“ÖYLE EKİMLİ KASIMLI DEĞİL. ARALIKSIZ SEV BENİ”

Eylüldü ve yağmur yağıyordu. Ben yağmura aldırış etmeden seni bekliyordum. İçimde bir ceninin doğmayı beklemesine denk bir heyecanla gelmeni bekliyordum. Aklım firarda yüreğim ökseye yakalanmış bir güvercin misali kanat çırpmaktaydı. Bekliyordum, zira seni beklemek güzeldi. Seni beklemek bir ülkeyi yeniden işgal etmek gibiydi.

Yağmur hızla yağmaya devam ediyordu, her damlası kızgınlıkla toprağa vuruyordu, belli ki o da sinirleniyordu gelmeyişine. Bir sigara yaktım sonra, bir nefes çektim ciğerlerime ve sen köşeden döndün. Ulan dedim keşke daha önce şu meredi ateşleseydim. Her neyse geldin ya.

Bu seninle ilk buluşmamız, ilk heyecanımızdı. Islanmış yanağıma ıslak dudaklarınla bir buse konduruverdin, merhaba dedin. Şaşırdım dondum kaldım. Yüzümün kızarıklığından buhar oldu tüm yağmur damaları. Bilirsiniz herkesin yüreğinin bir köşesinde sabırla bekleyen, patlamaya hazır pimi çekilmiş bir bomba misali saklı duran bir aşk vardır. İşte tamda bizimkisi böyle bir şeydi işte.

Yağan yağmura aldırış etmeden sessizce ağır adımlarla rıhtıma kadar yürüdük. Yüzümdeki alev alev yanan o ilk öpücüğün heyecanı, sende titreyen eller vardı. Ne olduysa birden elimi eline uzattım ve tuttum. Soğuktu, üşümüştü minik ellerin. Sonra sıkı sıkı birleşti ellerimiz. Kolumu korkarak omzuna attım o an yüzüme baktın gülümsedin ve başını omzuma yasladın. Mutluydum. Liseli aşıklar kadar şendik.

Bir banka oturduk. Yağmur yağmaktan vazgeçmişti. Karşımızda kız kulesi çevremizde elimizdeki simit parçalarına pike yapan martılar. Kız kulesinden sanki el sallıyor gibiydi rahibe Hero. Bir çırpıda sana kız kulesinin bildiğim efsanevi hikâyelerini de anlattım. Masal gibi dinledin beni. Zira uyuyakalmıştın omzumda. Uyurken korkusuzca seyrettim seni doya doya. Çok güzeldin. Dayanamadım bir buse kondurdum al yanaklarına açtın gözlerini. Çok geciktin, boynum ağrıdı uyuyor numarası yapmaktan dedin ve güldün. Bir buse de titreyen dudaklarına konduruverdim.

Hava kararana dek o bankta oturduk. İki simit bir gazoz akşamı ettik seninle. Çok geç kaldım dedin birden fırladın ayağa. Kapat dedin gözlerini lütfen kapat. Kapattım bende. İki gözümün üstüne birer buse kondurdun uzun uzun. Yarın tamda burada buluşuruz dedin koşar adım gittin.

Kaç eylül geçti bilmem ama sen hiç gelmedin.

“Ben bıraktığın yerde sabırla bekliyorum. Mektubumda son satır buraya ekliyorum. “

“ÖPTÜM İKİ GÖZÜNDEN”…



Emre Vehbi ALKAN
Şiirbaz
15.10.2020

Reklamlar

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın