Akşam vaktiydi, mutfakta bulaşık yıkıyordum. Bir ses duydum,  evet bir öksürme sesiydi. Hızlıca babamın olduğu odaya koştum. “Ne oldu baba iyi misin?” Demeye kalmadan midesinin bulandığını işaret etti. Hemen leğeni getirdim, defalarca midesini boşalttı. Sanırım babam midesini üşütmüştü. “Biraz daha iyim” diyerek yatmak istedi. Ardından uykuya düştü. Annemle belli aralıklarla kontrol ediyorduk babamı, uyuduğunu görünce biz de ışığı söndürüp kapadık gözlerimizi. Gece üç-dört gibi yine aynı sesle irkildim. Baktığımda oldukça halsiz görünüyordu babam. Bunun sebebi defalarca midesini boşalttığı için açlıktı. Annem babamla ilgilenirken ben de mutfağa koştum çorba hazırlıyordum fakat babam sadece üzüm istedi. Elimde bir tabak üzüm ve bir parça ekmekle geldiğimde babamın gözleri kapalıydı, derin bir uykuya dalmış gibiydi… Seslendim, “baba uyan azıcık atıştır tekrar uyursun” dedim. Ses gelmiyordu, defalarca seslendim yine ses yoktu. Oysa babamın uykusu çok hafiftir nasıl beni duymaz ki? O an annemin babama bakarken gözlerindeki korkuyu ve sesindeki titremeyi fark ettim. Hemen telefona sarıldım, ambulansı aradım ve beklemeye koyulduk. Aynı zamanda babama sesimi duyurmaya çalışıyordum ki bir an gözlerini araladı. Derin bir oh çektim ve konuşturmak istedim. Aslında kendisi de konuşmak istiyor fakat konuşamıyordu, bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama mecali yoktu. Sadece bakmakla yetiniyordu. İlk kez babamı böyle görüyordum. Sadece mide üşütmesi bu duruma sebep olamazdı… Birden telefonum çaldı, arayan ambulans görevlisiydi, köye geldiklerini fakat evi bulamadıklarını söyledi. Çünkü o saatlerde köyü yoğun bir sis kaplamıştı. Hemen yola çıktım. Tarif ettiğim yöne doğru ilerlemelerini söyledim. Tam çıkarken babamın eliyle bir şeyler işaret etmeye çalıştığını gördüm. Yanına koştum elini kaldırdı; hafif bir tebessümle,  önce yüzüme dokundu sonra ellerimi tuttu, sanki vedalaşırcasına… Babamı anlayamıyordum ve içimde oluşan korkuyu engellemeye çalışıyordum aklımca. Ambulans gelmişti hep birlikte babamı aldık ve Gümüşhane Devlet Hastanesinin yolunu tuttuk. Bir saat içinde hastaneye vardık. Babamı, acil servisin kırmızı alanına götürdüler. Geçen vaktin ardından korkulu ve endişeli bir merakla doktorlardan yanıt bekliyorduk. Ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum. Korku ve endişe beni mahvetmişti. Nihayet Doktor gelip, babamın çaresizce çırpınışının, dilinin dönmesine engel olan ve onu gözleriyle konuşmaya zorlayan etkenin beyin kanaması olduğunu açıkladı. Şaşkınlık içerisinde kabullenemediğimiz korkuları yaşıyorduk. Hemen çare arayışına girdik. Babamın başka bir hastaneye nakli gerekiyordu. Çünkü bulunduğumuz hastanenin yoğun bakım ünitesi doluydu. Saatlerce yakın illerle irtibat kuruldu ve sonunda beklenen haber gelmişti. Şifa ümidiyle yola koyulduğumuz il Erzurum oldu. Abim babamın yanında ambulansla giderken, ardından ben de otobüsle yola çıktım. Mesafe çok uzun olmamasına rağmen yollar bitmiyordu. Yoğun düşüncelerim ve tarifi zor endişelerim vardı. Ümitle çaresizlik arasındaki çıkmaz sokaktaydı aklım, sebep bu olmalı ki uzuyordu yollar.             İkindi saatleriydi, sonunda hastaneye varmıştım. Giriş kapısına yaklaştım, gözüm köşede oturan başı öne eğik abime ilişti. Yanına gittim, tek kelime konuşamadık. Birbirimize bakıp sadece sarılıp ağladık. İkimiz de bu kez durumun ciddiyetinin farkındaydık. Çünkü babam, kısmi felç geçirmişti. Aynı zamanda da diyaliz hastasıydı. Üstüne beyin kanaması, hayati riskini yükseltmişti. Acaba Doktor Bey neler söyleyecekti?  