Aylardan Eylül…

Sarı ve turuncunun el ele tutuşarak yeşile veda ettiği, rüzgârın ise sert mizacından sıyrılarak kıbleden estiği bir sonbahar günüydü.

Muharrem ayı değerlerinden olan Aşure günü için çarşıya alışverişe çıkmıştım. Listem elimde uzunca dolandıktan sonra alışverişimi tamamlamıştım. O sırada gözüm saate ilişti. Aa öğle vakti geçmek üzere diyerek en yakınım da Cami arayışına girdim. Az ilerde sağımda huzurla donanmış görüntüsü ile görünmüştü Cami… Hızlıca yanına vardım. Vaktin darlığını düşünerek elimde ki poşetleri kenara bırakarak hemen namaza başladım. Biten namazımın ardından dua ederken, ne de hoş duygular tecelli oluyordu yüreğime… Allah’ım dedim iyi ki, iyi ki ebedi  hüküm de kul’a, kul’un adaletini teslim etmedin. Her hatamız da bize binlerce Rahmet kapılarını vadettin. Merhametini merhem kıldın şu aciz yaralarımıza. Hissettiğimiz yalnızlık anında, varlığını kalbimize nakşederek ölü duygularımızı dirilten Yüce Rabbim sana şükürler olsun. Dua’larımı  amin sözcüğü ile bitirdim. Hafiflemiş ruhumun ve dinlenmiş bedenimin verdiği rahatlıkla kenarda duran poşetlerimi alarak Cami’nin çıkış kapısına yaklaştım. Ayakkabılarımı giymek için eğildiğim de merdivenin hemen kenarın da ki boşluktan bir ses duydum. Önce anlayamadım ve iyice yaklaşarak baktığım da bir erkek çocuğu gördüm. Tahminimce on, on bir yaşlarında idi. Bu sevimli çocuğun gözlerinden yanaklarına inciler dökülüyordu. Yaşlı gözlerini de benden kaçırıyordu. Belli ki bir derdi vardı. “Gel bakalım yakışıklı, benimle biraz sohbet etmek ister misin? diye sordum”. Kaçamak bakışlarla başını hafif öne eğerek onay verdiğini gösterdi. Üzerine Eylül yapraklarının misafir olduğu bir bankta, yaprakları kenara iterek oturduk. Evet şimdi sohbet vakti yakışıklı, önce ismini öğrenebilir miyim? dedim. Çocuk kısık bir ses tonuyla ismim Ahmet dedi. Ardından devam ettim, senin ne kadar güzel bir ismin varmış, benim adım da Nurşen, tanıştığıma çok memnun oldum Ahmet diyerek elimi uzattım. Tanışma faslından hoşnut olan Ahmet de tebessümle elini uzatarak ben de memnun oldum dedi.

Bekletmeden ikinci sorumu yönelttim. Burada tek başına ağlamanın sebebini öğrenebilir miyim? dedim. Ahmet cevap verdi; Abla ben de büyükler gibi camiye gitmek, orada namaz kılıp vakit geçirmek istiyorum. Ama her Camiye gittiğimde sen küçüksün, sen çocuksun ses yaparsın, camide koşuşturursun diyerek kapıdan geri çeviriyorlar beni. Ben çok üzülüyorum. Oysa okuduğum dini hikâyelerde Peygamberimizin sözleri beni çok mutlu ediyordu. Çocuklar için “Camilerin sevincidirler” diyordu. Ama çoğu büyükler öyle demiyor. Bugün de aynı durumu yaşadım ve hüznümden oturup ağladım. Bu cümleleri ile küçük Ahmet dert yanarak içini dökmüştü bana. O yaşta ki bir çocuğun Camiye olan hevesinin bu denli zedelenmesine çok üzülmüştüm. Fakat Ahmet için güzel bir çözüm bularak onu mutlu etmem gerektiği telaşına girmiştim. Bir kaç dakika düşündükten sonra işte  buldum diyerek Ahmet’e döndüm. Bak Ahmet’cim seni çok iyi anlıyorum. Maalesef bazen büyüklerimiz de farkında olmadan hata yapabiliyorlar. Ama farkında olsalar belki de yapmazlar. “Şimdi seninle bir plan yapalım. Akşama eve gittiğinde bu durumu ve tüm konuşmalarımızı ailene anlat. Ertesi gün, bahsettiğin o Cami hikâyelerinin bulunduğu kitabı da alarak namaz vaktinden önce babanla İmamın yanına gidin. Aynı düşüncelerini İmama da anlat ve amcalar namaz için toplandığında, onlara bir hikâye okumak isteğini söyleyerek izin iste. Eminim, küçük sevimli kalbini kırmayacak ve izin verecektir. O beğendiğin hikâyeyi okuduğun da ise amcalar seni ve tüm çocukları anlayacaktır.” Bu sözlerimden sonra hem yüzü hem de gözleri gülen Ahmet, sevinerek boynuma sarıldı. Ardından çok teşekkür ederim abla, bu iyiliğini asla unutmayacağım diyen Ahmet, şen kalbi ve heyecanlı adımları ile  evinin yolunu tuttu.

Orada anladım ki, bizler aslında çocuklar sayesinde büyüyoruz.

✒️_Nurşen Yayla_

Reklamlar

Bir Cevap Yazın