Geçen hafta çarşamba günü suyu ısıtmayan kombinin tamiri için Beylikdüzü’de bizim evin arka tarafındaki anahtarcı ustanın dükkanına gittim. Usta aynı zamanda anahtarcılık da yapıyordu.
Ben kombiyi tamir etmesi için beklerken kalfası kan-ter içerisinde telaşla ve sinirle dükkâna geldi.
– “Açılmadı usta, çok eski bir kilitmiş, kıpıyı kırmak mecburiyetindeyim”- dedi.
Usta; “Dur hele oğlum kapı kırılır mıymış”- diyerek benden müsaade istedi ve çıktı gitti.

10 dakika sonra tekrar dükkâna geldiler…
-“İşte bu kadar. Kilidi açarken sinirlenmeyeceksin. Suyuna gideceksin, kilidin dilinden anlayacaksın, bak kıralım diyordun, nasıl açılıverdi kapı” dedi kalfasına.
Kalfa boynu bükük önüne bakıyordu.
Çünkü az önce; -“Kapı açılmıyor kıralım”- derken ustası on dakikada açmıştı açılmaz sanılan o kapıyı.
Ayrıca kapı kırıldıktan sonra “Çilingir” mesleğinin anlamı mı kalırdı?!
Usta bir çilingir, anahtarı kayıp olan kapıyı iki dakikada açıvermişti..
Eğer kapının anahtarı kayıp olmasa idi, çilingire de ihtiyaç olmayacak, kapı “şıp” diye zaten açılacaktı.
Düşünün ki demir yığını o koca koca kapıları küçük bir anahtarın minicik dilleri hemencecik açıveriyor..
Eğer anahtarınız yoksa kapıyı açamazsınız veya çilingir çağıracak kilit yerini kırdıracaksınız..
Evet, işte insan kalbide bir kapıya benzer…
Anahtarı da hiç kuşkusuz tatlı dildir.
Şayet “Tatlı Dil”i kaybederseniz çilingir de bulamazsınız.
Hem kırmak da çare değil o kalbe girmek için.
Bu sebeple herkes anahtarına sahip çıkıp kaybetmemeye özen göstersin…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın