Zeynep YILDIRIM

Friedrich Nietzsche yaşam ve oluş filozofudur. “Varoluş felsefesi” denildiğinde Nietzsche her zaman önemli bir yer tutmuştur. Felsefe tarihinin körlüğüne bağıran ve sinirlenen bir figürdür o. Nietzsche, İnsanca, Pek İnsanca kitabını parçalı bir şekilde yazmıştır. Dünyayı parçalı olarak anlamış ve bizlere aktarmıştır. Kullandığı üslup genellikle edebi-şiirsel olmuştur. Sistematik bir düşünmeye alternatif olarak simgesel anlatım kullanmıştır. Kitapta Nietzsche, insana ve yaşama dair olan şeyler üzerine konuşmuştur.

Ona göre insanlık köken ve başlangıç ile ilgili şeyleri irdelemekten kaçınır. O, “insanın kimyası, özü bize insanın ne olduğunu verebilir mi?”  sorusu üzerine durmuş, bu sorunun yanıtına bakmak gerektiğini düşünmüştür. İnsanın öteki (karanlık) tarafını bizlere göstermeye çalışmıştır. Kitabın başlarında Nietzsche, filozofların baş yanılgısından söz etmiştir. Bu yanılgı, onların, şimdiki zamanın insanını (modern insanı) ele almaları olmuştur. İnsana, şimdiki zamanın insanına bakarak ulaşmak ona göre yanılgıdır. Modern insanın bir çıkış noktası olması yanlıştır, insan bir oluşum ürünüdür. Değişmeyen öz içgüdülerdir ve dünyanın anlaşılmasında bir anahtardır. Her şey oluşum içinde olduğundan mutlak bir hakikatten söz edemeyiz.

Nietzsche, modern insanı rüyada gibi tanımlamıştır. Çünkü modern insan, gerçekleri saptırır ya da eksik görür. Böyle böyle unutkanlaşmıştır. Rüyalardan uyandığımızda ona dair yaptığımız çıkarımlar gibi uyanık iken de benzer çıkarımlar yapılarak yanılgıya sürüklenilmiştir. İnsan zihni, açıklama gerektiren şeyleri ilk düşündüğü sebep ile açıklamayı yeterli görmüş ve hakikat olarak kabul etmiştir. Anlama yetisi ve hayal gücü ittifak halinde olduğundan, insan zihni yanılmıştır.

Astroloji ve türdeşlerinden söz eden Nietzsche dinsel, ahlaki ve estetik duyguların bir nesnenin sadece yüzeyine ait olduklarını ama insanlığın bu duygular ile dünyanın yüreğine dokunduğuna inandığını ve bunun sonucunda mutlu/mutsuz hal aldığı söylemiştir. İşte ona göre bu durum bir yanılgıdır.

Ahlaklı insanın ise gönlünde asıl yatanın şeylerin özü ve yüreğine konutlanmış olması gerektiğini varsayan bir yönü vardır. Önemli olan nesnenin yüzeyi değil, bir öz taşımasıdır. Nietzsche’ye göre filozoflar genellikle “iç ve dış”ı dünyanın özüne ve görünüşüne aktarmışlardır. Ama dünyada iç ve dış yoktur. Esas olan şudur: Bir duygu bizim ona yüklediğimiz anlam kadar derinleşir ve inanılan şeyin gerçekliği değil, inanmanın güçlülüğü ortaya çıkar. Ona göre nesneye yöneldiğimizde arada haz/acı ilişkisi yer alır. Nesneyi ya duyumsama ya da duyumsamama durumu gerçekleşir. Duyumsama yoksa dünya ve o şey bizim ilgimiz dışındadır, onda olan değişiklikleri dahi fark edemeyiz. Bu duruma ters düşen mantıksal düşünce de nedenselliktir. Bütün yapıp-etmeler özgür istenç ile olmalıdır. Özgür istenç sınırsız olandır ama din sözcüleri bu durumu sınırlı hale getirip bir şeyin kötüye evrilmesine olanak sağlamıştır. Bu yüzden Nietzsche, din sözcülerine kızgınlık duyar. Ona göre metafizik açıklamalara genellikle genç insanlar önem vermiştir. İnsan kendinde eksik gördüklerini ya da kızdıklarını dünyanın iç gizemine, sefaletine aktarmıştır. İnsan dünyayı suçlayarak kendini rahatlatmıştır. Kendini değil, dışarıyı suçlamıştır ve böylelikle sorumluluk duygusu ortadan kalkmıştır.

Nietzsche, mantık dışının zorunluluğundansöz etmiştir. Tutku, dil, sanat ve din yaşama değer katan şeylerdir. Bu yüzden en akıllı insan bile mantık dışına ihtiyaç duymuştur. Buna bağlı olarak Nietzsche, haksız olmanın zorunluluğundan söz etmiştir. Yaşamın değeri ile ilgili tüm yargılar mantık dışı geliştirilmiştir. İşte bu yüzden haksızlık zorunludur. Çünkü bizler o anki ruh halimize göre bir şeye değer biçeriz. Değer biçerken haz/acı, sempati/anti-pati duyarız. Bu durum da bizleri adaletsiz ve mantık dışı varlıklar yapmıştır. Nietzsche’ye göre varoluşun çözülemez sorunu da tam anlamıyla bu durumdur. Ona göre dünya ve biz iki ayrı şeyizdir. Diğer filozofların söylediği gibi bu sabit bir dünya değildir, kişiden kişiye değişen tasarımdır. Bir şeyi mutlak görmek hayal kırıklığı yaratır. Sabit bir dünya vardır ama hepimiz onu başka başka görürüz -oluşum ve duyguların biricikliği söz konusudur.

Ahlak duygusunun tarihi üzerine Nietzsche, kişi ahlakı ve dünya ahlakından söz etmiştir. Kant ahlakını eski ahlak olarak tanımlayan Nietzsche, Kant’ın getirdiği ahlak ölçütünün bizleri yanlış şeylere götüreceğini düşünmüştür. Ona göre gelecekteki bilginlerin kültürün koşullarının şimdiye kadar olan düzeylerini aşan bilgiyi bulmaları gerekmektedir. Böylelikle yüksek ahlakın bir biçim seçmesi gerektiğini bizlere aktarmıştır.

İçinde bulunduğumuz çağı “karşılaştırma çağı” olarak tanımlayan Nietzsche, onu gurur ve acı dolu olarak görmüştür. Bizler ona göre bu çağdan kaçamayız ve verdiği görevleri bizden sonrakilerin bizimle gurur duyması için yapmak zorundayızdır. “Doğada zorunluluk-insanda istenç özgürlüğü” ayrımı yapmak ona göre bir yanılgıdır. Kendini korumak söz konusu olduğunda her ahlak meşru-müdafaa durumunda zarar vermeyi kabul eder. İşte bu görüş insanın insana yaptığı kötü eylemleri açıklar. Yani, insan kendini korumak için öyle eylemiştir.

Editör: @simgearmutcu

            KAYNAKÇA

  • F. Nietzsche, İnsanca, Pek İnsanca, Say Yayınları: Ankara, 2019
Reklamlar

Bir Cevap Yazın