Bugün buralar çok güzel
Eski yük treni kadar ağır geçen dertleri çekmeceye kaldırdım
Mahalle de insanlar öyle de böyle de ayrı güzel
İçlerinde hiç sayamadığım kadar kötı varsa da
Yumurtanın akı da olmasa ondan güzel menemen olmaz…

Bugün sokak araları oturduğu yerden rahatsız kodaman tavrında
Elli kuruşu bile lotoya veren adam gibi dolambaçlı, dümenli
Sigarayı kıçına kadar hüpleten berduş kumpanyası
İçlerinde saymak istemediğim kadar iyilik varsa
Bu teyzemin demlediği çayı şerbet gibi yapar

Çıkarken evin kapısını açık unuttum da ayakkabımı vesveseye sildim
Cümlelerimi yuttum, kelimelerimi attım cebime, küfrü gargara yaptım
Çok akıllı bir şey değildim yatak altında fikrimi buldum döner ayak
Ayrı bir hışım yelkovanın âşk mahnılarında
Ve sürekli bir şeyi eleştiren akrep de bozulup gider…

Bir bankta oturdum ve hanımın fotoğraflarına bakarım
Bu benim keyfim o dudakları ne güzel öptüm
Yaşım kaç olmuş takip edemedim
Gözlerim birden nemlenirken kalbim sıla vapuruna bindi
Martılar da şiir kaptı deryadan…

Saatlerce oturdum ve destanlar kadar kendi kendime konuştum
Bir iç geçirdim damarlarımda rubailer akardı
Ufak bir zaman geçince vakitlerden bir esnaf oturdu yanıma
Benim kadar konuştu benliğim kadar boştu
Ama namussuz tükettiği sigara kadar geldi geçti ömrümde

Size bir şey anlatayım
Hanım çok güzel erişte kokar
Nice yastıklarda ne çok sevdim güzel saçlarını
Öpmeye doyamadığım dudaklarının ardında dişlerinde garip bir maydanozdum
Hoş etti beni, çok hoş etti beni muhteşem kadın…

Size bir şey daha anlatayım mı?
Yanaklarını çok abartılı mıncıkladım
Sinirlenip tencereyi kafama geçirecekken gözlerine yumuldum
Beni çekiştirirken felaket sarıldım
Biz bu memlekette kaybolduk…

Bir kaç gün sonra yanıma biri oturdu
Niye ağladığımı sordu ayaklarım kan toplamıştı
Ağlamıyordum sadece gözüme…
Yok öyle bir şey olmadı kimdi ki yanıma oturan?
O telâşlı gelip gideni bulamadım…

Gel şöyle ruhsarım kalem mazhar oluyorken
Gel benim aziz divanım her şey göçerken
Sağım serbest solum müsait muhabbet her neyse…
Çayı ney ettiysen gençliğime de yap bir Türk kahvesi
Beni rahatlatan tek şey bu

Biz ayrı dünyaların insanıyız
Bu yaşadığımız başka bir şey
Sadece kendi iç alemimizde gelişen manzaralar baki.
Tatlı bir telaşa sürükleyen
Sürüklediğine hapseden hülyalarda…

Kalkıp gittiğim mahalleler
Tepemde hürriyet arayışında martılar.
Bir kapıdan bir kapıya gamlı bir kedinin yuvası
Rızkı cami avlusunda musluktan bir yarbay adasıyla içerken kuşun.
Her pisliği Leyladır elbet sıçanlar kaldırımda…

Hanımı şu evin balkonunda sevdim
Beraber yeyip içerken dudağından damlayan reçeli emdim
Çok şikayetlenen sineğim kirpiklerinde
Radyoda çalan en sevdiği şarkıyım
Mırıldanırken ağzından damlayan salya kalbimde

Şu üzüm çardağını görüyorsunuz
Nefsim el vermedi yedikçe yedim
Günahım af olsun görmediğim kadına hasretliktir
Matematiğim yetmiyorken sayamadığım sessizliği
Kedinin de bir isyanı varsa ben ne edeyim?

Kulak zarımda bir türkü çınladı
Bizim oralarda meşhurdur
O güzel vatan da benim hanım hoştur
Şu sokağın sonu huştur
Ardı muşmula suratlı eski yapılar…

Dostum Kemal bağlama çalıyor sokağın başında
Buna “günah” diyor…
Adam insanları rahatsız etmeye kıyamazken
O aziz yılların sevdasını çeken eller muhalif
O pınarları çöl tutmuş gözler iktidar…

Hanımı aramayalı kaç vakit oldu kim bilir…
Memleketin bir diyarında en basit bir bakkala giderken
Evde bir şey unutmuştur tam dönecekken yine öpsem ya gözlerini, dudağını, burnunu…
Soğuktan burnu akarken şifam olsun
Bzi delilere ayıp değil bu…

İki sene evvel Mayısta sevdim bir ceylan
Öyle gözleri, kaşları, yanakları var ki
Maddi durumum yetmedi ama gidebildiğim hiç bir diyar böyle değil
İçtiğim su eş değil, elime değen sabun böyle etmez beni
Namazım, niyazımın sonunda ezber ettiğim dua…

Bugün buralar çok güzel
Bugünün ötesi de güzel
Yarın kim bilir ne olur…
Sabahın ilk gün ışığı nelere kadirdir
Beklemek farz damarımda, vacip…

Size bir şey anlatayım bu son olsun
Evvel zaman içinde kalbur benim damgam iken
Tepemde ki yağmurun ardında kendimi kahverengiye gizledim
Ben Cemal Mustafa, rüzgâr hangi yönden eserse
Susmasın şiirler…

Bugün buralarda alır hayırlı havadis
Cam kırıkları arasında nazar
Dilimde hep aynı söylenti
Özlemlerde hep aynı duygular
O eski tren nasıl gittiyse öyle döner elbet

Size bir şey söyleyeyim hiç susmamak üzere
Belki delirdim belki de kabuk bağladı duygular
Hakikaten ben bu şiiri olay örgüsü dışında
Sabaha yemin içen saat 4:30’da yazarken
Yiyeceğim bir umutla yaşamak ayrı güzel…

Hayat bir hikayeyse bitmemek için yaşanılan
Bu satırlar dökülürken hiç yanımda olmayan güzelin
Adına kurban olduğumun kavurucu özlemiyle
Hayali iki yanımda beni bir hoş dinliyor
Yukarı da Allah şahidim…

Günler verir mi geleceği dostum?
Geçmiş geleceği tatlı kılar mı?
Ben bu şiire başlık düşünürken
Her yer yol yordamını bulur mu?
Şu gönülde ne çok kavruldum…

Güneş doğsa ne olur?
Şer bir fare deliği hayır koca bir vatan toprağı
Her ne olacaksa hayatta beni bir mürekkep teselli eder
Kalem, defter şahit
Gün doğmadan neler doğar bir hayırlık…

Aykut Barış Çelik

Bir Cevap Yazın