1970’li yıllarda Ali Öğretmen Alaca’nın bir köyünde görev yaparken o köyden evlenir. Eskiden beri yanlış adettir. Köyden evlenen öğretmenin, imamın aile efradına kızanlar öğretmenin, imamın açığını arar ve ilk fırsatta şikâyet etmeye çalışırlar. İşte bu bağlamda Ali öğretmen, kömür almak için hafta içi ilçeye gider.  Bunu fırsat bilen köyden iki kişi öğretmen ilçede izinsiz geziyor diye İlçe Milli Eğitim Müdürüne şikâyete gelirler ve rastgele ileri geri öğretmen hakkında konuşurlar. Müdür önce bunları dinler ve zile basar, “Evladım polis çağır” der. Bir an şaşırırlar.  “Siz  benim öğretmenim hakkında rastgele nasıl konuşursunuz?  Ona ben izin verdim. Polis sizi karakola götürsün de ifadenizi alsın” deyince köylüler korkar,  özür dilerler. ‘’Söz vallahi bir daha öğretmenin işine karışmayacağız, bizi polise teslim etme’’ deyip tıpış tıpış giderler. O dönemlerde özellikle köylüler polisten, jandarmadan çok korkarlardı.

            Sonra Müdür Bey öğretmeni çağırır ve öğretmenim, ‘’Senin kayınpederinin düşmanı kim der?  Falanca… Onlar seni şikâyete geldiler ama ben onların eline koz vermemek için böyle böyle yaptım. Lakin bir daha dikkat et. Bundan sonra köyü izinsiz terk etme. Gözüm de üzerinde olacak haberin olsun. Çünkü görev yaptığı köyden evlenen imamların, öğretmenlerin açığını arayanlar daha çok olur ’’  der.

            Özetle: Öğretmenini köylüye ezdirmez ama kendi de boş bırakmaz. Tatlı ikazla genç öğretmenin kulağını çekip, iki cümle nasihat eder.

            Baba amir o dur ki; dışa karşı memurunu, işçisini daima tutar ama memurunun, işçisinin tecrübesizliği, cahilliği, hatası varsa tabiri caizse kulağını da usulüne uygun bir şekilde çeker ki, sonra aynı şeyler tekerrür etmesin. Hem kendi hem de kurum zarar görmesin.

            Bu bağlamda; bir amirin ilçedeki, ildeki tüm amirlerle diyaloğu iyi olmalı. Çünkü emrindeki işçi, hizmetli, memur ihtiyaç halinde ilk önce amirinden imdat bekler. Amir de büyük işleri yapamazsa da küçük işlerde bir selamı yeterse mahiyeti altındakilerin gözünde puan kazanır.

KAYMAKAM  BEY ve ÇAY

Yıllar önce büyük ilçelerden  birine Kaymakam olarak göreve başladı. Şoförünü çağırdı. Eşinin ve kendisinin maaş kartını ve  eline de bir liste verdi. Bundan sonra her ay maaşı çekip listeye göre hareket etmesini söyledi. 3 ay gibi zaman geçmişti. Ev de otururken şoförüne telefon etti. ‘’Müsaitsen bir gel,  gelirken listeyi de getir hesaplara bir bakalım’’ dedi.

            Şoför, daha Kaymakam Beyin huyunu bilmiyorum, acaba yanlışlık mı yaptım diye endişe ile lojmana gitti. 

Kaymakam:

  • Maaşımı fazla yatırmışsın.
  • Hayır efendim, dediğiniz şekilde listeye dikkat ettim 
  • Hani maaşımdan hiç çay ve özel ikram  masraflarını düşmemişsin
  • Efendim, onu falan yerden ödüyoruz 
  • Olmaz. Ben üniversitede okurken yazları köye rahmetli dedemin yanına gittiğimde ‘’Oğlum sen büyük adam olacaksın aman tüyü bitmemiş yetimin hakkına dikkat et. Olur ya, Allah korusun hata yaparsın sonra aklın başına gelir pişman olursun ama helallik alacak kimse bulaman’’ diye vasiyet ederdi. Başkalarının yaptığı uygulama beni ilgilendirmez. Ben kendi hatalarımın hesabını Allah’a kolay veririm diye inanıyorum. Sen de şoförüm olarak 3-4 ayda iyi kötü öğrendin, benim yaşam tarzım belki arada dine ters düşüyor, namazı cumalarda, bayramlarda kılıyorum ve alkol alıyorum.  Ama bu ÇOK FARKLI bir durumdur. Çünkü bu  80 milyonu ilgilendiriyor, bunun hesabını ben  veremem. 3 aylık ne kadar? 
  • 1.200TL efendim. Bunu derhal iade et. Bir daha da maaşımın içinden öde…

            Şoför tamam efendim derken bir taraftardan da dünden bugünlere kadar gördükleri, duydukları sinema şeridi gibi gözünün önünden geçer. Ve zihninden,

            ” İnsanlar gördüm şahsi harcamalarında titizlik gösterip eli cebine giden ama kendi camiye gidemeyen / Yine insanlar gördüm eli kolayca 80 milyonun cebine giden (toplumun genel kullanacağı işleri iyi yapmayan, afetlerde can mal kaybına sebep olabilen) ama kendi de daim camiye giden.’’ Geçirir.

            Rabbim her meslekte; şahsi harcamalı için titiz olup, eli cebine giderken ve kendi de camiye gidebilenlerden, diğer taraftan; bedeni camiye giderken, helale harama, kul hakkına hassasiyet göstermeye çalışıp, olası afetlerde kimsenin burnu kanamaması için eli de 80 milyonun cebine gidemeyenlerden eylesin  cümlemizi. 

            Güzellikler paylaşıldıkça ziyadeleşir kötülükler ise paylaşıldıkça normalleşir. Güzellikleri daima paylaşabilmek dileğiyle.

MAHİR ODABAŞI

Reklamlar

By MAHİR ODABAŞI

1966 yılında Çorum ili Osmancık ilçesi Seki Köyünde doğdu. İlkokula köyünde başlayıp daha sonra Ankara Çankaya Mithatpaşa İlkokulundan 1977 yılında mezun oldu. 1985 yılında Kargı ilçesinde memuriyete başlayıp sırayla Osmancık ve Mecitözü ilçelerinde 2001 yılına kadar görev yaptı. 1990 yılında İşletme Fakültesini bitirdi. 1991 1992 yılında Ankara Mamak Muhabere Okulunda kısa dönem olarak vatani görevini yaptı. 1990 - 2000 yılları arası çeşitli ilköğretim ve liselerde dışardan İngilizce ve İlk Yardım derslerine girdi. 2001 yılında açılan Sivil Savunma Uzmanlığı sınavını kazanarak Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğünde göreve başladı. 2019 yılında, ikinci üniversite olarak Atatürk Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Okulunu bitirdi ve C sınıfı İş Güvenliği Uzmanlığı belgesini aldı. Halen İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görev yapmakta olup, evli ve 2 İlköğretim Matematik Öğretmeni babasıdır.

Bir Cevap Yazın