Ne demek: “Yaşamak”

Nefes alıp vermek, hava ile dolan ciğerler, kalbin ritmi, kanın küçük ve büyük damarlarda dolaşımı, hücreler, vitaminler, enzimler, sinir uçları ve daha ötesi… Sempatik sistem, duygular, duygulanmalar, beyin fonksiyonları, gelecekte bir nokta, umut, umuda doğru koşmak, başarılar, gurur ve hüzün veya heyezan… Sayılamayacak kadar kelime ve kavram. Peki, yaşamak kavramlar mı yani sadece? Veya hepsini yaşayabiliyor muyuz gerçekten? Yaşarken anlayabiliyor muyuz biz bunları?

Ya ölüm? Kalbin durması, kanın damarlar içinde donması, sönen gözler, havasız bir ciğer, ölüm katılığı ve sarılığı, kokuşma veya daha ötesi… Yeni hayatlara yaşama hakkı tanıma, toprağı doyurma, yeryüzü mutluluklarının bitimi, belki bir acının başlangıcı, matem, ölmeyenler için? Ölüm, hayatın bittiği nokta ve aynı zamanda hayatın bir parçası. Kimileri için hayatın anlamı. Ölüm bir ders, zorlu bir hayat bilgisi değil mi?

Neler oluyor?

Güneşin muhteşem ışıkları her gün aynı pencereden içeriye giriyor. Bazı evlerin ışıkları, güneşten de önce yanıyor. İnsanlar evlerinden bu zaman diliminde sokaklara doğru akıyor. 76 Y numaralı İhlas Marmara – Bakırköy otobüsü de durağa geliyor. En fazla 12 dakika gecikiyor! Mustafa her gün okula gidiyor. Mustafa üç aydır sokakta top oynayamıyor, çünkü Mustafa’nın üç ay önce annesi vefat etti. Her Perşembe Sultan teyzenin evinden hamsi tava kokusu yayılıyor 11 katlı binaya. Pazartesi günleri semt pazarı kuruluyor Marmara mahallesindeki sokakların birinde. Bu arada Sultan teyze Trabzonlu. Asansörde sigara içeni 47 dairede yaşayan insanlardan hiç bir kimse bulamıyor.

Yani öyle bir hal ki öyle yeryüzü sandığınız gibi büyük filan değil ve insanlığın tarihi de en fazla onbin yıllık… Adem (a.s) sanki dün yaşamış gibi geliyor bana… İsrailoğulları hala yaşıyor. Hala katliam yapmaya devam ediyor! “Burma, Arakan” ismini ilk kez duyuyor dünyanın insanları… Amerikan uzay bilimleri NASA aracı Satürn’ün fotoğraflarını durmadan merkeze yolluyor. Afrika güya aydınlanıyor. Bilgisayarlar ve akabinde internetin girmediği hiç bir köy kalmadı.. İletişim bütün yeryüzünü kuşattı böylelikle kutuplar bir tık kadar insana yakınlaştı. Fakat, aileler paramparça oldu, kardeşler ise birbirini görmemek için başka illere taşındı! iş yerlerinde herşey sunileşti, naylonlaştı!

Yaşamayı anlamak gerçekten çok zor. Ya da ben anlamakta zorlanıyorum belki. Fakat, insan anlayabildiklerini yaşamakla başlamalı hayatta…

7 thoughts on “Yaşamak ve Onu Anlamak”
  1. Yuşa, hani yazarlık atölyesi kurup beni de çağıracaktın. 🙂 Atölye kuruldu da bizim mi haberimiz yoksa? Çağrılırsam, hem bağışta hem de fahri olarak hizmet etmeye razıyım. 1 yıldır bekliyorum sözün gerçekleşmesini. Üsküdar’a kurs güzel gider. Dilerseniz yer araştırması da yapabilirim.

  2. Teşekkür ederiz bizimle paylaştığın için yüreği güzel evladım. Ne güzel özetlemişsin yaşamayı. İnsan iz bırakmalı değil mi ya.

  3. “Yaşamak, yaş almak değildir sadece yaşamak, yaşlanmaktır…” Bir yerden okumuştum çok hoşuma gitmişti bu cümle.
    Hepimiz yaşamak ve yaşlanmak zorundayız. Sonrası bahsettiğiniz gibi ölüm… Ölmeden önce yaşarken yaşadığınıza şahit olmalı insanlar, ardınızdan güzel şeyler söylemeli, güzel şeyler söyleyebilmeli. Yoksa ne kıymeti var ki yaşadığınızın hatta insan olduğunuzun…

  4. Whatsapp durumundan geldim, iyi ki gelmişim. “Fakat, insan anlayabildiklerini yaşamakla başlamalı hayatta…” Ne güzel bir ifade bütünüdür. Mest ettin beni. Sizi tanıdığım için çok şanslı ve mutluyum. Gönderdiğim şiirleri değerlendirdiğiniz için de teşekkür ederim Yuşa Bey. Gönlünüz dert görmesin. Kaleminiz hiç körelmesin. Sağlıcakla kalın.

  5. Yaşamak her insana göre farklılıklar arz ediyor. Örneğin gönlü susamış bir insanla, gönlünü çalıştırmayan, gönlünü yormayan, hayatı takmayan, hayatı takan, üzgün veya dertli, dertsiz veya neşeli insanlar için farklılıklar arz eder diye düşünüyorum. Lakin yaşamak anlattığınız gibi biyolojik olarak nefes alıp vermekten öte birşey değil. Hayat akıyor… Biz bu akışın içinde neyiz? Neciyiz? Neresindeyiz? Önemli sorular bunlar sanki üstat 🙂

    Paylaşımın için teşekkür ederim yuşa.

  6. “Neler oluyor?
    Güneşin muhteşem ışıkları her gün aynı pencereden içeriye giriyor. Bazı evlerin ışıkları, güneşten de önce yanıyor. İnsanlar evlerinden bu zaman diliminde sokaklara doğru akıyor. 76 Y numaralı İhlas Marmara – Bakırköy otobüsü de durağa geliyor. En fazla 12 dakika gecikiyor! Mustafa her gün okula gidiyor. Mustafa üç aydır sokakta top oynayamıyor, çünkü Mustafa’nın üç ay önce annesi vefat etti. Her Perşembe Sultan teyzenin evinden hamsi tava kokusu yayılıyor 11 katlı binaya. Pazartesi günleri semt pazarı kuruluyor Marmara mahallesindeki sokakların birinde. Bu arada Sultan teyze Trabzonlu. Asansörde sigara içeni 47 dairede yaşayan insanlardan hiç bir kimse bulamıyor.”

    Şu paragraf var ya, dünyanın her dilinde, dünyanın her lisanında aynı abi. Bunlar oluyor, bunlar yaşanıyor… Yüreğine sağlık.

  7. Kalemin, yüreğin, gönlün dert görmeye gardaşlık. Gerçekten keyifle, sıkılmadan okutuyorsun kendini.

Bir Cevap Yazın