Ezgi Zeynep KABAK

Öncelikle bu yazımda, filozof Johann Gottlieb Fichte’nin kim olduğunu, hangi akım altında görüşlerini bize aktardığını ele alacağım. Sonrasında özgürlüğün onun için ne ifade ettiğini, ben’den yola çıkarak bize özgürlük hakkında ne anlatmak istediğini göstereceğim.

Johann Gottlieb Fichte 19 Mayıs 1762 yılında Rommenau-Saksonyada dünyaya gelmiştir. 29 Ocak 1814’te Berlin-Prusya’da gözlerini dünyaya kapatmış ünlü Alman düşünürü olarak karşımıza çıkar. Fichte’yi biz koyu idealist filozof olarak biliriz. Ama yaşadığı dönemde idealist felsefe ihmal edildiği için kendisi hakkındaki çalışmalar azdır ve bu yüzden de şansız bir filozof olduğunu söyleyebiliriz. Kendisinden önceki dönemin ünlü düşünürü Immanuel Kant ile bağlantısı vardır. Kant’ın ahlak anlayışını alıp onu belli bir noktaya taşımıştır. Bu çalışmaları sayesinde Kant ile benzerlik gösterir iken ilk dönem çalışmalarını da Kantçı çizgide ilerleyerek yapmıştır. Fichte’ye göre felsefeye iki yoldan girmek mümkündür: Objeden hareketle ve süjeden hareketle. Fichte eğer objeden hareket ederse katı bir determinizme düşeceği için sadece objeyi ele almaz çünkü determinizmde özgürlük yoktur. Dolayısıyla objeden hareket etmek özgürlük arayışında olan Fichte için uygun değildir. O süjeden hareket eder, süje kendi dünyasındaki objeler sorusuna kolaylıkla cevap verebilir. Fichte ‘ben’ kavramından hareket eder. Peki, bu ‘ben’ nedir?

Fichte’nin ben’i kendisini ortaya koyan bir ben’dir. Sübjektif ve objektif olarak ayrılır. Sübjektif bende empirizm vardır, burada ben dediğimiz benin üstünde olan bir bendir. Empirik ben ile kendi iç dünyamızı bilebiliriz. Bu kendimize hastır ve kimseye açmak istemeyiz. Objektif ben ile sübjektif ben’e karşı bir yaşantı kurmak isteriz ve bu da sosyal alanda yaşantı kurmamızı sağlar. Peki, bu ben nasıl oluyor da bizde tek tek bulunuyor? Mutlak ben sayısız süjelere dalmıştır. Bu ben bize adeta bir lütuf olarak verilmiştir. Objektif ben ise kendi tecrübelerimizle elde ettiğimiz bir şeydir. Fichte’nin temele aldığı ben’in özelliği ahlaktan ötürü eylemektir. Fichte’de eylem önemli olduğundan pratik teoriden, ahlak bilmekten daha önemlidir. Ona göre hareketin ölümü varlığın da ölümüdür. Tözcü felsefeye göre söylersek insanın tözü harekettir.

Fichte ben’in nasıl ortaya çıktığını ve gerçekleştiğini bize bir örnekle açıklar: Ben nasıl bir objeyi diğerinden ayıran özelliği ile biliyorsam beni de öyle bilirim. Nasıl ki kalemi kalem olmayandan ayırıyorsam beni de ben olmayandan ayırmam lazımdır. Tıpkı bunun gibi ‘ben’ de ben olmayanı koymak suretiyle kendisini ortaya koyar. Burada bize diyalektik yöntem çıkar ve Alman idealistleri bu yöntemi kullanarak Kant’tan ayrılır. Bu diyalektik yöntemde ilk olarak “Ben nedir?” diye sorulur ve cevap “Ben bendir” olur. Bu doğru bir cevaptır ama eksiktir(tez). Bu cevabın eksikliğinden ikinci adım ortaya çıkar: “Ben, ben olmayan değildir”. Yani kalem, anahtar değildir. Burada yeni bir terim ortaya çıkar ve bu bize büyük bir kapı açar. Eğer zihnimizde ben olmayan diye bir terim olmasaydı Fichte’nin işi elbette zor olacaktı(antitez). Üçüncü ve son adım ise ben ile ben olmayanın sınırlarının belirlendiği ve onaylandığı adımdır. Yani, ikisinin sınırları belirlendiği zaman hem ben’in hem de ben olmayanın ne olduğu belirlenmiş olur. O halde ben, ben olmayanı sınırlandıran bir şeydir. Bu durumda ben’i ortadan kaldırdığımızda her şeyi kaldırmış oluruz. Aynı şekilde ben olmayan da beni sınırlandırır. Zihin bu 3 işlemi aynı anda yapar ve bu işlemler birbirinden bağımsız değildir. Aynı anda gerçekleşen tek fiildir.

Fichte’nin en temele ‘ben’ kavramını neden koyduğuna daha detaylı bakalım. Özne ve nesne arasından bir boşluk doğar ve felsefe bu boşluğu aşmaya çalışır. Örneğin skeptikler bu boşluğun kapanmayacağını düşünür. Ama Fichte bu boşluğun ‘ben’ ile kapandığını ifade eder. Kendim hakkında bir önermede bulunduğumda, burada yargıda bulunan ben ile yargıda bulunduğum şey olarak ben aynıdır ve boşluk kapanmış gibidir. Böylece Fichte ben’in dolaysız ve entelektüel bir algısına sahip oluğumuza kanaat getirir ve bu kanaatiyle birlikte felsefesinin temeline ben’i koyar.

Sonuç olarak ben, özne-nesne arasındaki gerilimi aşmak için öne sürülmüştür. Şimdi bunu felsefe tarihi içinden konumlandırmak gerekirse, özne-nesne arasındaki gelirim sonucu, ya özne nesnede eritildiğinde ya da nesne öznede eritildiğinde, öznenin nesnel olduğu ve bir nesne olarak konulan öznenin özgür olmadığı düşünülüyor. Ancak nesne öznede ortaya çıkınca özgürlük varsayılabiliyor. Özetle Fichte özgür olduğumuzu kabul ettiği için sistemin temeline ben’i koymuştur. Böylece hem özne-nesne problemine doyurucu bir çözüm getirmek hem de özgürlüğümüzü kurtarmak istemiştir. Özgürlük ona göre tek tek yalıtılmış bireyler arasında değil, toplumu oluşturan bireylerle beraber gerçekleşecektir.

Editör: Simge ARMUTÇU

Reklamlar

By ezgi459

One thought on “Johann Gottlieb Fichte, Ben ve Özgürlük”
  1. ciao, ben scritto, Fichte è un nominalista, il non io, l’oggetto, è tutte le cose che l’io non è, quindi universale, ‘l’identità tra io e non io è come dire il nome è forma, inoltre l’identità tra opposti, come in matematica tra meno cinque e più cinque, avviene in mezzo dove c’è lo zero quindi si annulla e questo potrebbe essere la logica con cui Schopenhauer determina il nichilismo. La filosofia è una bella materia ma ancora più intrigante è saperla mettere in pratica.

Bir Cevap Yazın