağı… Bulut dediğin kalbimde kararıyor, benim ruhuma incecik toprağın yağıyor sonsuzca. Yapma öyle! Yirmi dördümü de siyah sarmışken bile daha vakit var sanıyorum fütursuzca. 

Kum saati! Mezarımdan fatihalar çalınırken kulaklarıma, sağanaklar ıslatıyor yorganımı çamur içinde kalıyorum. Üşüyorum ama yakmıyor, unutuyorum. Unutuyorum yedi kat derini. Tahayyül edemiyorum azapla soyulan derimi. 

Kum saati! Geri topla döktüklerini n’olur! Ümit edemiyorum çocukluğum gideli beri sekizinci katını cennetin. 

Ya da akıt gitsin! Akıt ve bitir ki yakan yaksın serinleten serinletsin. Dök içinde ne varsa ki muhayyilemin ötesindekini görmeye ümidim olsun…

Bir Cevap Yazın