Kültürümüz o kadar geniş bir yelpazaye sahip ki edebiyatımıza da yansıması yadsınamaz bir gerçektir. Medeniyetler beşiği güzel Anadolu’m bağrında büyüttüğü evlatları da bu kültür yelpazesinden yararlanmıştır. Elbette sadece kültürden yararlanmak değil onlarınki… Gördüğünü bildiğini yürek közünde harlamış dile öyle getirmiş. Bu meydana geliş öyle güçlüdür ki yüzyıllar geçse de dillere pelesenk olmuş o güzel mısralar.

Aşık edebiyatının ayağı yere sağlam basan ve neredeyse bu edebiyatın temelini oluşturan “aşık atışması”ndan bahsedeceğim sizlere. Taşlama üzerine kurulu bu tür, kazananı kaybedeni olan bir türdür. Üzerinde çokça durulması gereken anlam deryasına inilmesi su götürmez bir gerçek şüphesiz. İşte ben de size edebiyatın iki üstadı Aşık Reyhani ve Aşık Nihani’nin atışmasını sunacağım.

Aşık Reyhani, aşıklık yolundaki adımları atarken kendisi için şunları ifade ediyor :
“Ben, 1950 yılında aşık olmuştum. Nasıl aşık olmuştum, bilinmez. O zamanlar, aşık olduğum zamanlar, bir usta bulmalıydım; bir ustaya hizmet etmeliydim. Bir nakış, bir örnek almalıydım. Bardız’da Nihani Baba vardı ve ona gitmeliydim. 1952 yılı bir cuma vakti Nihani Babanın evine gittim…” diyerek devam ediyor sözlerine…

Üstat Nihani ise 80’ini aşmış Koca Çınar… İşte daha toy aşığın bahsettiği, dizinin dibinde ders alacağı üstat oydu.


Aşık Reyhani, onu camda beklerken geldiğini görünce dilinden şu dizeler dökülür :

Hele bakın Nihâni’nin halına
Gocalanmış, dişi düşmüş geliyor
Ecel kuşağını sarmış beline
Hayat köprüsünü geçmiş geliyor

Baba nerde senin inci mercan sözlerin
Ayağın önünü görmez gözlerin
Egilmiş gametin yorgun dizlerin
Umut bir bastona düşmüş geliyor

Hele seller coş ettikçe dere dağlanmış
Dalgalar vurdukça uçmuş yarlanmış
Kervan yoruldukça yük ağırlanmış.
Akşam olmuş güneş açmış, geliyor

Kolay değildi onu anlatmak… Toy bir delikanlının sazına şeref vermiş bir üstattı nihayetinde…

Bilen bilir bu atışmalar genellikle köy meydanlarında gerçekleştirilir. İşte Reyhani sözü bitirince Aşık Nihani sazını ister bir divan okuduktan sonra köylü, aşıkları köy okuluna davet eder. İki minder atılmış ve köylü doluşmuş. Biri 15-16 yaşlarında toy delikanlı diğeri 85 yaşında koca ihtiyar. İki aşık atışacaktı, onlar da dinleyecekti.
Nihani ile bir iki söyleştikten sonra sıra taşlama kısmına gelir. Ama Reyhani, ar eder. Şöyle anlatır durumu : “Ama ben onu taşlayamazdım, utanırdım. Dedem yaşında bir adamdı. Saygı sayacaktım.Ben bir Anadolu çocuğuyum.”

İfadelerin güzelliğine bakar mısınız? “Ben Anadolu çocuğuyum.” Her tavra işlemiş naif Anadolu’m. Her duruşta göstermiş kendisini. Neyse dönelim kaldığımız yere.

Nihani Baba gençlerin bu isteğini yerine getirmek istemiş. “Evladım madem gençler atışmamızı istiyor bir iki atışalım.” Bu söz üzerine Reyhani bir nevi izin aldığını düşünür. Ve işte o muhteşem atışma olur.

Reyhani :

Bakın bu dünyanın işine
Gözlerim gan dolmuş figan gözetir
Yüz yaşına girmiş bizim ihtiyar
Yazık olsun yine meydan gözetir

Aşık Nihani :

Yavrum elif her bir mahreçnen hecelmez
Aşıklar yorulmaz dünya dincelmez
Ömür geçer amma gönül gocalmaz
Yüz yaşına girse gine meydan gözetir

Aşık Reyhani :

Baba senin hükmü halın kalmadı
Söndü peteklerin balın kalmadı
Bir yana gidecek yolun kalmadı
Gayrı seni bir kabristan gözetir

Aşık Nihani :

Kuzum böyle ham fikiri sokma araya
Çam sakızı derman olmaz yaraya
Azrail gelirse bakmaz sıraya
Bazen pir yerine civan gözetir

Dörtlüğün son cümlesi bir tek benim dikkatimi çekmemiştir muhtemelen. “Güvenme!” diyor gençligine, Azrail civan da görürür. Sözü süzüp söyleyen manayı inci gibi dizen bam teline yerinde vuran bir üstat…

Reyhani durur mu o sırada düşünüyor öyle bir şey söylemeli ki kalmamalı altında bu sözün. Acem kızı olan bir sevdası varmış Aşık Nihani’nin… Atışma bu, deşiyor yarayı…

Gelsin mi devamı? Haydi bakalım :

Aşık Reyhani :

Baba aşıklar maşuk için vadolur
Zannetme ki bu dünyada tat olur
Belki Acem kızı senlen yâd olur
Şimdi eller alır düşman gözetir

Ah bee! diyor insan şu mısraları okuyunca. Ah be, vurulur mu böyle Reyhani ne yaptın sen? Aldı sözü Koca Aşık…

Aşık Nihani :

Merhanetin yok mu yavrum ben ihtiyarım
Aciz vücuduma vurdun bir yara
Ben yâr ile söz kesmişim mezara
İkrarım huzur u divan gözetir

Yâr ile söz kesmek mezara. Ne yaman söz.. Sabrı, sabrın verdiği tadı boğazdan yakarak indiren söz.

Eveeet işte böyle… Bakana, görmek isteyene her mısrasında ayrı bir derya… Kalıcılığı asla yakalayamamış sadece günü kurtarmak için yazılanlardan olmadığı aşikâr. Biz, yeni nesil, biz de bizden sonra evlatlarımıza, torunlarımıza taşıyacağız bu kültür hazinesini. Bu, biziz. Özümüz bu !..

Reklamlar

By nurgulakbal

Muallime Hanım ❤️ Künye Edebiyat E-Dergi Editörü 📚 Kutlu şehre aşık. Yeni'ye karşı değil nefesi Eski'de.. 😍 H&N💕 🇹🇷 !

5 thoughts on “HALK EDEBİYATINDA AŞIK ATIŞMASI”
      1. Rica ederim. Halk edebiyatında aşıkların atışmasına örnek verilecek daha ne tatlı ne şirin aşıklarımız var. Sümmani, Çobanoğlu’nu da sabırsızlıkla bekliyoruz kıymetli kardeşim.

Bir Cevap Yazın