Bu yazımdaki fikirlerimden dolayı birçok arkadaşım olayı teknik açıdan incelemeyip duygusal olarak ele alıp direk üstüme gelip beni de Cem Yılmaz gibi linç etmeye çalışacaktır diye düşünüyorum. Ancak doğru doğrudur, yanlış da yanlış. Bunun ötesi yok baştan söylemiş olayım.

O halde şimdi doğruları yazma vakti. Kimdir bu Cem Yılmaz? ya da Cem yılmaz neyimiz olur? veya Cem Yılmaz nedir? Soru basit, cevap da basit; Cem Yılmaz bu ülkede futboldan sonra üzerinde ittifak edilen ikinci ulusal değerimizdir…

Nasıl ki dünyanın hiç bir ülkesinde en entelektüelinden en gara cahiline kadar hiçbir kimse popüler kültür üzerinde yükselen değerleri tüketirken bunları sorgulamayı aklından geçirmeyi düşünmüyorsa; Biz Türkler de hangi sınıftan, hangi kültürel düzeyden ve hangi inançtan olursak olalım Cem Yılmaz’ı topyekun sevmekten gocunmuyor, hakkını vermekte hiç bir kaygı taşımıyoruz…

O halde biz de bu “soytarı”(sözleriyle ve davranışlarıyla halkı güldürüp eğlendiren kimse, maskara)nın hakkını verelim o zaman. Doğrudur, Cem Yılmaz bu halkı güldürmekle de kalmamış; mizah ateşini Olimpos Dağı’ndan gülmeye muhtaç tüm insanlar için çalmış ve bu ateş sayesinde halk bir bakış aydınlığı kazanmış, günlük gülme ihtiyacını kendi membaından temin etmeye başlamış, ekranlarımızı yıllarca işgal etmiş: “Olacak O Kadar” türü reyting hamdiliklerine yaptığı komikliklerle son vermiştir. Şimdi Türk halkı, bu yeni ‘mit’i bağrına basıp sevmişse bunda gocunacak ne olabilir?

Cem Yılmaz’ı sadece yaptığı komikliklerle anmak veya hakkında birşey konuşmak doğru olmaz. Madem herşeyi konuşacağız, Yılmaz yapmadıklarıyla da önemli bir kişiliktir nezdimde. Örneğin kendisine televole mikrofonları ne zaman uzansa o hiç bir zaman tutulup kalmamıştır. Ferhan Şensoy, Yılmaz Erdoğan, Levent Kırca gibi aptal imam, ırz düşmanı din adamı tiplemeleriyle asla vakit kaybetmemiş; Okan Bayülgen gibi açıktan köylüleri aşağılamamış, Beyazıt Öztürk gibi bir dönemin postmodern darbeci paşalarına övgüler düzerek siyasal misyon ifasına kalkışmamış; Güneydoğu şivesinden medet ummamıştır…

Bütün İslamcılar toplaşsa bu ülkenin elit, beyaz evlatlarını zehirli sarmaşık gibi saran Budizm, Yoga, gibi saçma sapan inançlarla kim dalga geçebilirdi? Cem Yılmaz’ın sayesinde bütün “Guru gürültüler” resmen yok olup gitti…

Hayatımda bir kez bile seyretmedim ama yaptığım araştırmaya göre, günümüzde birçok kişinin oldukça başarılı bulduğu Avrupa Yakası dizisi bile Cem Yılmaz’ın replikleri ve esprileriyle dolu…
Rahmetli Kemal Sunal’ın oğlunun programı, Yılmaz Erdoğan’ın şovu oturup izlediğinizde oradan çıkan yeni yetme soytarıların hepsinin espri kaynağı yine Cem Yılmaz…

Özetle: Az biraz eğitim, biraz da eli para görmüş, kentle ilintisi akıcı ya da kekeme düzeyde kalmış orta halli insanların iddialarıyla, sınıfıyla, kendisiyle çelişen halleri; ve biri komik olduğunu söyleyene kadar komik olduğu fark edilmeyen alışkanlıkları; iletişim kurmayı ya da duyguları ifade etmeyi kolaylaştırdığı için sarıldığı ‘klişeleri’ ve pişkinlikleri Yılmaz’dan daha iyi sentez eden kim var acaba?

Burada dikkat edilmesi gereken: Büyük idealler, ideolojiler ve fikirler de, eğer yeterince ‘klişe’ iseler, arada kaynayıp gidebiliyorlar, böylece modernleşme evrimini tamamlayamamış, gelenekleri de lokum ve Türk halk müziğine indirgemeye yatkın hale gelmiş bir tür Türk insanının atomize olmuş kültürel dünyasına kahkaha darbeleri indirebilen Cem Yılmaz’ın apolitikliği bir ‘politika’ olarak okunsun ey dindar kardeşim.

Kendinden önceki tüm açılara ters ışık tutan bu kışkırtıcı zeki insanın işaret ettiği yer küçüle küçüle komik hale gelmiş bir gündelik hayat evreninden başka bir yer değildir diye görsek fena mı olur?
Her şeyin komik olabildiği bu evrende, kendisine gülünmesinden rencide olmayacak tek bir değer vardır ki o da taktir ederseniz paradır para!

