Site icon KÜNYE ONLİNE

DÜNYA KADINLAR GÜNÜ’NDE HYPATIA’YI HATIRLAMAK

Reklamlar

Barış ÇOKAZ

Editör: Simge Armutçu

“İnanmadan önce sorgula
ve bildiklerinin arkasında dur.”

Hypatia

Yine yeni bir yıl ve yine yeni bir bahar. Bahar mevsiminin ilk ayının sekizinci günü: Dünya Kadınlar Günü. Bugün kaleme aldığım bu denemede önce kadınlar gününe ve ardından kadın filozoflar denilince akla ilk gelen o isme değineceğiz. Evet! Hypatia’ya…

Mart’ın Sekizi: Öncesi ve Sonrası

İlkin dönelim geçmişe. Puslu aynalar arkasından, aynaya yansıyan çiçeklere bakalım önce. Sonrasında bu çiçekler yansırken aynalara, hissedelim rüzgârın taşıdığı naif kokuları. Ve sonra bakalım kadınlar gününe: Geçmişten bu yana ‘8 Mart’ tarihi gelmeden bir ya da iki gün önce ardı arkası kesilmeyen televizyon reklamları, caddeleri dolduran billboardlar, okulların panolarını süsleyen rengârenk kartonlar, çiçekçilerde ardı arkası kesilmeyen kuyruklar ve daha nicesi. Fakat yirmi dört saatin sonunda gülen yüzler yerini bırakıyor acıya, hoş sohbetler edilen evlerde, odalarda, sokaklarda, kafelerde feryat çığlıkları atıyor kadın. Kim bunları duyuyor? Mart’ın sekizinden sonra ne değişiyor? İnsan neden sorgulamıyor? Bir insana yapılmış bir kötülük tüm insanlığa yapılmış sayılmıyor mu? İnsanlık nereye gidiyor diye soracak olursanız: ‘İnsanlık’ freni patlamış kara bir tren içerisinde gidiyor. Ama yolculuk nereye bilinmiyor.

2020 yılında kadın cinayetlerinde ve kadına şiddette 300 kadın hayatını kaybetti. 8 Mart’tan önce ‘kadın’ üzerine söylenenler, vurgulananlar neden yılın bir günü geçerli oluyor da geri kalan üç yüz altmış dört gün insanlar olanları izliyor? Bir yasa çıkartılması talep ediliyor; ‘kadını korumak’ ya da daha doğru bir ifade ile ‘kadına destek olmak’ üzerine fakat yasanın yürürlüğe girmesi için kimse harekete geçmiyor.

Tüm bunların yanında günümüzde moda haline gelmiş bir kavram var: Cesaret. Cesaret, hayata işlenmiştir bir nakış gibi. Sözü edilen cesaret, bu yüzyılın baş belası konumundadır. Eril cesaret kendisini kadın üzerinde gösteriyor. Kendilerini cesur sanan bu insanlar aslında çağımızın en büyük korkaklarıdırlar. Çünkü güçlerini sadece kendilerinden güçsüz olarak gördükleri kadına gösterirler. Asıl cesaret güçte değil, akılda yer alır fakat kaç kişi bunun farkındadır? Yıllar önce bir kişi bunun farkına vardı. O kişi ise, “Yanlış da olsa düşünmek, hiç düşünmemekten daha iyidir.” diyen Hypatia’dır.

Bir Kadın* Felsefesi

Bir kadın düşünün. Yıllar yıllar öncesinde gecenin zifiri karanlığına yıldız olmuş, insanları bilim ile aydınlatmak istemiş, güneşi kıskandırmış, insanlara ve insanlığa düşünmeyi hedef göstermiş bir kadın. Bu kadın çeşitli bilim dallarında çalışmış, İskenderiyeli babasından aldığı düşünce yapısı ve eğitimiyle kendini geliştirmiş. Platon’u bir merdiven olarak kullanmış kendi felsefesinde. Ve çok sonra Antik Yunan dünyasının büyük düşünürleri üzerine halka dersler vermiş.

