YER ALTINDA GÜNEŞİN HAYALİNİ KURANLARA SELAM OLSUN.

Benim memleketim iki katlıdır. İki katlı şehirdir işte. Bir katı mavi umut diğer katı kara kapkara korku. Kara Elmastır. Adına münhasır yaşar insanları. Madencidir onlar. Kömür karası değil ekmek parasıdır kazandıkları. Binlerce yitirilen canlara rağmen varlıklarını devam ettirmek adına çalışmak zorundadırlar. Hiçbir resimde gülmez madenci hep bir sıkıntı, hep bir korku ve hep bir haykırış gizlidir gözlerinde.

Belki kendileri çizdi kaderlerini belki hayat onları bu işe itti. İtti de denmez sanırım tekme tokat o yüzlerce metrelik kuyulara atıverdi. Ama ne olursa olsun ekmek davası bu iş. Bazıları lüks hayat yaşarken bazılarının ciğerleri kömüre bulaşmış ve genç yaşlarda birçoğu hayata gözlerini yummuştur. Arkasında gözü yaşlı bir eş ve sarılması güç yaralar bırakmıştır.

Ama İnsanoğlu işte. Her ne olursa olsun İnsanoğlu var olduğu zamandan bu yana rızkını kazanmak için kendine birçok meslek dalları seçmiş ve bu sayede hem kendinin hem de ailesinin geçimini sağlamıştır. Şüphesiz ki meslek dallarının en zor ve en meşakkatli mesleklerinden biri maden ocaklarında çalışmaktır.

Eskiden Zonguldak köyleri bile sınıflara ayrılmıştı. Bir köy sadece kazmacı veriyordu maden ocaklarına. Kazmacı köyü diye anılırdı. Ve bütün ocaklara kazmacı lazım olduğunda bu köye gidilir çalışmak isteyen herkes işe alınırdı. Kimsenin aklına grizu ve ölüm gelmezdi. Herkesin tek umudu vardı eve ekmek götürebilmek. Zira eskiden kız istemeye gidildiğinde kız babasının ilk sorduğu soruydu bu.

– Oğlunuz çalışıyor mu?

– Evet, T.T.K. da çalışıyor deyince akan sular durulur ve kız babası yumuşardı. Bilirdi kız babası Madenci olmak emek işidir. Madenci korkusuz ve Madenci sadık ve Madenci vefakâr olurdu.

“Madenciler tam bir emek işçisi, cefakârlığın en berrak örneği olan yiğit insanlardır. Onlar, arkadaşlarının gözleri önünde can vermesine rağmen evlerine helal lokma getirebilmek pahasına oraları terk etmeyen kahramanlardır.”

Bütün madenciler evinden çıkarken ev halkından helallik alır giderlerdi diye anlatırdı rahmetli büyükbabam. Biraz geç kalsa evinden dualarla işe giden, yollara bakarmış tüm gözler. Zonguldak’ta yaşayıp da maden ocaklarında çalışmayan çok az insan vardır.

Her ne kadar 4 Mart onların günü de olsa bir gün değil her gün hatırlanmasını ve gerekli önlemlerin Avrupa standartlarına ulaştırılması için tüm işlemlerin yapılmasını şiddetle diliyor ve tüm kaybettiğimiz madencilere Allahtan rahmet diliyorum…

Emre Vehbi ALKAN
Şiirbaz

Reklamlar

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın