Sevgili torunlarımızın torunları;

               2021 yılı kışının soğuk bir Ocak akşamı kaleme almaya çalıştığım mektubuma başlarken siz henüz dünyaya gelmemiş torunlarımızın torunlarını kalbi selamlarımla selamlar sağlık, sıhhat ve afetlerden uzak afiyetler dilerim.

               Sevgili torunlarımızın torunları; bizim nesil en azından çocukluğunda, gençliğinde mektuplarla haşir neşir oldu. Ama orta yaştan itibaren hızlı bir şekilde terk etti. Çocuklarımız ise ne mektup yazdılar ne de onlara mektup geldi. Zannım o dur ki, sizler mektup ne demek onu bile bilemeyeceksiniz. Bir yerde kelime olarak dikkatinizi çektiğinde, ne anlama geldiğini öğrenmek için internette Google arama motorundan bakacaksınız.’’Ne kadar geriye bakarsanız o kadar geleceği görürsünüz ‘’ sözünden hareketle bu düşünceleri taşıyorum. Bilmem çok haklıymışsın dedeciğim dermisiniz. Annemin çeyiz sandığını açtığımda, keşke karşıma 80-90 sene önce annemin, babamın dedesinden bize hitaben yazılmış bir mektup çıkıverse ne kadar da çok sevinirdim. En azından o zamanla bu zamanı kıyaslama imkânı bulur, dedelerimin tavsiyelerinin günümüzde ne kadar geçerliğini muhafaza edebildiğini düşünürdüm. Ama ben böyle bir imkân bulamadım. Onun için istedim ki, siz torunlarımın torunları maddi yönü olmasa da manevi yönü olan bu imkâna sahip olun. Merhum dedenize samimi bir Fatiha okuyun…

Zaman o kadar hızlı geçiyor ki, maziye baktığımızda sanki hiç yaşamamış gibiyiz. Atiye baktığımızda meçhul bir zaman ve her gün baki âleme gidenleri uğurlamamıza rağmen hiç bitmeyecek sandığımız bir ömür hayalindeyiz. Ama heyhat nafile. Mazi göz açıp kapayıncaya kadar nasıl geçmişse, ati de aynı hızla bize doğru yürüyor. Dede giderken, torun geliyor. Tabiri caizse gidene ağlarken, gelene gülünüyor.

               ‘’Bir neslin kaderini, bir önceki nesil tayin eder veya dedelerin hatasını torunlar çeker’’ diye güzel güzel sözlerimiz var. Biz dedelerimizin hatalarını çektik ve çekmeye devam ediyoruz. Ama istiyoruz ki, siz torunlarımız aynı acıları çekmesin. 1939 Erzincan, 1943 Çorum, 1970 Ladik, 1970 Erciş, 1978 Horasan, 1992 Erzincan, 1996 Dinar, 1997 Ceyhan, 1999 Marmara, Düzce, 2003 Elazığ, 2011 Van – Erciş, 2020 Elazığ, 2020 İzmir depremlerini yaşadık. On binlerce vatandaşımızı toprağın kara bağrına bırakıverdik. Bırakırken bile son vazifemizi belki gereği gibi yapamadık. Cenazeleri toplu olarak kimsesizler mezarlığına iş makineleri ile defnettik. Anaları, babaları, sevenleri ağlattık. Çocukları öksüz yetim bıraktık. Daha henüz açmamış çiçekleri soldurduk. Ümitlerini bir bir söndürdük. Hayallerinin tamamlanmasına bile müsaade etmedik. Binlerce vatandaşın engelli olmasına, aile birlikteliklerinin son bulmasına vesile olduk. Çünkü kumu denizden alırken, çimentoyu eksik kullandık, telafisi için de moloz kullandık. Demirden tasarruf yaptık. Ama hakkımızı da yemeyelim boyasını, cilasını, çevre düzenlemesini çok güzel yaptık. Daire satın almak için eşleriyle bakamaya giden bayanlar tabiri caizse daireyi görünce bayıldılar. Hemen alabilmek için, tüm imkânlarını seferber ettiler. Eldeki yetmediyse uzun vadeli kredilere hücum ettiler. İstisnalar olmak üzere, kimse bunu kim yaptı? Acaba nasıl yaptı? Ne kadar depreme dayanıklı? Bunun bir resmi belgesi var mı? Diye sormadı. Netice de elde ettiler. Ama bazen borçlarını bile bitiremeden depremde değil, dururken çöken binanın içinde kalıp ebediyete gittiler.

               Çöken bina deyince aklıma geldi. Geçmiş yıllarda 10 katlı bir apartman çökmüştü. Onlarca ölü yaralı vardı. Ölülerin, yaralıların ağzından harç yerine kum taneleri çıktı. Hâlbuki harç çıkması lazımmış. Birde apartmanın kapıcısı, binadan 480 kg demir sattığını söylemez mi. Kullanımda olan apartmandan nasıl bu kadar demir satılır? Ben hala anlayamadım. Herhalde kriş – kolon yontulmuştur. Olmadı kesilmiştir veya daha farklı tadilattan çıkmıştır. Yok canım balkon demirleri hurdaya çıkmıştır(!)

               Her yaşanan afetin arkasından ‘’ Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Deprem değil, insanoğlundan kaynaklanan zararlar bu ülkenin rutin kaderi olmaktan çıkacak. Acılar bu kadar çok yaşanmayacak. Hata yapan bedelini mutlaka ödeyecek.’’ Demeçlerini duyunca gidenleri getiremesek te en azından kalbimizin derinliklerine gömdüğümüz acılara birazcık su serpildi ve inşallah dileklerimizle büyükçe bir ÂMİN dedik…

MAHİR ODABAŞI

Reklamlar

By MAHİR ODABAŞI

1966 yılında Çorum ili Osmancık ilçesi Seki Köyünde doğdu. İlkokula köyünde başlayıp daha sonra Ankara Çankaya Mithatpaşa İlkokulundan 1977 yılında mezun oldu. 1985 yılında Kargı ilçesinde memuriyete başlayıp sırayla Osmancık ve Mecitözü ilçelerinde 2001 yılına kadar görev yaptı. 1990 yılında İşletme Fakültesini bitirdi. 1991 1992 yılında Ankara Mamak Muhabere Okulunda kısa dönem olarak vatani görevini yaptı. 1990 - 2000 yılları arası çeşitli ilköğretim ve liselerde dışardan İngilizce ve İlk Yardım derslerine girdi. 2001 yılında açılan Sivil Savunma Uzmanlığı sınavını kazanarak Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğünde göreve başladı. 2019 yılında, ikinci üniversite olarak Atatürk Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Okulunu bitirdi ve C sınıfı İş Güvenliği Uzmanlığı belgesini aldı. Halen İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görev yapmakta olup, evli ve 2 İlköğretim Matematik Öğretmeni babasıdır.

Bir Cevap Yazın