İşte bu kadın ki kendini düşünceye ve bilime adamış ve bugünlere kadar düşünceleri aktarılmış bizlere. Hypatia cesaretiyle, zekâsı ya da güzelliğiyle, en önemlisi de kendi özgün felsefesiyle çağını aşan bir kadınmış. Nietzsche’nin dediği söz geliyor akıllarımıza: “İnsan, aşılması gereken bir şeydir…”* Bu noktada Hypatia da her anlamda kendini ve çağını aşmıştır.

Hypatia’ya göre bir insan sahip olduğu korkuyla yaşayamaz. Peki, günümüzde genel bir ifade ile insanlar, daha özel bir ifade ile kadınlar nasıl oluyor da içlerindeki korkuyla yaşıyorlar? Neden boyun eğiyorlar? Elbette, yine korkudan dolayı. Fakat yıllar önce Hypatia, hayatın içine doğru yürümedikçe, korkuların üzerine gitmedikçe ve sorgulamadıkça gerçek anlamda yaşanmadığını, bu durumda sadece hayatta kalındığını vurguluyor. Ve yine Hypatia için, düşünen bir varlıksanız sorgulamalısınız.

İnsanın sorgulayıp düşünmesi gerektiğini vurgulayan Hypatia, aynı zamanda insanları bir çatı altında birlik ve beraberlik içinde birleştirmek adına şöyle der: “Hepimiz kardeşiz!” Ne olursa olsun, insanları bir araya getiren şeyler vardır, her ne kadar insanları ayıran şeyler olsa da. İnsan ancak toplum içerisinde var olabilir ona göre. Fakat gelin görün ki günümüz yüzyılında insan kaçıyor insandan. İnsan tutunamıyor insana.

Hypatia, (zannımca) Platon’dan Hume’a, Hume’dan Kant’a kadar bütün bir felsefe tarihini barındırıyor kendinde. Neden Kant? Çünkü Hypatia, felsefesinde akla göre bir yaşamı ifade ediyor. Kendi aklına göre yaşamayı öğrenemeyen biri, başkalarının aklının verdiği kararlara göre yaşamaya mahkûmdur ona göre. Bu cümle bizlere Kant’ın Aydınlanma Nedir? metnini çağrıştırıyor ya da ergin olmama durumunu. İnsan, kendi aklını kullanabilme cesareti göstermeli ve esaret durumunda olmamalıdır. İnsanın konuşması gerektiğini fısıldar kulağımıza Hypatia. En nihayetinde susmak, korkak olan insanlara özgü bir şeydir. Bununla birlikte Hypatia için hayat/yaşam korkulara teslim olamayacak kadar değerli bir hazinedir. Bu noktada yine günümüze dönelim. Kadına şiddet ve kadın cinayetleri başını alıp gitmişken kaç kişi sesini çıkardı? Kaç kişi bağırdı? Çağımızda insan iki şekilde kimliğini belli eder: C/esaret ederek… Kaç kişi, kaç kadın, en temelde kaç insan esir oldu insana? Herkes susarak attı çığlıkları ve yine olan insana oldu.

Sonuç olarak, bu sayfalara eklenecek çok şey var fakat cesaret edecek kimse yok. İnsanın, kadını sadece ‘8 Mart’ tarihinde değil, yılın 365 günü hatırlaması ve insanın ‘cesaret’ kavramını doğru anlaması gerektiği kanısındayım. Dünya Kadınlar Günü sadece ‘sözde’ kadınlar günü olarak kalmamalı, kadının toplumdaki konumunun da yerlerde değil, göklerde olduğu bir dünya inşa edilmelidir. Hypatia, inanmadan önce sorgula, derken A’dan Z’ye her şeyi sorgulamak gerektiğini vurgular ve o, bilir ki özgürlük kapısı düşünce ve sorgulama anahtarları ile açılır. Dolayısıyla insan nefes aldığı sürece sorgulamalı, sorguladıkça nefes almalıdır.


* Hypatia

* F. Nietzsche

Araç çubuğuna atla