Abimle doğruca odasına gittik.  “Babanız, beyin ameliyatı geçirmek zorunda. Aksi halde hayatını kaybedebilir. Ameliyat olursa,  küçük bir ihtimal de olsa yaşama şansı doğar,” dedi doktor.             O an doktorun odası daraldı, ışıklar söndü, nefesim durdu sanki. Dakikalarca kendime gelemedim. Abim bana göre daha metanetliydi. Bana sarıldı. Sıcaklığıyla kendime gelmemi sağladı. İnsan ne düşünebilir ki bu evrede? Hayatımda hiç böyle bir tercihle sınanmamıştım. Çaresizdik. İki kardeş ne yapacağımızı bilmeden birbirimize bakıyorduk. Son cümle, aklımda kalan son cümleye sığındım.   “Ne gerekiyorsa yapılsın Doktor Bey,” diyerek oradan ayrıldık.             Babamı derhal ameliyata aldılar. O kapının ardında tüm duyguları aynı anda yaşıyordum. Ara ara nefes almakta güçlük çektiğimi hissediyordum. Saatlerce hiç susmadan ve durmadan ileri geri yürüyerek  “Allah’ım nasip edeceğin her sonuca bizleri hazır eyle” diye dualar ediyordum. Birden kapı açıldı, kalbim yerinden çıkacak gibiydi. Doktor Bey bize yaklaştı.  “Ameliyat başarılı geçti,” dedi. O an üstümdeki kocaman ağırlığın hafiflediğini hissettim. Fakat sevincimiz yarım kalmıştı maalesef. Birkaç saat sonra kanamanın yeniden devam ettiğini öğrendik. Yine hüzünlü bir bekleyiş içine girmiştik. Akşam olduğunda kapının ardında babamın olduğunu bilmek ve hiçbir şey yapamamak, öylece karşı merdivende oturmak gücümün tükenmesine yetiyordu. Bu zorlu sürecimiz bir hafta sürmüştü. Derken babamın yüz tıraşı olma vakti gelmişti. Görevliler bizi içeriye aldılar. Sessizce yaklaştım. Babam her şeyden habersiz öylece yatıyordu. Gülüp konuştuğum, sarılıp öptüğüm babamı, karşımda çaresiz, gözleri kapalı, kıpırdamadan yattığını görmek nasıl da içimi sızlatmıştı. Anlık tüm bu düşüncelerden sıyrılarak, abimle babamın yüz tıraşını bitirdik. O gün babama uzunca bakakalmıştım. Süremiz dolmuştu çıkmamız gerekiyordu. Fakat ayrılmak istemiyordum yanından, sanki son kez bakıyorum, son kez dokunuyorum. Dolu gözlerle oradan ayrıldık. Hemen Doktor Beyin yanına gittik. İyi haberler almayı ümit edercesine… Ancak durumunun aynı olduğunu ve bu sürecin uzama ihtimalinin çok yüksek olduğunu söyledi. Beklemekten başka yapacak bir şey yoktu.        Sonrasında konuya amcam dâhil olmuştu. Hastanede kendisinin kalmak istediğini ve bizim bir iki gün dinlenmeye ihtiyacımız olduğunu söyledi. Bir yanımız orada kalmak istese de amcamı dinleyerek köy yolunu tuttuk abimle. Eve vardıktan bir gün sonra, yani babamın yoğun bakımda dokuzuncu günüydü. İkindiye yakın vakitte, bir ara gözlerim yorgun düşmüş uyumuştum. Sonra birden irkilerek uyandım, ruhum daralıyor gibi hissediyordum. Abimi çağırdım “kendimi iyi hissetmiyorum çıkıp biraz yürüyelim” dedim. Köy yakınında hava kararıncaya kadar yürüdük fakat eve döndüğümde aynı hissiyatlar içerisindeydim.  Zaman geçmiş, saat sekiz dokuz gibiydi. Abimin telefonu çaldı, arayan amcamdı. Annem ve ablam karşı koltukta oturuyorlardı, ben ise abimin çok yakınındaydım. Hepimizde korkulu bir sessizlikle telefon görüşmesine vermiştik dikkatimizi. Amcamın abime “oğlum babanız rahmetli oldu” dediğini duyduğumda hiçbir şey düşünememiştim. O an sadece ruhen kilitlendiğimi ve farklı bir odanın karanlık köşesinde saatlerce başım sağ omzuma yaslı oturduğumu hatırlıyorum. Yok olma hissinin hâlâ farkında değildim, çünkü inanamıyordum. O gece vakitler nasıl geçti, sabah nasıl