Ferrari’ye binmek, gösteriyi izlemeye gelen insanları A’den F’ye sıralayıp kadim kast sistemine parmak ısırtacak yeni sınıflar icat etmek işten bile değildir bu durumda. Konjonktüre, tesadüfe bakın ki, zeki insanın görüş alanında da bunlar vardır artık; Cem Yılmaz’a hayran olmanın da eşiği tam olarak bu noktada başlar. Türk insanının aşağılık kompleksi, kimlik krizi gün gibi ortada iken bir ülkenin evladı olarak Yılmaz; elinde kalan son şeylerle, gündelik hayatında ve gündelik ritüellerde “güçlü” olmayı, hiç değilse güçlü gibi görünebilmeyi deliler gibi arzulamışsa ne var bunda?
Hem hangimiz öyle değiliz?
Hangimiz…
Birbirimizi kandırmayı bırakalım artık, dürüst olalım…
Bir çok kişinin içinde özlemini taşıdığı, nicedir özendiği tek şey hazırcevaplık, gözbağcılık, karşısındakini şöyle bir mort etme ve zekasını en kısa yoldan kanıtlama derdi değil midir?
İnsanları hatta bazen dostlarımızı derecelendirirken “bizi en çok eğlendirenlerini” özellikle ve özenle koruyup kolladığımızı inkar edin de taş olun hadi…
Bu bağlamda gizli ve gerçek komedi ikonumuz Cem Yılmaz, günü epey iyi hasılatla kapatan, o malzemeye rağmen en kaliteli kadınlarla birlikte olabilen bu adam “hayranlık” uyandırmayacaktır da İbn-i Rüşd mü “hayranlık” uyandıracaktır?

Adamın işi bu. O gün yüzüne bu zamana kadar çıkmış en iyi soytarı. Herkes bu saf zeka kıvılcımlarının, real time da yazılıveren monologların vahiy muamelesi görmesini boş yere yadırgamasın! G.O.R.A. için, Yahşi Batı için sinema salonlarını doldurmuş çoluklu çocuklu kalabalıkların “inanç ekseni” kaymışsa kaymış, kimseyi cennete götürecek değilsiniz! Önce bilime, sonra sanata doğru kaymış olan kutsal’ın yeni ekseni gündelik hayatın haz vaat eden mekaniğidir artık kabul edin şunu.

Ey Cem Yılmaz “sana ruhtan soruyorlar” diye “ayet” okusa, bu kalabalık yüzüne baksa yine gülecektir, yine gülecektir var mı daha ötesi? Yahşi Batı filmindeki at sahnesinde dönen geyikte olduğu gibi, bütün bu çıkışlarınız, kaygınız, yerginiz, adam hakkındaki küfürlü ifadeleriniz dışardan “at şeyine konmuş kelebek gibi” çirkin bir görüntü oluşturuyor. Yapmayın, vurmayın artık yazıktır adama!

Reklamlar
3 thoughts on “Cem Yılmaz Neyimiz Olur?”
  1. Merhaba
    Estağfurullah ben yanlış ifade etmişim sizin yazınızı kastetmemiştim. Genel anlamda toplum olarak soytarı dediğimiz zaman. aşagılamak için kullanırız diye, bildiğim için. Yani demek istediğim bazı kesimlerde öyle zannediliyor.
    Teşekkür ederim yorumunuz için iyi dilekleriniz için
    Sizede iyi günler güzel günler

  2. Bazı şeylerin zor olduğu gibi Cem Yılmaz olmak da zor.
    Ama sevmeyenler begenmeyenler onu veya onun gibileri aşagılamak, hakaret etmek istedikleri zaman “soytarı” dediklerinde o sanatçı nın veya komedyenin hayran ve seven kitlesinede saldırmış ve hakaret etmiş olmuyolarmı ben öyle görüyorum ve bu çok üzücü birsey

    1. Merhaba Funda,

      Öncelikle hassasiyetinizi anlıyorum ve sanıyorum yazdığım bu yazıdaki kullandığım kelimeyi de yanlış anlamışsınız…
      Böyle düşünülmesin diye de soytarının anlamını yazmıştım…
      Diğer taraftan, zaten bu kelimeden Cem Yılmaz asla gocunmaz çünkü işi bu. Neden gocunsun ki? Meslek bu… Ben cem yılmaz olsaydım bu kelimeyi kullanmış olsaydılar gurur duyardım. Maalesef birçok kelimemiz gibi içi oyulmuş bu kelimenin yanlış anlaşılan ya da modern anlaşılan anlamını baz alarak değerlendirmelerde bulunmuşsunuz. Yoksa yiğidi öldürüp hakkını verdiğimizi düşünüyoruz yazmış olduğumuz cem yılmaz yazımızda…
      İyi günler ve iyi okumalar diliyorum size en iyisinden, en güzelinden…

Bir Cevap Yazın