oldu bilmiyorum. Fakat hayatımın en uzun ve en zor gecesiydi. Geçmeyen vaktin mücadelesini verirken “cenaze evi havası” tabirinin kişiye ne çok şey hissettirdiğini fark etmiştim. Gözler yaşlı, diller suskun, kalpler buruk, ev kalabalık fakat ne kadar da ıssız, herkes yanında ama kimseyi görmüyorsun. Cam kenarında bu duygularla, boş bakışlarla tek yöne doğru bakıyordum. Aniden yüksek bir ses duydum, sela okunuyordu. Sessizliğimi koruyarak dinlemeye devam ettim. Biten selanın ardından babamın ismini duyduğumda hızla başımı kaldırdım. İşte o an tam manasıyla babamın vefatını idrak edebilmiştim. Aklım, kalbim ve dilimdeki kilit o an çözülmüştü. Derin bir boşluğa düşmüştüm. Meğer cam kenarında babamın Erzurum’dan yola çıkan cenazesini bekliyormuşum. Sanki tüm azalarım harekete geçmişti, Allah’ım güç istiyorum dayanma gücü, sabır gücü istiyorum dercesine… Evimizin girişi hazırlanmıştı. Babam son kez evinde bulunacaktı. Kapıya yaklaştım babam omuzlarda, tabutun içinde ve üzerinde yemyeşil  bir örtü vardı. O an ayakta durmakta güçlük çekiyordum. Babamla yaşadığım her şey, on yıl boyunca hastalıklardan dolayı çektiği sıkıntılar, film şeridi gibi geçiyordu gözlerimin önünden ve bir cümle çıkmıyordu aklımdan “kızım unutma bu dünyada, senin en çok bana benim de en çok sana ihtiyacım var”  işte babamın bu cümlesi boğazımda düğüm düğüm oluyordu. Dünyadaki en büyük gücüm olan babam artık yoktu.Baba kelimesine bu kadar erken veda edeceğim aklıma gelir miydi? Ve işte o an… Babamın son yolculuğuna şahit oluyordum, sessiz çığlıklar atarcasına izliyordum son gidişini. Allah’ım dizlerime derman ver düşmek üzereyim diye yakarış içindeydi ruhum… Sonra yeniden sessizlik, yolculuk bitmiş kalabalık gitmiş ve ben kuytu bir köşede oturuyordum.  Ardından devam eden,  derin düşünceler,  hissedilen tarifsiz duygular, gözyaşlarıma şahitlik eden geceler, acımı yaşamak için yalnız kalma çabalarım ve çevremdekilere “iyim toparlandım” diyerek güçlü görünmeye çalışmalarım, bu şekilde geçen unutamayacağım zamanlarım…Aylar sonra hayatıma yeni pencereler açtığımda; baktığım şeyleri manen yeniden  gördüğümü, bildiklerimi kısmen yaşadığımı, yaşadıklarımı gerçekten hissettiğimi öğrendiğimde kendime yeniden beni hatırlattım. Bu süreçte anladım ki herkes türlü türlü acılarla sınanacak, çünkü burası imtihan dünyası, rolünü bitiren sahneden elveda sözüyle inecek. Ayrılık anımız ne kadar güç olursa olsun, sonrasında “her zorlukla beraber bir kolaylık vardır, muhakkak ki her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” ayetine sarılacağız. Yaşadım ve gördüm ki Rabbim öyle bir hikmet bahşediyor ki yüreğimize, hiçbir şeyin bizi mutlu edemeyeceğini düşündüğümüz vakitte ilkbahar mevsiminin geleceğini bilmek bile mutluluğumuz olabiliyor. Elbette unutulmuyor acılar fakat hafifliyor.  O bir avuç üzüm tanesi ve bir parça ekmeği babama son kez yedirememiş olmamın burukluğu içimde kalsa da, o acı güne şahit olduğum anları unutamasam da sığındığım ayet tesellim oluyor.    Elhamdülillah, inanmışız ve  “her nefis ölümü tadacaktır” ayetinin sırrına  boyun eğmişiz. Artık hayatın her zerresine hikmet nazarıyla bakma vakti. Hepimizin bir veda günü olacak. Üç günlük dünya tabiriyle, kimseyi kırmadan, insanlığa faydalı olarak, daima doğrunun arkasında durarak, iyiliği güzelliği savunarak ve hüsnü zan-ı gaye edinerek yaşamak, zenginlik bu değil midir? Rabbim babama ve tüm vefat edenlere rahmet eylesin.

✒️_Nurşen Yayla_

Reklamlar

Bir Cevap Yazın